Oğlumun Kayıp Nişanlısı Kapımda: Bir Annenin Yıkılan Dünyası
“Nerede oğlum? Lütfen, bana yardım edin!”
Sabahın köründe kapı zili çaldığında, içimde garip bir huzursuzluk vardı. Kapıyı açtığımda, gözleri şişmiş, yüzü solgun genç bir kadın karşımda duruyordu. Elinde titreyen bir çanta, dudaklarında yarım kalmış bir cümle…
“Ben Zeynep… Emre’nin nişanlısıyım.”
O an dünya başıma yıkıldı. Oğlumun bir nişanlısı olduğunu bilmiyordum. Emre, bana hiçbir şey söylememişti. Zeynep’in gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “İki haftadır kayıp,” dedi, sesi titreyerek. “Kimse nerede olduğunu bilmiyor.”
Bir annenin yüreği, evladının başına bir şey geldiğini hissettiğinde bambaşka atar. O an içimde bir boşluk oluştu. Emre’nin odasına koştum, her şey yerli yerindeydi; ama telefonunu almamıştı. Cüzdanı da yoktu. Zeynep arkamdan geldi, eşyalarına dokundu, kokusunu içine çekti.
“En son ne zaman gördün Emre’yi?” dedim.
“İki hafta önce… Tartıştık,” dedi Zeynep. “Ailesiyle ilgili bir şeyler sakladığını söyledi. Sonra çıktı gitti.”
Aileyle ilgili sırlar… İçimde eski bir yara kanamaya başladı. Emre’nin babası, yıllar önce bizi terk ettiğinde, oğluma her şeyi anlatmamıştım. Onun gidişinin gerçek sebebini saklamıştım. Belki de Emre, geçmişin gölgesinde kaybolmuştu.
Zeynep’in ellerini tuttum. “Polise gittiniz mi?”
“Gittik ama… ‘Yetişkin biri, kendi isteğiyle gitmiş olabilir’ dediler.”
O an çaresizliğin ne demek olduğunu anladım. Bir anne olarak oğlumun başına ne geldiğini bilmemek… Bu acı tarif edilemezdi.
O gün Zeynep’i bırakmadım. Birlikte Emre’nin arkadaşlarını aradık, iş yerine gittik. Kimse bir şey bilmiyordu. Herkes aynı şeyi söylüyordu: “Emre son zamanlarda çok içine kapanmıştı.”
Gece olunca Zeynep’i salonda yatırdım. Ben de uyuyamadım. Eski fotoğraflara baktım; Emre’nin çocukluğuna, babasının ona sarıldığı o eski fotoğrafa… Gözlerim doldu.
Sabah Zeynep’le kahvaltı ederken, annem aradı. “Kızım, iyi misin? Rüyamda Emre’yi gördüm; ağlıyordu.”
Birden içimdeki korku büyüdü. Annemin hisleri hep doğru çıkar.
O gün Emre’nin eski defterlerini karıştırırken bir mektup buldum. Bana yazılmıştı ama göndermemiş:
“Anne, bazen bana yalan söylediğini hissediyorum. Babam neden gitti? Gerçekten bilmek istiyorum. Beni korumak için mi saklıyorsun yoksa kendinden mi?”
Mektubu okurken ellerim titredi. Zeynep yanıma geldi, mektubu gördü.
“Emre hep geçmişiyle ilgili sorular sorardı bana,” dedi Zeynep. “Bazen çok öfkelenirdi.”
O an karar verdim: Artık saklanmak yoktu. Zeynep’e her şeyi anlatmalıydım.
“Emre’nin babası… Bizi terk ettiğinde ben ona ‘iş için gitti’ dedim. Ama aslında… Başka bir ailesi vardı.”
Zeynep’in gözleri büyüdü.
“Emre bunu öğrendi mi?”
“Hayır… Ama şüpheleniyordu.”
O günün akşamı kapı tekrar çaldı. Bu sefer gelen Emre’nin çocukluk arkadaşı Murat’tı. Yüzü bembeyazdı.
“Teyze… Emre’yi dün gece gördüm,” dedi Murat. “Beni aradı, çok kötüydü. ‘Her şeyden kaçmak istiyorum’ dedi.”
Zeynep atıldı: “Nerede şimdi?”
“Bilmiyorum… Ama bana ‘Annemle konuşmam lazım’ dedi.”
O an içimde bir umut ışığı doğdu. Belki de Emre hâlâ yakındaydı.
Ertesi gün sabah erkenden evden çıktım, Emre’nin çocukken saklanmayı sevdiği eski parkın yolunu tuttum. Bankta oturmuş, başını ellerinin arasına almış birini gördüm.
Yaklaştım… Oğlumdu bu! Saçları dağılmış, gözleri kan çanağı gibiydi.
“Anne…” dedi kısık sesle.
Yanına oturdum, sarıldım ona sımsıkı.
“Affet beni,” dedi Emre. “Her şeyi öğrendim. Babamın başka bir ailesi olduğunu… Bana neden yalan söyledin?”
Gözyaşlarımı tutamadım.
“Seni korumak istedim oğlum… Ama yanlış yaptım biliyorum.”
Emre başını omzuma koydu.
“Bazen gerçekler çok acıtıyor anne…”
Eve döndüğümüzde Zeynep kapıda bekliyordu. Koşup sarıldılar birbirlerine.
O günden sonra hayatımız değişti. Her şey ortaya çıkınca acı da azaldı ama izleri kaldı.
Şimdi bazen düşünüyorum: Bir anne olarak çocuğunu korumak için yalan söylemek mi doğruydu? Yoksa her şeyi en başından anlatmalı mıydım? Siz olsanız ne yapardınız?