Bir Adım Kaldı: Son Şansımızdı
“Serkan, yeter artık! Kaç tur atacaksın şu arabayla?” diye bağırdım, sesim camdan dışarı taşarken ellerim titriyordu. O an, oğlumuz Efe’nin sesiyle irkildim: “Anne, babam neden bu kadar sinirli?”
O sabah, mutfak masasında boşanma dilekçesiyle oturuyordum. Annem, gözleri dolu dolu bana bakıyordu. “Kızım, bir daha düşün. Efe için… Kendin için…” dedi usulca. Ama içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Serkan’ın son zamanlarda eve geç gelmeleri, telefonunu saklaması, bana yabancılaşması… Her şey üst üste gelmişti. Bir de üstüne yeni aldığı arabayla çocuk gibi avluda tur atması yok mu…
Serkan kapıyı sertçe açtı. “Ne var yine? Arabayı aldım diye mi kızıyorsun? Bir kere de mutlu ol be!” dedi. Gözlerinde öfke vardı ama altında bir çaresizlik de hissediliyordu. “Mutlu olmayı unuttum ben Serkan! Seninle konuşmayı, gülmeyi… Her şeyi unuttum!” dedim, gözyaşlarımı tutamadan.
Efe araya girdi: “Baba, ben de arabayla gezebilir miyim?” Serkan’ın yüzü yumuşadı bir anlığına. “Tabii oğlum, gel bakalım.” dedi ve Efe’yi yanına aldı. O an içimde bir acı hissettim; oğlumun mutluluğu ile kendi mutsuzluğum arasında sıkışıp kalmıştım.
Annem yanıma gelip elimi tuttu. “Kızım, evlilik kolay değil. Ben babanla neler yaşadım… Ama her şeyin çözümü var. Yeter ki konuşun.” dedi. Ama ben konuşmaktan yorulmuştum. Her tartışma aynı yere varıyordu: Serkan’ın ilgisizliği, benim kırgınlıklarım, ekonomik sıkıntılar…
Bir hafta önce Serkan’ın telefonunda bir mesaj görmüştüm: “Yarın buluşalım mı?” Bir kadın adı vardı altında: Elif. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Sabah Serkan’a sorduğumda, “İşten arkadaşım, saçma sapan kuruntulara girme.” dedi. Ama içimdeki şüphe büyüdü de büyüdü.
O günün akşamı Serkan eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Yeter artık! Her şeyden şüpheleniyorsun, boğuldum!” diye bağırdı. Ben de dayanamayıp “O zaman bitsin! Boşanalım!” dedim. O an Efe kapıda ağlamaya başladı.
Bugün ise son gündü. Dilekçeyi imzalamak üzereydik. Ama Serkan’ın arabayla çocuk gibi avluda dönmesi, Efe’nin heyecanı ve annemin gözyaşları arasında bir şeyler değişmeye başladı içimde.
Serkan ve Efe döndüklerinde, Efe mutluluktan parlıyordu: “Anne, babam bana araba sürmeyi öğretti!” dedi. Serkan bana baktı, gözlerinde ilk defa bir pişmanlık gördüm. “Bak Zeynep,” dedi yavaşça, “Ben de mutsuzum. Ama bu arabayı almak… Belki de kendimi iyi hissetmek için yaptım. Sana anlatamadığım şeyler var.”
İçimdeki öfke yerini meraka bıraktı. “Ne anlatamadın Serkan? Neden bana yabancılaştın?” dedim.
Serkan başını öne eğdi: “İşler kötüye gidiyor Zeynep. Patron maaşları geciktiriyor, borçlar birikti. Arabayı krediyle aldım ama aslında kendimi güçlü hissetmek için yaptım. Elif de işten bir arkadaş; bana iş bulmam için yardım ediyor.”
Bir anda her şey anlam kazandı. O an ona sarılmak istedim ama gururum engel oldu. Sadece sessizce ağladım.
Annem yanımıza geldi: “Bakın çocuklar, herkes hata yapar. Ama önemli olan birlikte çözüm aramak.” dedi.
O gece uzun uzun konuştuk Serkan’la. İlk defa birbirimizi dinledik; suçlamak yerine anlamaya çalıştık. Efe uyurken odasına gizlice baktık; masum yüzünde huzur vardı.
Ertesi sabah dilekçeyi yırttık. Kolay olmayacağını biliyorduk ama denemeye karar verdik.
Şimdi düşünüyorum da… Bir adım daha atsaydık belki her şey bitecekti. Peki siz olsanız ne yapardınız? Sevdiğiniz insanı son anda kurtarmak için neleri göze alırdınız?