Babam Beni Tekerlekli Sandalyede Mezuniyet Balosuna Götürdü – Ve Hiç Bu Kadar Gururlu Hissetmemiştim

“Baba, herkes bakıyor… Lütfen hızlı olalım,” dedim, ellerim titreyerek tekerlekli sandalyemin kolçaklarına sıkıca tutunurken. Babam, alnındaki teri koluyla silip bana gülümsedi: “Bırak baksınlar kızım. Seninle gurur duyuyorum.” O an, içimdeki utanç ve korku yerini tarifsiz bir gurura bıraktı.

O gece, İstanbul’un en iyi liselerinden birinin mezuniyet balosuna gidiyordum. Arkadaşlarımın çoğu, ailelerinin kiraladığı lüks araçlarla, limuzinlerle gelmişti. Kapının önünde flaşlar patlıyor, kızlar topuklu ayakkabılarıyla kırmızı halıda yürüyordu. Ben ise, babamın yıllardır kullandığı eski, mavi minibüsle geldim. Minibüsün kapısı açıldığında, içeriden çıkan metalik tıkırtı ve amortisörlerin gıcırtısı herkesin dikkatini çekti. Babam, beni dikkatlice tekerlekli sandalyeme oturttu. O an göz göze geldiğimizde, gözlerindeki sevgi ve gurur her şeyi anlatıyordu.

Çocuk felci geçirdiğimden beri yürüyemiyorum. Annem küçükken terk etti bizi; babam hem annem hem babam oldu. Her sabah beni okula götürdü, akşamları işten yorgun argın gelip bana yemek yaptı. Bazen paramız yetmediği için elektriklerimiz kesildi, bazen de komşuların alaycı bakışlarına maruz kaldık. Ama babam hiç yılmadı. “Senin için her şeye değer,” derdi hep.

Baloya gitmek için hazırlanmam saatler sürdü. Elbisemi seçerken bile içimde bir huzursuzluk vardı: “Acaba herkes bana acıyacak mı?” diye düşündüm. Babam ise aynanın karşısında saçımı tararken, “Sen bu okulun en güzel kızısın,” dedi. O an gözlerim doldu ama ağlamadım; çünkü babamın yanında güçlü olmak istedim.

Okulun kapısına vardığımızda, herkesin bakışları üzerimizdeydi. Bazıları fısıldaşıyor, bazıları ise gözlerini kaçırıyordu. En yakın arkadaşım Zeynep yanıma koştu: “Ayşe! Çok güzelsin!” dedi ve bana sarıldı. O an biraz olsun rahatladım ama içeride beni nelerin beklediğini bilmiyordum.

Salonun girişinde güvenlik görevlisi, babama sertçe baktı: “Beyefendi, veliler içeri alınmıyor.” Babam mahcup bir şekilde bana döndü: “Kızım, ben seni bırakıp gideyim mi?” Gözlerim doldu: “Hayır baba, lütfen gitme.” O an Zeynep’in annesi araya girdi: “Ayşe’nin yanında kalması lazım, bırakın lütfen.” Görevli biraz mırıldandı ama sonunda izin verdi.

İçeri girdiğimizde müzik çalıyordu, herkes dans ediyordu. Ben ise sandalyemde oturup onları izliyordum. Bir ara birkaç çocuk yanıma gelip dansa davet etti ama içlerinden biri alaycı bir şekilde “Tekerlekli sandalye ile dans nasıl olurmuş görelim bakalım!” dedi. İçimden ağlamak geldi ama babam elimi tuttu: “Onlara aldırma kızım. Seninle dans etmek isterim.”

Babamla pistin ortasına çıktık. O an herkes sustu, gözler üzerimizdeydi. Babam bana döndü: “Hazır mısın?” Başımı salladım. Babam tekerlekli sandalyemi yavaşça döndürmeye başladı; sanki uçuyordum. Müzik değişti, insanlar alkışlamaya başladı. O an hissettiğim özgürlük ve mutluluk tarif edilemezdi.

Balonun sonunda okul müdürü sahneye çıktı ve mezun olan öğrencileri tebrik etti. Sonra birden mikrofonu bana uzattı: “Ayşe, senin de birkaç kelime söylemeni isteriz.” Kalbim küt küt atıyordu ama babamın elini sıktım ve mikrofonu aldım:

“Bugün burada olmak benim için çok önemliydi. Hayatım boyunca birçok zorluk yaşadım ama babam sayesinde asla pes etmedim. Bazen insanlar dış görünüşe ya da farklılıklara göre yargılar ama asıl önemli olan kalptir. Benim en büyük şansım babam gibi bir insanın kızı olmak.”

Salonda alkışlar yükseldi; bazı veliler gözyaşlarını sildi. Babama döndüm ve ona sarıldım. O an hayatımdaki tüm acılar anlam kazandı; çünkü babam yanımdaydı.

O gece eve dönerken minibüsün camından dışarı baktım; İstanbul’un ışıkları gözlerimi kamaştırıyordu. Babam direksiyonda sessizce şarkı mırıldanıyordu. İçimde bir huzur vardı; çünkü biliyordum ki hayat ne kadar zor olursa olsun, sevgiyle her şey aşılır.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç toplumun önyargılarıyla mücadele etmek zorunda kaldınız mı? Ya da birinin sevgisiyle tüm zorlukların üstesinden geldiniz mi?