Yeniden Başlamak Mümkün mü?

“Bu sadece benim hayalim mi, yoksa gerçekten yeniden birlikte miyiz?” diye sordum, gözlerim dolu dolu Adnan’a bakarken. O an, annemin mutfaktan yükselen sesiyle irkildim: “Natalya! Yine mi Adnan’la konuşuyorsun? Kızım, bu çocuk seni kaç kere ağlattı, hâlâ akıllanmadın mı?”

Adnan sessizce telefonun diğer ucunda nefes aldı. “Bak, ben de bilmiyorum Natalya. Sanki her şey başa sarıyor. Ama bu sefer farklı olacak, söz veriyorum.”

O an içimde bir şeyler kırıldı. Annemin haklı olduğunu biliyordum ama kalbim hâlâ Adnan’ın sesine, onunla geçen güzel günlere tutunuyordu. İstanbul’un gri sabahında, camdan dışarı bakarken içimdeki fırtınayı susturamadım. Babam ise her zamanki gibi gazeteye gömülmüş, arada bir bana bakıp başını sallıyordu. Onun gözlerinde hep bir hayal kırıklığı vardı; sanki ben başka bir kız olsaydım, her şey daha kolay olurdu.

Küçük kardeşim Zeynep ise odasında TikTok videoları çekiyor, dünyadan bihaberdi. Ben ise yirmi altı yaşında, üniversiteyi bitirmiş ama iş bulamamış, eski sevgilisiyle sürüncemede kalan bir genç kadın olarak sıkışıp kalmıştım.

O gün Kasia geldi. Aslında adı Kader ama herkes ona Kasia der; Polonya dizilerine olan takıntısından dolayı. Kapıdan girer girmez bana sarıldı. “Natalka, yeter artık bu acı! Bak, hayat geçiyor. Bir yere git, değiştir ortamı, nefes al. Belki de yeni birini seversin.”

Kasia’nın gözleri parlıyordu; o her zaman umut doluydu. “Bak,” dedi, aynanın karşısına geçip yeni aldığı pantolonu göstererek, “nasıl olmuş? Sence güzel mi?”

Gülümsedim ama içimden gelmedi. “Senin üzerinde her şey güzel duruyor,” dedim. O ise ellerini cebine sokup bir ayağını kırarak bana baktı: “Sen de öyle olabilirsin Natalka. Yeter ki kendine bir şans ver.”

O gece odamda tek başıma otururken Adnan’dan bir mesaj geldi: “Yarın görüşelim mi? Konuşmamız lazım.” Kalbim hızla atmaya başladı. Annemin sesi yine kulaklarımda çınladı: “O çocuk sana göre değil!”

Ertesi gün Adnan’la sahilde buluştuk. Martılar çığlık çığlığa uçarken, Adnan bana uzun uzun baktı: “Natalya, ben değiştim diyorum ama galiba sadece alışkanlıklarımız değişiyor. Seninle yeniden başlamak istiyorum ama korkuyorum.”

Bir an sustum. “Ben de korkuyorum Adnan,” dedim. “Ama ya yine aynı şeyleri yaşarsak?”

Adnan ellerimi tuttu: “Birlikte deneriz. Ama eğer istemiyorsan, seni zorlamam.”

O an gözlerim doldu. Çünkü biliyordum; ne kadar denesek de ailemin onaylamadığı bir ilişkiyi sürdürmek çok zordu. Annem her fırsatta bana görücü usulüyle tanıştırmak istediği oğlanlardan bahsediyor, babam ise evdeki huzursuzluğun sebebini hep bana yüklüyordu.

Eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu: “Neredeydin yine? Adnan’la mı görüştün?”

Başımı öne eğdim: “Evet anne.”

“Bak kızım,” dedi annem, sesi titreyerek, “biz senin iyiliğini istiyoruz. O çocukla mutlu olamazsın. Bak işin yok, geleceğin yok… Bari düzgün biriyle evlen de rahat et.”

O an içimde bir isyan yükseldi: “Anne! Ben mutlu olmak istiyorum! Sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum!”

Babam odaya girdi: “Yeter artık! Evde huzur bırakmadınız! Senin yaşındakiler çoktan evlendi, çocuk yaptı! Biz ne zaman torun seveceğiz?”

Gözyaşlarımı tutamadım ve odama koştum. Zeynep kapımı tıklattı: “Ablacım… İyi misin?”

Sarılıp ağladım ona. O ise sessizce saçımı okşadı.

Ertesi gün Kasia beni dışarı çıkardı. Bir kafede otururken bana şöyle dedi: “Natalka, bak… Hayat senin hayatın. Aileni anlıyorum ama onların beklentileriyle yaşarsan kendi hayatını kaçırırsın.”

Bir süre sessiz kaldım. Sonra dedim ki: “Ama ya yalnız kalırsam? Ya yanlış yaparsam?”

Kasia elimi tuttu: “Hepimiz hata yapıyoruz Natalka. Ama denemeden bilemezsin.”

O gece Adnan’la uzun uzun mesajlaştık. Bana şöyle yazdı: “Belki de ikimiz de ailelerimizin gölgesinde yaşamaktan yorulduk. Birlikte yeni bir şehirde başlasak? Kimseyi dinlemesek?”

İçimde bir umut filizlendi ama korkularım da büyüdü. Annemi ve babamı üzmek istemiyordum ama kendi hayatımı da yaşamak istiyordum.

Bir hafta boyunca ne Adnan’la ne de ailemle konuşmadım. Sadece düşündüm; kendimi, hayallerimi ve korkularımı… Sonunda kararımı verdim.

Bir sabah annemin karşısına geçtim: “Anne… Ben Adnan’ı seviyorum ve onunla yeni bir hayata başlamak istiyorum. Belki hata yapacağım ama bu benim hatam olacak.”

Annem ağlamaya başladı: “Biz seni korumak istiyoruz Natalya…”

Babam ise sessizce odadan çıktı.

O gün Adnan’ı aradım: “Hazırım,” dedim. “Beraber yeni bir şehirde başlayalım.”

Adnan’ın sesi titriyordu: “Gerçekten mi? Emin misin?”

“Evet,” dedim kararlı bir şekilde.

İstanbul’dan ayrılırken içimde hem korku hem de umut vardı. Arkama dönüp aileme son kez baktım; annem gözyaşları içinde bana el sallıyordu.

Yeni şehirde hayat kolay olmadı; iş bulmak zordu, paramız azdı ve bazen kavga ediyorduk. Ama ilk defa kendi kararlarımı veriyordum.

Bazen geceleri pencereden yıldızlara bakarken kendi kendime soruyorum: Gerçekten doğru mu yaptım? Ailemi üzmeye değer miydi? Yoksa insan kendi mutluluğu için bazen bencil olmalı mı?

Sizce insan kendi yolunu seçmeli mi yoksa ailesinin beklentilerine boyun eğmeli mi? Benim yerimde olsaydınız ne yapardınız?