İki Ayrı Ev, Bir Yıkılan Hayal: Zeynep’in Sessiz Çığlığı
“Zeynep, bak, bu işin başka yolu yoktu!” Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, dudaklarımda acı bir tebessümle ona döndüm. “Başka yolu yok muydu? Bana sormadan, hayalini kurduğumuz o iki odalı evi bırakıp iki tane küçücük stüdyo daire almak mıydı tek yol?”
Murat gözlerini kaçırdı. O an anladım ki, bu karar çoktan verilmişti. Annemin bana küçüklüğümden beri söylediği o cümle aklıma geldi: “Bir kadın, kendi evinde bile yabancı kalabilir bazen.”
İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, kirada yaşarken, her akşam işten döndüğümüzde eski koltukta yan yana oturup hayal kurardık. “Bir gün kendi evimiz olacak,” derdi Murat. “Küçük de olsa, bizim olacak.” Ben de ona inanırdım. Çünkü başka neyimiz vardı ki? Ailelerimizden destek yoktu, ikimiz de asgari ücretle çalışıyorduk. Ama umut etmek bedavaydı.
Geçen ay Murat eve heyecanla geldiğinde, gözlerinde çocukça bir parıltı vardı. “Zeynep, güzel haberim var!” dedi. “Ev işi halloldu.” Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. O gece uyuyamadım; kafamda perdeler, halılar, duvar renkleri… Sabah olduğunda ise Murat’ın yüzündeki gerginliği fark ettim.
“Bak,” dedi, “iki tane stüdyo daire aldım. Biri anneme, diğeri bize.”
O an içimde bir şeyler koptu. “Bizim hayalimiz bu muydu Murat? Ben annenle aynı apartmanda yaşamak istemiyorum. Bizim bir odamız bile olmayacak mı?”
Murat’ın sesi titredi: “Annem yalnız kalamaz Zeynep. Hem bak, iki daire almak daha mantıklıydı. Yatırım gibi düşün.”
O an Murat’ın gözünde ben bir eş değil, bir yatırım ortağıydım sanki. Annem haklıydı; bazen kendi evinde bile yabancı kalabiliyordun.
O günden sonra aramızda görünmez bir duvar örüldü. Her sabah işe giderken Murat’la vedalaşmak yerine sessizce kapıyı çekip çıkmaya başladım. İşyerinde arkadaşım Elif’e anlattığımda gözleri doldu: “Zeynep, senin de söz hakkın olmalıydı.”
Ama Türkiye’de kadın olmak kolay mı? Hele ki evlilikte… Annemle telefonda konuşurken sesim titredi: “Anne, ben ne yapacağım?”
“Evladım,” dedi annem, “kendi sesini bulmazsan kimse sana kulak vermez.”
Yeni dairemize ilk girdiğimde içim daraldı. Duvarlar bembeyazdı ama soğuktu. Bir köşede Murat’ın annesinin getirdiği eski halı seriliydi. O halının üzerinde çocukken oynadığım günleri hatırladım; ama şimdi o halı bana ait değildi.
Bir akşam Murat eve geç geldi. Anahtar sesiyle irkildim. İçeri girdiğinde gözleri yorgundu.
“Murat,” dedim usulca, “ben burada mutlu değilim.”
Başını öne eğdi: “Zeynep, annemi bırakamam. Sen de beni anlamıyorsun.”
“Ben seni anlamaya çalışıyorum ama sen beni hiç duymuyorsun,” dedim gözyaşlarımı tutamayarak.
O gece sabaha kadar düşündüm. Bu evde ben kimdim? Bir eş mi, bir gelin mi, yoksa sadece bir misafir mi?
Ertesi gün Murat’ın annesi kapıyı çaldı. Elinde börek vardı.
“Zeynepciğim,” dedi tatlı bir sesle, “bak sana börek getirdim.”
Gülümsedim ama içimde fırtınalar koptu. O böreği yerken boğazım düğümlendi. Kendi evimde misafir gibiydim.
Bir hafta sonra Elif’le buluşmaya karar verdim. Bir kafede otururken bana şöyle dedi:
“Zeynep, kendini bu kadar geri plana atma. Senin de hayallerin var.”
O an karar verdim; Murat’la konuşacaktım.
Akşam eve döndüğümde Murat salonda oturuyordu.
“Murat,” dedim kararlı bir sesle, “bu evde ben de varım. Benim de hayallerim var ve onları senin annenin yanında yaşayamam.”
Murat ilk kez bana dikkatlice baktı.
“Ne istiyorsun peki?” diye sordu.
“Birlikte karar vermek istiyorum. Benimle konuşmadan hiçbir şey yapmanı istemiyorum,” dedim.
Murat sustu. O an aramızdaki mesafe daha da büyüdü mü yoksa ilk defa birbirimizi mi duyduk bilmiyorum.
O gece uyuyamadım. Pencereden dışarı bakarken İstanbul’un ışıkları arasında kaybolmuş hissettim kendimi. Annemin sesi kulaklarımda yankılandı: “Kendi sesini bulmazsan kimse seni duyamaz.”
Sabah olduğunda Murat bana kahvaltı hazırlamıştı.
“Zeynep,” dedi yavaşça, “belki de haklısın. Ama annemi bırakamam.”
Gözlerim doldu: “Ben de kendimi bırakamam Murat.”
Şimdi iki ayrı stüdyo dairemiz var; biri bize ait ama bana ait değil gibi… Diğeri ise Murat’ın annesine ait ama sanki bütün hayatımızı kaplamış gibi.
Her gün aynaya baktığımda kendime soruyorum: Bu evde gerçekten var mıyım? Yoksa sadece bir gölge miyim?
Sizce bir kadın kendi evinde bile yabancı kalabilir mi? Ya da asıl cesaret, kendi sesini bulmakta mı saklıdır?