Bir Annenin Sessiz Çığlığı: “Anne Dinlenmeli”
“Anne biraz dinlenmeli, Zeynep. Sen çok yoruldun.”
Bu cümleyi her akşam işten dönen eşim Murat’ın ağzından duymak, bir yandan içimi ısıtırken bir yandan da boğazımda düğümlenen bir acıya dönüşüyordu. Oğlum Emir doğduğundan beri evin içinde zaman durmuş gibiydi; her şey onun etrafında dönüyor, ben ise kendi varlığımı unutuyordum. Murat kapıdan girer girmez ellerini yıkayıp doğruca Emir’in beşiğine giderdi. Ne sofradaki sıcak yemek, ne de sehpanın üstündeki gazete… Hiçbiri onun için önemli değildi. Emir’i kucağına alır, gözlerinin içine bakar ve bana dönüp yine aynı cümleyi söylerdi: “Anne dinlenmeli.”
Ama ben hiç dinlenemedim. O cümle, kulağıma bir teselli gibi değil, bir hatırlatma gibi çalınıyordu: “Senin de bir hayatın vardı, Zeynep. Ama şimdi sadece anne olmalısın.”
Bir gün, Emir’in ağlama sesiyle uykudan sıçradım. Gözlerim kan çanağı gibi, ellerim titriyordu. Murat yine işteydi. Annem aradı, “Kızım, iyi misin?” dediğinde sesim titredi: “İyiyim anne, sadece biraz yorgunum.” Oysa içimde fırtınalar kopuyordu. Kimseye anlatamadığım bir yalnızlık vardı üzerimde. Evin duvarları üstüme üstüme geliyordu.
Bir akşam Murat eve geldiğinde sofrada sessizce oturuyorduk. Emir beşiğinde mışıl mışıl uyuyordu. Murat kaşığını tabağa bıraktı:
— Zeynep, neden bu kadar sessizsin? Bir derdin mi var?
Başımı eğdim. Gözlerimden yaşlar süzüldü:
— Yoruldum Murat… Çok yoruldum. Sanki ben yok oldum, sadece Emir’in annesi oldum.
Murat şaşkınlıkla bana baktı:
— Ama ben her akşam sana dinlen diye fırsat veriyorum. Daha ne yapabilirim ki?
İşte o an anladım; kimse benim içimdeki boşluğu göremiyordu. Dinlenmek sadece fiziksel bir ihtiyaç değildi ki… Ben ruhen tükenmiştim.
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: “Ben kimim? Sadece bir anne mi? Zeynep olarak ne zaman var olacağım?”
Ertesi gün annem ziyarete geldi. Beni mutfağa çekip sessizce sordu:
— Kızım, gözlerinin altı morarmış. Bir derdin mi var?
— Anne… Ben bazen Emir’e bakarken korkuyorum. Ya ona yetemezsem? Ya hata yaparsam?
Annem ellerimi tuttu:
— Her anne böyle hisseder Zeynep. Ama kendini unutursan oğluna da yetemezsin.
O sözler içime işledi ama ne yapacağımı bilemedim. Günler geçtikçe içimdeki boşluk büyüdü. Murat’ın “Anne dinlenmeli” cümlesi artık bana bir yük gibi geliyordu. Çünkü ben sadece uyumak istemiyordum; kendimi bulmak istiyordum.
Bir gün komşumuz Ayşe abla uğradı. Çay içerken bana sordu:
— Zeynep, sen eskiden ne kadar neşeliydin… Şimdi yüzünde hep bir hüzün var.
— Bilmiyorum Ayşe abla… Sanki hayatım Emir’in uykusu ve ağlaması arasında sıkıştı kaldı.
Ayşe abla başını salladı:
— Biz kadınlar hep böyleyiz işte. Herkes “anne” olmamızı bekliyor ama kimse “kadın” olduğumuzu hatırlamıyor.
O gece Murat’la tartıştık. Oğlumuzun uyuduğu odada sesimizi kısmaya çalışarak birbirimize bağırdık:
— Zeynep, senin için elimden geleni yapıyorum! Daha ne istiyorsun?
— Ben sadece biraz anlayış istiyorum! Sadece anne değilim ben, Zeynep’im! Bunu neden göremiyorsun?
Murat sustu. O an gözlerinde ilk defa bir korku gördüm; belki de beni kaybetmekten korktu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Emir ağladı. Koşup yanına gittim, kucağıma aldım. Küçücük elleriyle parmağımı tuttuğunda gözyaşlarım aktı. Ona sarılırken fısıldadım:
— Anne bazen çok yoruluyor oğlum… Ama seni çok seviyor.
Sabah olduğunda Murat yanıma geldi. Gözleri uykusuzluktan kızarmıştı:
— Zeynep… Belki de yardım almalıyız. Bir psikologla konuşmak ister misin?
İçimde bir utanç dalgası yükseldi ama aynı zamanda hafifledim de… Belki de yalnız değildim.
Aylar geçti. Haftada bir psikoloğa gitmeye başladım. Orada ilk defa kendimi anlatabildim:
— Ben bazen anneliği beceremediğimi düşünüyorum…
Psikoloğum Gül Hanım gülümsedi:
— Mükemmel anne yoktur Zeynep Hanım, yeterince iyi anne vardır.
Bu cümleyle birlikte üzerimdeki yük hafifledi sanki.
Yavaş yavaş kendimi bulmaya başladım. Murat’la daha çok konuşuyor, duygularımı saklamıyordum artık. Annemle daha sık görüşüyor, Ayşe ablayla uzun yürüyüşlere çıkıyordum.
Ama hâlâ bazı geceler uykusuz kalıyorum; hâlâ bazen aynaya baktığımda kendimi tanıyamıyorum.
Şimdi Emir üç yaşında ve ben hâlâ öğreniyorum: Hem anne olmayı hem de Zeynep olmayı…
Bazen düşünüyorum: Biz kadınlar neden hep güçlü olmak zorundayız? Neden duygularımızı saklamak zorundayız? Siz hiç kendinizi kaybettiniz mi? Yoksa sadece ben miyim böyle hisseden?