Bir Haftada Değişen Hayat: Bir Anne, Bir Çocuk ve Sarsılan Güven
“Anne, lütfen! Bir kerecik daha anlatır mısın o masalı?”
Oğlum Emir’in gözleri, akşamın yorgunluğunda bile parlıyordu. O an, içimde bir sızı hissettim. Çünkü o gece yanında olamayacaktım. İş seyahati için Ankara’ya gitmem gerekiyordu ve Emir’i annemle bırakmak zorundaydım. Annem, Hatice Hanım, her zaman olduğu gibi “Sen hiç merak etme kızım, ben torunuma gözüm gibi bakarım,” dediğinde içim biraz olsun rahatlamıştı. Ama o hafta, hayatımın en zor haftası olacaktı, bunu bilmiyordum.
İstanbul’dan ayrılırken Emir’in bana sarılışı hâlâ aklımda. “Çabuk dön, olur mu anne?” dediğinde boğazım düğümlendi. Annem ise kapıda, her zamanki gibi güçlü ve soğukkanlıydı. “Sen işine bak, Emir bana emanet.”
Bir hafta boyunca iş yoğunluğundan oğlumu sadece birkaç kez görüntülü arayabildim. Her seferinde annem telefonu eline alıyor, “Emir şimdi uyuyor,” ya da “Dışarıda oyun oynuyor,” diyordu. Emir’in sesi hep uzaktan geliyordu. Bir şeylerin ters gittiğini hissettim ama kendime “Abartıyorsun,” dedim.
Dönüş günü eve girdiğimde Emir’in gözleri doluydu. Bana sarıldı ama hemen arkasından odasına kaçtı. Annem ise mutfakta telaşla çay koyuyordu. “Yorulmuşsundur kızım, otur da bir soluklan,” dedi. Ama içimde bir huzursuzluk vardı.
O akşam Emir’le baş başa kalınca sordum: “Nasıldı haftan? Anneannenle neler yaptınız?”
Emir başını öne eğdi. “Anneanne bana kızdı… Oyun oynarken bağırdı… Beni odama kilitledi.”
O an dünyam başıma yıkıldı. “Ne? Neden?”
Emir’in sesi titriyordu: “Çünkü sütümü döktüm… Sonra çok ağladım… Anneanne de ‘Annen bilmeyecek’ dedi.”
Gözlerim doldu. Anneme gittim, yüzüne baktım: “Anne, Emir’i odasına kilitlemişsin! Neden?”
Annemin yüzü bir anda sertleşti: “Senin çocuğun çok yaramaz olmuş! Biraz disiplin lazım ona. Ben de böyle büyüttüm sizi!”
“Anne, bu başka! Onu korkutmuşsun! Bana da yalan söyledin!”
Annem sandalyesinden kalktı, sesi yükseldi: “Sen de çocuk büyütüyorsun diye bana akıl mı vereceksin? Ben senin annenim!”
O gece sabaha kadar ağladım. Emir’in yanında güçlü olmaya çalıştım ama içimde anneme karşı büyük bir öfke vardı. Sabah kahvaltıda annemle göz göze gelmedik. Emir ise sessizdi.
İki gün boyunca evde gerginlik sürdü. Annem bana küskün, ben ona kırgındım. Bir yandan da kendi çocukluğumu düşündüm. Annemin bana nasıl davrandığını… O da bana bazen bağırırdı, cezalar verirdi. Ama ben hep onun sevgisini hissetmiştim. Şimdi ise kendi oğlumun gözlerinde korku vardı.
Bir akşam Emir uyurken annemin yanına gittim. Sessizce oturdum.
“Anne… Ben de senin kızınım. Ama Emir benim her şeyim… Onun korkmasını istemiyorum.”
Annem gözlerini kaçırdı. “Ben de seni çok sevdim kızım… Ama bazen insan yanlış yapıyor demek ki.”
İlk defa annemin gözlerinde pişmanlık gördüm. O an anladım ki, geçmişte yaşadıklarımızı istemeden çocuklarımıza aktarıyoruz.
Ama affetmek kolay değildi. Anneme güvenim sarsılmıştı. Emir’in bana sarılıp “Anne, bir daha gitme olur mu?” demesiyle kalbim paramparça oldu.
Bir hafta sonra annem eşyalarını topladı, köye döneceğini söyledi. Kapıdan çıkarken bana baktı: “Kızım… Hakkını helal et.”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Sadece başımı salladım.
Şimdi geceleri Emir’in yanında yatarken onun nefesini dinliyorum ve düşünüyorum: Bir anne olarak doğruyu yapmak bazen en sevdiklerimizle aramıza duvar örmek mi demek? Peki ya siz olsaydınız, annenize nasıl davranırdınız? Affetmek mi daha zor, yoksa unutmak mı?