Aşkı Hissedemeyen Kadın: Lila’nın Hikayesi

“Lila, ne zaman evleneceksin artık? Bak, yaşın geçiyor!” Annemin sesi mutfaktan yankılandığında, elimdeki çay bardağı titredi. O an, içimdeki boşluk bir kez daha büyüdü. Annemle babam, her akşam sofrada aynı konuyu açıyorlardı. Kız kardeşim Zeynep ise gözlerini kaçırıyor, sanki benim yerime utanıyordu. Oysa ben, kendimi bildim bileli âşık olamayan bir kadındım.

Bir akşam, Zeynep’in nişanlısı Emre’yle ailecek otururken, annem yine lafı döndürüp dolaştırıp bana getirdi: “Bak Lila, Emre’nin kuzeni Murat da çok iyi bir çocukmuş. Hem işi var, hem evi. Bir tanışsanız fena mı olur?” Emre hemen lafa atladı: “Gerçekten abla, Murat çok iyi biridir. Senin gibi akıllı birine denk gelirse çok mutlu olur.”

İçimden bir ses bağırıyordu: “Ben istemiyorum! Ben hissetmiyorum!” Ama dudaklarım suskundu. Sadece gülümsedim ve başımı salladım. O gece odamda tek başıma otururken, pencereden dışarı bakıp kendi kendime sordum: “Neden ben böyleyim? Neden herkes gibi kalbim çarpmıyor?”

Üniversite yıllarımda da aynıydı. Arkadaşlarım sevgililerinden bahsederken, ben hep kenarda kalırdım. Bir gün en yakın arkadaşım Elif bana sordu: “Lila, hiç mi kimseye karşı bir şey hissetmedin? Hiç mi âşık olmadın?” Gözlerim dolmuştu ama belli etmemeye çalıştım: “Bilmiyorum Elif… Sanki içimde bir eksiklik var.”

Yıllar geçti. İşe başladım, kendi ayaklarım üzerinde durdum. Ama ailemin baskısı hiç azalmadı. Her bayramda, her aile toplantısında aynı sorular: “Birini buldun mu?” “Evlenmeyecek misin?” “Çocuk sahibi olmak istemiyor musun?”

Bir gün iş yerinde yeni biri başladı: Barış. Herkes onun ne kadar yakışıklı ve kibar olduğundan bahsediyordu. Birkaç kez birlikte kahve içtik, sohbet ettik. Barış bana ilgisini belli ettiğinde, içimde bir şeylerin kıpırdamasını bekledim. Ama yine olmadı. Sadece kibarca gülümsedim ve uzaklaştım.

Bir akşam eve döndüğümde annem beni kapıda karşıladı: “Lila, komşunun kızı evleniyormuş. Sen hâlâ bekâr kaldın. Ne zaman mutlu olacaksın?” O an dayanamadım: “Anne, ben böyle mutluyum! Lütfen artık üzerime gelmeyin!” Annem gözyaşlarına boğuldu: “Senin de bir yuvan olsun istiyorum kızım… Yalnız kalmanı istemiyorum.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendimi sorguladım: Ben gerçekten yalnız mıydım? Yoksa toplumun bana dayattığı yalnızlık korkusunu mu yaşıyordum?

Bir sabah işe giderken telefonum çaldı. Arayan Elif’ti. “Lila, sana bir şey söylemem lazım,” dedi sesi titreyerek. “Ben de senin gibi hissediyorum galiba… Kimseye âşık olamıyorum.” O an gözlerim doldu. Yalnız olmadığımı bilmek içimi rahatlattı ama aynı zamanda öfkelendim: Neden bizim gibi kadınlar hep eksikmişiz gibi hissettiriliyor?

Bir gün cesaretimi topladım ve aileme her şeyi anlatmaya karar verdim. Akşam yemeğinde derin bir nefes aldım: “Anne, baba… Ben kimseye âşık olamıyorum. Bu benim suçum değil. Lütfen artık beni değiştirmeye çalışmayın.” Annem ağladı, babam sessizce sofradan kalktı. Zeynep ise elimi tuttu: “Abla, seni olduğun gibi seviyoruz.”

O günden sonra ailemle aramda görünmez bir duvar oluştu. Annem bana daha az konuşmaya başladı, babam ise göz göze gelmekten kaçındı. Ama ben ilk defa kendim gibi hissettim.

Bir gün posta kutusunda bir mektup buldum. Üzerinde tanıdık bir el yazısı vardı: Elif’ten gelmişti.

“Sevgili Lila,

Seninle konuşmak bana iyi geldi. Artık kendimi yalnız hissetmiyorum. Belki de aşkı hissetmemek de bir çeşit sevgidir; kendimize duyduğumuz sevgi… Sana sarılıyorum.

Elif”

Mektubu okurken gözyaşlarımı tutamadım. Belki de hayat sadece âşık olmaktan ibaret değildi. Belki de kendi yolumuzu bulmak, kendi mutluluğumuzu yaratmak gerekiyordu.

Bir akşam Zeynep yanıma geldi ve sessizce sordu: “Abla, hiç pişman oldun mu? Hiç keşke âşık olabilseydim dedin mi?” Uzun uzun düşündüm ve cevap verdim: “Bazen evet… Ama çoğu zaman hayır. Çünkü ben buyum.”

Şimdi otuz beş yaşındayım. Hâlâ yalnızım ama kendimi eksik hissetmiyorum. Toplumun beklentileriyle savaşmak kolay değil ama artık biliyorum ki; herkesin hikâyesi farklıdır.

Siz hiç kendinizi toplumun dayattığı kalıplara uymak zorunda hissettiniz mi? Kendi yolunuzu bulmak için nelerden vazgeçtiniz?