“Beni Kapının Önüne Koy!” — Kaynanamdan Kurtulup Hayatıma Sahip Çıkmamın Hikâyesi (Ayşe’nin İzmir’den Hikâyesi)

“Ayşe, bu evde her şeyin bir kuralı var. Senin de uyman gerekenler var!” diye bağırdı kaynanam, mutfakta elimdeki çay bardağını titretirken. O an içimde bir şeyler kırıldı. Oysa ben sadece akşam yemeği için kendi tarifimle karnıyarık yapmak istemiştim. Ama hayır, onun usulü dışında hiçbir şey kabul edilemezdi.

İzmir’in sıcak bir yaz akşamıydı, evimizin salonunda ağır bir hava vardı. Eşim Murat ise her zamanki gibi sessizdi. Annemin sesiyle büyümüş, onun gölgesinde kalmış bir adamdı. “Anne, Ayşe de kendi evinde alıştığı gibi yapmak istiyor,” dedi usulca ama sesi annesinin öfkesinde kayboldu.

Evliliğimizin ilk gününden beri kaynanamla aynı evde yaşıyorduk. Evet, İzmir’de kiralar ateş pahasıydı, Murat’ın işi yeni yeni yoluna giriyordu, ben de öğretmenlik ataması bekliyordum. Ama kimse bana bu kadar zor olacağını söylememişti. Sabahları kahvaltıdan önce bile bana laf sokar, “Kızım, bizim evde böyle yapılmaz,” derdi. Akşamları ise Murat’ı karşısına alıp, “Senin karın biraz daha hanım hanımcık olmalı,” diye dert yanardı.

Bir gün annem aradı. Sesimden anladı bir şeylerin yolunda gitmediğini. “Kızım, senin gözünün feri sönmüş,” dedi. O an ağlamamak için kendimi zor tuttum. Anneme anlatamadım her şeyi; utandım, güçsüz hissettim. Ama içimde biriken öfke ve çaresizlik büyüyordu.

Bir akşam Murat işten geç geldiğinde, kaynanam yine fırsatı kaçırmadı: “Bak oğlum, ben sana dedim bu kız sana göre değil diye! Şimdi görüyorsun işte.” Murat başını eğdi, bana bakmadı bile. O an içimdeki tüm umutlar yıkıldı. Ben bu evde ne zaman kendim olabilecektim?

Bir gece yarısı uykumdan uyandım; kalbim sıkışıyordu. Sessizce mutfağa gittim, camdan dışarıya baktım. İzmir’in gece ışıkları uzaktan parlıyordu ama benim içimde karanlık vardı. O an karar verdim: Ya bu evde kendi sınırlarımı çizecektim ya da tamamen kaybolacaktım.

Ertesi sabah kahvaltı masasında herkes suskundu. Kaynanam yine bana bakmadan konuştu: “Ayşe, bugün pazara sen git, domatesleri iyi seç.” Sanki hizmetçisiydim. Birden kendimi tutamadım: “Ben bu evde gelin değil, misafir gibiyim! Her şeye karışıyorsunuz, nefes alamıyorum!” dedim titreyen sesimle.

Kaynanamın gözleri büyüdü: “Ne diyorsun sen? Ben oğlumun iyiliğini düşünüyorum!”

Murat araya girmeye çalıştı: “Anne, lütfen…”

Ama ben devam ettim: “Ben de insanım! Kendi hayatımı yaşamak istiyorum! Sizin kurallarınızla değil, kendi doğrularımla yaşamak istiyorum!”

O an masada buz gibi bir sessizlik oldu. Kaynanam sandalyesinden kalktı, bana döndü: “O zaman çık git bu evden! Beni de oğlumu da rahat bırak!”

İşte o an… İçimde bir korku ve aynı zamanda tuhaf bir rahatlama hissettim. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Sandalyemi çektim, odama gittim ve valizimi toplamaya başladım.

Murat kapıda belirdi: “Ayşe… Ne yapıyorsun?”

“Gidiyorum Murat. Ben artık kendimi kaybetmek istemiyorum.”

Murat’ın gözleri doldu ama hiçbir şey söylemedi. Belki de ilk defa annesinin karşısında susmanın ne kadar acı olduğunu hissetti.

O gece annemin evine döndüm. Annem kapıyı açınca sarıldım ve saatlerce ağladım. “Kızım, bazen en sevdiklerinden bile uzaklaşmak gerekir,” dedi annem.

Günler geçti. Murat aradı, mesaj attı ama cevap vermedim. Bir gün kapımız çaldı; Murat gelmişti. Gözleri şişmişti, elleri titriyordu.

“Affet Ayşe… Annemi kırmak istemedim ama seni de kaybetmek istemiyorum.”

“Ben de seni seviyorum Murat ama artık kendi hayatımızı kurmamız gerek. Ya birlikte yeni bir evde baştan başlarız ya da herkes kendi yoluna gider.”

Murat uzun süre sustu. Sonra başını salladı: “Tamam Ayşe… Annemle konuşacağım.”

O gün Murat eve döndü ve annesiyle tartıştı. Kaynanam önce çok öfkelendi, sonra ağladı. Ama sonunda Murat kararlıydı: “Anne, ben Ayşe’yi seviyorum ve onunla kendi yuvamı kurmak istiyorum.”

Birkaç hafta sonra küçük bir daire bulduk; eşyalarımızı topladık ve yeni hayatımıza başladık. İlk gecemizde Murat bana sarıldı: “Keşke daha önce cesaret edebilseydik,” dedi.

Şimdi geriye dönüp baktığımda o günkü korkumu ve çaresizliğimi hatırlıyorum ama aynı zamanda kendime duyduğum saygıyı da hissediyorum.

Bazen düşünüyorum: İnsan en çok kimden korkar? Sevdiklerinden mi yoksa kendini kaybetmekten mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?