Bir Mesajla Değişen Hayatım: Günlüğümden Bir Gece
“Ne olur, aç artık şu kapıyı!” diye içimden haykırırken, anahtarımı titreyen ellerimle kilide soktum. O an, kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Annem hep derdi: “Kızım, sürpriz yapacağım diye başına iş açma.” Ama ben, nişanlım Serkan’a küçük bir sürpriz yapmak istemiştim. İstanbul’daki iş seyahatim beklenenden erken bitmişti; ona haber vermeden eve dönüp onu şaşırtacaktım. Oysa şimdi, kapının ardında duyduğum fısıltılar, içimdeki huzuru paramparça ediyordu.
Kapıyı açtığımda, evin salonundan gelen kahkahalar bir anlığına sustu. Serkan’ın sesiyle birlikte başka bir kadın sesi… Gözlerim karardı. “Zeynep, sen… Sen neden buradasın?” dedim, sesim çatallandı. Zeynep, Serkan’ın çocukluk arkadaşıydı. Her zaman aramızda bir şey olmadığını söylerdi. Ama o gece, gözlerimin önünde birbirlerine sarılmışlardı.
Serkan hemen toparlandı, bana doğru koştu: “Aslı, açıklayabilirim! Lütfen dinle!” Ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Güven, bir kere kırıldı mı, eskisi gibi olmaz kızım.” O an, annemin ne demek istediğini iliklerime kadar hissettim.
Zeynep gözlerini kaçırdı, utançla yere baktı. “Aslı, ben… Özür dilerim. Böyle olmasını istemezdim.”
Serkan araya girdi: “Aslı, yemin ederim, bir anlık zayıflıktı. Sen yoktun, kendimi yalnız hissettim…”
O an içimde bir şey koptu. Yalnızlık mı? Ben de yalnızdım ama kimseye sığınmadım! Gözyaşlarımı tutamadım. Çantamı yere fırlatıp koşarak evden çıktım. Gece yarısı İstanbul sokaklarında yürürken, telefonum çaldı. Annemdi.
“Alo? Aslı? Kızım iyi misin?”
Sesiyle birlikte içimdeki duvarlar yıkıldı. “Anne… Serkan… Zeynep…” dedim sadece. Annem her şeyi anladı. “Gel kızım, eve gel. Her şeyin bir çözümü vardır.”
O gece annemin evine gittim. Bütün gece ağladım. Annem saçlarımı okşadı: “Kızım, hayat bazen en güvendiğin yerden vurur insanı. Ama unutma, sen güçlüsün.”
Ertesi sabah Serkan’dan mesajlar yağmaya başladı:
“Affet beni.”
“Bir hata yaptım.”
“Sensiz yaşayamam.”
Ama ben artık başka bir Aslı’ydım. O gün işe gitmedim. Pencereden dışarı bakarken kendi kendime sordum: “Neden hep kadınlar affedici olmak zorunda?”
Akşam üzeri Zeynep aradı. Açmak istemedim ama içimdeki öfkeyi bastırmak için konuşmam gerektiğini hissettim.
“Aslı… Biliyorum, ne dersen haklısın. Ama bil ki Serkan seni gerçekten seviyor.”
“Sevgi böyle mi olur Zeynep? Ben ona güvenmiştim.”
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Zeynep ağlamaya başladı: “Ben de yalnızdım Aslı… Çok pişmanım.”
Telefonu kapattıktan sonra aynaya baktım. Gözlerim şişmişti ama içimde garip bir huzur vardı. Belki de ilk defa kendi duygularımı dinliyordum.
O hafta boyunca Serkan defalarca kapıma geldi. Çiçekler, hediyeler… Ama hiçbirinin anlamı yoktu artık.
Bir akşam annemle mutfakta otururken bana şöyle dedi: “Kızım, hayatında ilk defa kendin için karar veriyorsun. Bu acıdan güçlenerek çıkacaksın.”
O sözler bana cesaret verdi. Bir gün işten dönerken Kadıköy’de eski lise arkadaşım Elif’le karşılaştım. Beni hemen tanıdı:
“Aslı! Ne zamandır görüşmüyoruz! Yüzün biraz solgun ama gözlerin daha parlak sanki.”
Gülümsedim: “Hayat biraz zorladı ama iyiyim.”
Elif’le uzun uzun konuştuk. Bana yeni bir iş fırsatından bahsetti; kendi küçük kafesini açmıştı ve yardım edecek birine ihtiyacı vardı.
O an karar verdim: Hayatıma yeni bir sayfa açacaktım.
Serkan’dan gelen son mesajı okudum:
“Sana layık olamadım Aslı. Umarım mutlu olursun.”
Cevap yazmadım.
Şimdi her sabah Elif’in kafesinde kahve kokuları arasında güne başlıyorum. Hayat hâlâ zor ama artık kendimi daha güçlü hissediyorum.
Bazen geceleri pencereden yıldızlara bakarken kendi kendime soruyorum:
“Bir insan en çok kime güvenmeli? Başkasına mı, yoksa önce kendine mi? Sizce affetmek mi zor, yoksa yeniden başlamak mı?”