Bir Ay İçinde Evden Çıkın: Annemin Bizi Kapı Dışarı Etmesi
“Bir ay içinde evden çıkmanız gerekiyor.” Annemin sesi mutfakta yankılandığında, elimdeki çay bardağı titredi. Kız kardeşim Zeynep’le göz göze geldik; ikimiz de ne diyeceğimizi bilemedik. Annem, gözlerini yere dikmiş, dudaklarını sıkıca birbirine bastırmıştı. O an, çocukluğumdan beri ilk kez, annemin bana yabancı biri gibi geldiğini hissettim.
“Anne, şaka yapıyorsun değil mi?” dedim, sesim çatallandı. Zeynep’in gözleri dolmuştu bile. Annem başını kaldırmadan, “Hayır Elif. Artık yalnız yaşamak istiyorum. Kendi hayatımı kurmam lazım,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Babamı kaybettiğimiz o soğuk kış gecesini hatırladım; annem o zaman da güçlü görünmeye çalışmıştı ama şimdi bambaşka bir kararlılık vardı yüzünde.
Zeynep hemen öfkelendi: “Biz nereye gideceğiz? Paramız yok, işimiz yok! Sen bizim annemizsin!” Annem gözlerini kaçırdı, sesi titriyordu: “Ben size yıllarca baktım. Artık gücüm kalmadı. Herkes kendi yoluna bakacak.”
O gün evde sessizlik hâkimdi. Zeynep odasına kapanıp ağladı. Ben ise mutfağa geçip annemin arkasından izledim. Ellerini yıkarken omuzları titriyordu. Bir an için ona sarılmak istedim ama içimdeki öfke ve kırgınlık daha ağır bastı.
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken çocukluğum aklıma geldi: Babamın sesi, annemin gülüşü, üçümüzün birlikte akşam yemekleri… Babam öldükten sonra her şey değişmişti. Annem daha sessiz, daha içine kapanık olmuştu. Ama bizi asla bırakmaz sanırdım.
Ertesi sabah Zeynep’le kahvaltı yaparken aramızda garip bir sessizlik vardı. Birden Zeynep patladı: “Senin yüzünden oldu Elif! Hep seninle uğraşıyor, bana hiç bakmıyor!” Şaşırdım: “Ne diyorsun Zeynep? Annem ikimizi de istemiyor!”
Zeynep’in gözlerinden yaşlar süzüldü: “Sen üniversiteyi kazandın, ben kazanamadım diye hep sana ayrı davrandı. Şimdi de ikimizi birden atıyor!”
İçimde bir suçluluk duygusu kabardı. Gerçekten de annem bana daha çok destek olmuştu; Zeynep ise hep gölgede kalmıştı. Ama şimdi ikimiz de aynı durumdaydık: Evimizden kovuluyorduk.
O hafta boyunca iş aradık. İstanbul’da kiralar ateş pahasıydı; asgari ücretle geçinmek imkânsızdı. Arkadaşlarımıza sorduk, kimse yanına alamadı. Bir gece Zeynep’le parkta otururken, “Sence annem neden böyle yaptı?” diye sordum.
Zeynep omuz silkti: “Belki de biri var hayatında.”
Bu ihtimal aklıma gelmemişti. Annem yıllardır kimseyle görüşmemişti; babamdan sonra kimseyi hayatına almamıştı. Ama belki de yalnızlıktan yorulmuştu.
Bir akşam annemi mutfakta telefonla konuşurken duydum:
“Evet, kararımı verdim… Kızlar gidecek… Evet, biliyorum zor olacak ama başka çarem yok.”
Kimle konuştuğunu anlayamadım ama sesindeki yorgunluk ve kararlılık içimi burktu.
Sonunda cesaretimi toplayıp annemle yüzleştim:
“Anne, bize neden böyle davranıyorsun? Biri mi var hayatında? Yoksa biz sana yük mü olduk?”
Annem gözlerimin içine baktı; ilk defa bu kadar açık konuşuyorduk:
“Elif… Ben yıllardır kendi hayatımı yaşamadım. Hep sizin için çalıştım, mücadele ettim. Babanız öldüğünde dünyam başıma yıkıldı ama sizi bırakmadım. Şimdi ise… Kendimi kaybettim. Sanki ben yokum, sadece sizin annenizim… Biraz kendim olmak istiyorum.”
Sözleri içimi acıttı ama bir yandan da onu anladım. Yıllardır kendi isteklerinden vazgeçmişti; belki de ilk defa kendisi için bir şey yapmak istiyordu.
Ama bu bizim için ne anlama geliyordu? Sokakta kalmak mı? Zeynep’le günlerce tartıştık; birbirimize kızdık, sarıldık, ağladık.
Bir gün eski komşumuz Ayşe Teyze aradı: “Kızım, anneniz iyi mi? Onu markette çok üzgün gördüm.”
Ayşe Teyze’ye her şeyi anlattım. O da kendi gençliğinden örnekler verdi: “Ben de zamanında çocuklarımı bırakıp köye gitmek istedim ama yapamadım… Annelik zor iş kızım.”
Bir hafta sonra annemle tekrar konuştuk:
“Anne, biz gidiyoruz ama… Bizi gerçekten istemiyor musun?”
Annem ağladı: “Sizi çok seviyorum ama artık kendime de biraz şans vermek istiyorum.”
Zeynep’le küçük bir oda bulduk; rutubetliydi ama başımızı sokacak bir yerdi. İlk gecemizde birbirimize sarılıp ağladık.
Aylar geçti. Annem arada aradı; bazen kahvaltıya çağırdı. Aramızdaki mesafe azaldı ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Şimdi geriye dönüp bakınca düşünüyorum: Annem bencil miydi, yoksa sadece insan mıydı? Biz çocuklar olarak hep annelerimizin fedakârlığını bekliyoruz ama onların da hayalleri, kırgınlıkları yok mu?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Annemi affetmeli miyim yoksa ona kırgın kalmaya devam mı etmeliyim?