Kaderin Oyunu: Bir Sabahın Sessizliği
“Anne, neden ağlıyorsun yine?” dedim, mutfağın kapısında durup titreyen ellerimi saklamaya çalışarak. Annem, gözyaşlarını silmeye bile fırsat bulamadan bana döndü. “Bir şey yok kızım, soğan doğradım sadece,” dedi ama sesi titriyordu. O an anladım ki, bu evde artık hiçbir şey yolunda değildi.
Babam, üç ay önce işten çıkarılmıştı. O günden beri evdeki hava değişmişti; sanki her köşe, her eşya sessizce ağlıyordu. Annem sabahları erkenden kalkıp komşulara temizliğe gidiyor, ben ise liseye gitmek için her sabah kardeşim Efe’yle birlikte yola düşüyordum. Ama o sabah, annemin gözlerinde gördüğüm çaresizlik, içimi paramparça etti.
Kahvaltı sofrasında babam sessizdi. Çayını karıştırırken kaşığın çıkardığı ses, evdeki tek sesti. Efe ise ekmeğini çorbasına batırıp sessizce yutuyordu. Birden babam başını kaldırdı ve anneme baktı: “Ayşe, bugün pazara gitme. Zaten paramız yok. Boşuna yorulma.”
Annemin gözleri doldu ama bir şey demedi. Ben ise dayanamayıp araya girdim: “Baba, ben okuldan sonra markette çalışabilirim. Belki biraz para biriktiririz.”
Babam birden öfkeyle masaya vurdu: “Senin işin okumak! Benim kızım kimseye el açmaz!”
O an içimde bir şeyler koptu. Babamın gururu, bizim açlığımızdan daha mı önemliydi? Ama bunu ona söyleyemedim. Sadece başımı önüme eğdim.
Okula giderken Efe yanıma sokuldu: “Ablacığım, babam yine iş bulamayacak mı?”
Ne diyebilirdim ki? “Bulur Efe, merak etme,” dedim ama sesim inandırıcı gelmedi bana bile.
O gün okulda dersleri dinleyemedim. Arkadaşım Zeynep yanıma geldi: “Ne oldu Elif? Yüzün bembeyaz.”
“Evde işler karışık Zeynep. Babam işsiz, annem perişan. Ben de ne yapacağımı bilmiyorum.”
Zeynep elimi tuttu: “Benim babam da geçen sene işsiz kalmıştı. Annem de çok ağlamıştı. Ama sonra babam bir arkadaşının yanında işe başladı. Belki senin baban da bir yolunu bulur.”
O an biraz umutlandım ama eve döndüğümde umutlarım tekrar yıkıldı. Annem mutfakta yere çökmüş, sessizce ağlıyordu. Yanına oturdum ve sarıldım.
“Anne, ben çalışmak istiyorum. Lütfen izin ver,” dedim.
Annem başını salladı: “Senin yaşında ben de çalıştım Elif. Ama baban çok gururlu… Kırılır.”
“Ya gururu yüzünden aç kalırsak?” dedim istemsizce.
O anda kapı çaldı. Babam eve dönmüştü. Yüzü asıktı, elleri cebinde. Annem hemen toparlandı, gözyaşlarını sildi.
“İş bulabildin mi?” diye sordu annem titrek bir sesle.
Babam başını iki yana salladı: “Yine olmadı Ayşe. Her yerde genç arıyorlar. Benim yaşım geçti diyorlar.”
O gece evde kimse konuşmadı. Herkes kendi köşesine çekildi. Ben odama kapanıp defterime yazmaya başladım:
“Hayat neden bu kadar zor? Neden babamın gururu bizim açlığımızdan daha önemli? Neden annem her gün ağlamak zorunda?”
Ertesi sabah babam erkenden kalktı ve sessizce evden çıktı. Annem pencerenin önünde bekledi saatlerce. Akşam olunca kapı çaldı; babam yanında eski bir arkadaşıyla geldi.
“Bu Ali abi,” dedi babam bana ve Efe’ye bakarak. “Bana kendi dükkanında yardımcı olabileceğimi söyledi.”
Annemin gözleri parladı ama hemen ardından endişeyle doldu: “Ne işiymiş bu?”
Ali abi gülümsedi: “Küçük bir tamirci dükkanım var abla. Mehmet ustalık yapacak, ben de ona yardımcı olacağım.”
Babam ilk defa haftalardır gülümsedi o akşam. Sofrada sessizce dua ettik.
Ama işler sandığımız kadar kolay gitmedi. Babamın elleri alışkın değildi tamir işine; sık sık yaralanıyor, eve yorgun dönüyordu. Bir akşam eve geldiğinde elleri kan içindeydi.
Annem hemen pansuman yaptı: “Mehmet, bu böyle gitmez! Sağlığın bozulacak!”
Babam başını eğdi: “Başka çaremiz mi var Ayşe?”
Ben o sırada kararımı vermiştim. Ertesi gün okuldan sonra gizlice mahalledeki markete gittim ve kasiyerlik işi için başvurdum.
Market sahibi Hüseyin Bey bana baktı: “Kızım, yaşın küçük ama bakışların olgun. Haftada üç gün gel, kasada yardım et,” dedi.
İlk maaşımı aldığımda anneme verdim parayı. Annem önce şaşırdı, sonra sarıldı bana: “Sen benim gururumsun Elif.”
Babam ise uzun süre konuşmadı benimle. Sonunda bir akşam yanıma geldi:
“Elif, sana kızdım çünkü seni korumak istedim. Ama sen büyüdün artık… Bunu kabul etmem gerek.”
O an gözlerim doldu; babam ilk defa bana sarıldı.
Şimdi hâlâ zorluklarımız var ama birlikte mücadele ediyoruz. Babam hâlâ tamirci dükkânında çalışıyor, ben de okuldan sonra marketteyim. Annem ise artık daha az ağlıyor.
Bazen düşünüyorum: Acaba başka bir şehirde doğsaydık, hayatımız böyle olur muydu? Ya da babam gururunu daha önce bir kenara bıraksa, her şey daha kolay olur muydu? Sizce aile olmak ne demek? Birlikte mücadele etmek mi yoksa herkesin kendi yolunu çizmesi mi?