Her Şeyimi Ona Verdikten Sonra Kendimi Kaybetmek Üzereydim: Kontrolün Gölgesinde Bir Kadının Özgürlük Mücadelesi

“Nerede kaldın Zeynep? Yine mi markette gereksiz şeyler aldın?” diye bağırdı Murat, kapıdan içeri adımımı atar atmaz. Elimdeki poşetleri yere bırakırken ellerim titriyordu. “Sadece ekmek ve süt aldım, başka bir şey yok,” dedim kısık sesle. Gözlerimin içine bakmadan cüzdanımı aldı elimden, paraları saydı. “Bak, yine eksik var. Bu kadar para nereye gidiyor?”

İşte böyle başladı her şey. Evliliğimizin ilk haftasında maaş kartımı ona verdim. Annem, “Kızım, evlilikte güven önemli,” demişti. Ben de Murat’a güvenmek istedim. O da bana, “Birlikte birikim yaparız, ben daha iyi yönetirim,” dediğinde, bu sözlerin ardında yatan gölgeyi görememiştim.

Başlarda her şey normaldi. Akşamları birlikte çay içer, televizyonda haberleri izlerdik. Ama zamanla Murat’ın bakışları değişti. Telefonuma gelen mesajları kontrol etmeye başladı. “Kim bu Ayşe? Neden sana sürekli yazıyor?” diye sorguluyordu. Annemle konuşmam bile ona batıyordu. “Senin annen bana karışamaz!” diye bağırdığı gece, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.

Bir gün işten eve dönerken otobüste eski arkadaşım Elif’i gördüm. Yanıma oturdu, “Zeynep, çok solgun görünüyorsun. Her şey yolunda mı?” diye sordu. Gözlerim doldu ama anlatamadım. “İyiyim,” dedim sadece. Eve geldiğimde Murat kapıda bekliyordu. “Neden geç kaldın? Kimleydin?” diye sordu. Elif’le karşılaştığımı söyledim. “Bir daha o kızla görüşmeyeceksin!” dedi ve telefonu elimden aldı.

O günden sonra Elif’i arayamadım. Annemi de daha az aramaya başladım çünkü Murat her konuşmamızı dinliyor, sonra saatlerce sorguya çekiyordu. İşyerinde bile huzurum kalmamıştı; öğle arasında kiminle oturduğumu soruyor, bazen işyerime gelip kontrol ediyordu.

Bir akşam, maaşımı yine ona verdim. O sırada içimde bir isyan kıpırdanmaya başladı. “Murat, ben de çalışıyorum. Biraz paramı kendime ayırmak istiyorum,” dedim çekinerek. Yüzü bir anda karardı. “Senin paran benim param! Evin ihtiyaçları varken sen neye para harcayacaksın?”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: Ben kimim? Ne zaman bu kadar küçüldüm? Sabah işe giderken aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dağınıktı. İçimdeki Zeynep’i kaybetmekten korkuyordum.

Bir gün işyerinde patronum Nermin Hanım beni odasına çağırdı. “Zeynep, son zamanlarda dalgınsın. Bir sorun mu var?” dedi. Dayanamadım, gözyaşlarım aktı. “Eşim… Her şeyimi kontrol ediyor,” dedim titreyerek. Nermin Hanım elimi tuttu: “Bak kızım, kimse sana bunu yaşatamaz. Yardıma ihtiyacın olursa buradayım.”

O gün eve dönerken karar verdim: Bir şeyler değişmeliydi. Ama nasıl? Annemi aradım, “Anne, ben çok yoruldum,” dedim ağlayarak. Annem telefonda sessizce ağladı, “Kızım, gel istersen bir süre bizde kal,” dedi.

Murat’a söylemeye cesaret edemedim önce. Ama o gece yine kavga ettik; bu kez bana bağırırken elini masaya vurdu, bardak yere düştü ve kırıldı. O an korkudan titredim ama bir yandan da öfkelendim: “Ben insanım! Benim de haklarım var!” diye bağırdım ilk kez.

Ertesi sabah çantamı topladım ve annemin evine gittim. Murat defalarca aradı, mesaj attı: “Geri dön! Sensiz yapamam!” Ama ben dönmedim.

Annemin evinde ilk gece huzur içinde uyudum ama içimde bir boşluk vardı; yıllardır kendi kararlarımı vermemiştim ki… Sabah kalkınca mutfağa gittim, annem çay demlemişti. “Kızım, hayat senin hayatın,” dedi gözlerimin içine bakarak.

Bir hafta boyunca Murat’tan özür mesajları geldi: “Seni seviyorum, değişeceğim.” Ama ona inanacak gücüm kalmamıştı. Elif’i aradım; bana sarıldı ve ağladık birlikte.

Bir gün belediyenin kadın danışma merkezine gittim. Oradaki psikolog Esra Hanım’la konuştum: “Kendimi kaybettim,” dedim hıçkırarak. Esra Hanım bana şöyle dedi: “Zeynep Hanım, ekonomik şiddet de şiddettir. Kendi ayaklarınız üzerinde durabilirsiniz.”

O günden sonra yavaş yavaş kendimi toplamaya başladım. İşyerinde daha dikkatli çalıştım, küçük birikimler yaptım. Annemle uzun yürüyüşlere çıktık; Elif’le kahve içtik.

Bir gün Murat kapıya geldi; gözleri doluydu: “Zeynep, sensiz yapamıyorum.” Ona baktım; içimde bir acı vardı ama aynı zamanda bir güç hissettim: “Murat, ben artık kendimi kaybetmek istemiyorum.”

Boşanma süreci zorlu geçti; ailemden bazıları bana kızdı: “Kadın kısmı yuvasını bırakmaz!” dediler. Ama ben artık korkmuyordum.

Şimdi kendi evimde yaşıyorum; maaşımı kendim yönetiyorum, istediğim kitapları alıyor, istediğim insanlarla görüşüyorum.

Bazen geceleri yalnız kaldığımda hâlâ korkularımla yüzleşiyorum ama aynaya baktığımda artık kendimi görüyorum.

Sizce bir kadın ne zaman kendi hayatını geri almaya karar vermeli? Sevgi adına kendimizden ne kadar vazgeçebiliriz?