Affetmek İçin Çok Geç mi?

“Zeynep, aç şu kapıyı! Yeter artık, konuşmamız lazım!” Annemin sesi, apartmanın dar koridorunda yankılandı. Ellerim titreyerek kapının kolunu tuttum. İçimdeki öfke ve korku birbirine karışmıştı. O sabah, İstanbul’un gri gökyüzüyle yarışan ruh halimle, annemin yıllardır sakladığı sırrı öğrenmiştim.

Bir gece önce, babamın eski ceketinin cebinde bulduğum sararmış mektup, hayatımı altüst etmişti. Mektupta annem, yıllar önce beni bırakıp gidişinin gerçek nedenini anlatıyordu. “Zeynep’im,” diye başlıyordu satırlar, “Sana anlatamadığım şeyler var. O gün seni bırakıp gitmek zorunda kaldım çünkü başka çarem yoktu.” Gözyaşlarım mektubun harflerine karışırken, anneme duyduğum öfke bir kez daha alevlendi.

Kapıyı açtım. Annem karşımda, gözleri yaşlı, elleriyle hırkasının düğmelerini sıkıca tutmuştu. “Kızım, ne olur dinle beni,” dedi kısık bir sesle. “Dinleyecek bir şeyim yok!” diye bağırdım. “Yıllarca neredeydin? Babam öldüğünde bile gelmedin! Şimdi mi geldin?”

Annem başını eğdi. “Haklısın,” dedi. “Ama o zamanlar elimden bir şey gelmiyordu. Baban izin vermedi. Kendi hayatımı kurmak zorundaydım.”

O an çocukluğumun bütün acıları gözümde canlandı. Babamın öfkeli bakışları, annemin sessiz ağlayışları, evdeki huzursuzluk… Babam işsiz kaldığında annemle her gece kavga ederlerdi. Bir gece annem sessizce valizini topladı ve gitti. O gidişin ardından evde kalan sessizlik, bana yıllarca eşlik etti.

“Sen gittikten sonra ben ne yaşadım biliyor musun?” dedim titreyen bir sesle. “Okulda herkes annemi sorduğunda ne cevap vereceğimi bilemedim. Babam her akşam içip ağladığında ben sustum. Kimseye anlatamadım.”

Annem gözyaşlarını sildi. “Sana ulaşmaya çalıştım,” dedi fısıltıyla. “Ama baban izin vermedi. Sonra da utanıp geri dönemedim.”

O an içimde bir şeyler kırıldı. Yıllarca annemi suçlamıştım ama şimdi onun da çaresizliğini gördüm. Yine de affetmek kolay değildi.

Birden telefonum çaldı. Arayan abim Murat’tı. “Zeynep, annem geldi mi?” diye sordu telaşla. “Evet,” dedim kısaca. “Ne yapacaksın?” dedi Murat. “Bilmiyorum,” dedim ve telefonu kapattım.

Annem mutfağa geçti, eski alışkanlığıyla çay demlemeye başladı. O an çocukluğumdan bir sahne gözümde canlandı: Annem bana limonlu kek yaparken mutfağı limon kokusu sarardı. Şimdi ise aramızda yılların soğukluğu vardı.

“Zeynep,” dedi annem yavaşça, “Sana anlatmam gereken çok şey var.”

Oturduk mutfakta, iki yabancı gibi karşılıklı. Annem bana yeni hayatını anlattı: İzmir’de küçük bir kasabada yeniden evlenmiş, bir oğlu olmuştu. “Seni hiç unutmadım,” dedi gözleri dolarak. “Her doğum gününde sana mektup yazdım ama göndermeye cesaret edemedim.”

İçimdeki öfke yerini hüzne bıraktı. “Peki ya ben?” dedim sessizce. “Ben seni her gün bekledim.”

Annemin elleri titredi, gözleri doldu. “Biliyorum kızım,” dedi. “Ama bazen insan en sevdiklerini en çok kırıyor.”

O gece annem bizde kaldı. Sabah olduğunda abim Murat geldi, annemi görünce öfkeyle bağırdı: “Senin burada ne işin var? Bizi yıllarca yalnız bıraktın!” Annem ağlamaya başladı. Murat kapıyı çarpıp çıktı.

Evde ağır bir sessizlik oldu. Annem bana döndü: “Beni affedebilir misin?”

Cevap veremedim. İçimdeki çocuk hâlâ annesini bekliyordu ama yetişkin Zeynep affetmenin ne kadar zor olduğunu biliyordu.

O gün akşamüstü annem gitmeye karar verdi. Kapıda bana sarıldı: “Belki bir gün affedersin,” dedi ve gitti.

Şimdi pencereden dışarı bakıyorum; sonbahar yaprakları yağmurda yere yapışmış, tıpkı geçmişteki anılar gibi silinmiyorlar.

Kendime soruyorum: Affetmek gerçekten bu kadar zor mu? Yoksa bazen affetmek için çok mu geç kalıyoruz?