Oğlumu Yanımda Götürdüm – Ama Bu Sadece Bir Rüyaydı…

“Anne, ne olur gitmeyelim!” diye fısıldadı Kerem, küçük elleri titreyerek avucumda. Gece yarısıydı, evin içi sessizdi ama kalbim göğsümden fırlayacak gibiydi. Kapının önünde ayakkabılarımızı giymeye çalışırken, içeriden babamın öksürüğü duyuldu. Bir an için donakaldım. Ya uyanırsa? Ya bizi yakalarsa? O an, Kerem’in gözlerindeki korkuyla kendi çocukluğumun gölgeleri üst üste bindi.

Her şey bundan üç yıl önce başlamıştı. O zamanlar hayatımda ne Kerem vardı, ne de bu kadar ağır bir yük. Üniversiteyi bitirip köyüme döndüğümde, annemle babamın gözlerinde bir umut parıltısı görmüştüm. “Kızım, artık sen de bir yuva kurarsın,” derdi annem. Babam ise her zamanki gibi sessizdi ama bakışlarıyla üzerimdeki baskıyı hissettirirdi.

Bir gün, komşumuzun oğlu Murat’la karşılaştım. Çocukluğumdan beri tanıdığım, sessiz, içine kapanık biriydi. Annem hemen fırsatı değerlendirdi: “Murat iyi çocuktur, eli yüzü düzgün, işi gücü var.” O günlerde başka bir seçeneğim yokmuş gibi hissettim. Düğünümüz sade oldu; köy meydanında davul zurna çaldı, herkes oynadı ama ben içimde bir boşlukla gülümsedim.

Evliliğimizin ilk aylarında Murat’ın gerçek yüzü ortaya çıktı. Her şeye karışan, kıskanç, öfkesini kontrol edemeyen biri olmuştu. “Senin yerin evin!” diye bağırdığı geceleri unutamıyorum. Bir keresinde işten geç döndüğüm için bana bağırdı, tabakları yere fırlattı. Anneme anlattığımda ise “Kocandır, idare et kızım,” dedi sadece. O günden sonra kimseye bir şey anlatmadım.

Kerem doğduğunda her şeyin değişeceğini sandım. Oğlumun kokusu, minik elleri bana güç verdi. Ama Murat’ın öfkesi daha da arttı. Kerem ağladığında bile bana kızıyor, “Beceriksizsin!” diye bağırıyordu. Bir gece Kerem’i kucağımda sallarken, Murat kapıyı çarpıp çıktı. O an oğluma sarılıp ağladım: “Sana söz veriyorum, bir gün buradan gideceğiz.”

Ama gitmek kolay değildi. Köyde kadınların kaderi belliydi; ya susarsın ya da dışlanırsın. Babamdan yardım istedim ama o sadece başını çevirdi: “Kız başına nereye gideceksin?” Annem ise gözlerimin içine bakmadan çamaşır yıkamaya devam etti. O gece ilk defa rüyamda Kerem’le birlikte kaçtığımı gördüm.

Rüyamda gece yarısıydı; Kerem’in elini tutup sessizce evden çıkıyordum. Köyün dar sokaklarında koşuyor, arkamızdan kimse gelmesin diye dua ediyordum. Uzakta bir otobüs ışığı gördüm; Kerem’le birlikte ona doğru koştuk. Otobüsün kapısı açıldı ve şoför bana bakıp “Nereye?” dedi. “Nereye olursa… Yeter ki uzak olsun,” dedim gözyaşlarımla.

O sabah uyandığımda yastığım sırılsıklamdı. Rüya gerçek gibiydi; kalbim hala hızlı hızlı atıyordu. Ama gerçek hayatta kaçmak için cesaretim yoktu. Günler geçtikçe Murat’ın baskısı arttı; bazen Kerem’e bile bağırıyordu. Bir gün Kerem korkudan yatağın altına saklandı ve ben o an kararımı verdim: Ya burada yavaş yavaş yok olacaktık ya da bir yolunu bulup kurtulacaktık.

Bir akşamüstü anneme gittim. “Anne, ben artık dayanamıyorum,” dedim gözyaşları içinde. Annem başını eğdi: “Kızım, herkesin derdi var… Ama senin oğlun var şimdi.” “İşte tam da bu yüzden gitmem lazım!” dedim hıçkırarak.

O gece yine aynı rüyayı gördüm; bu sefer otobüs çok uzaktaydı ve koşarken Kerem’in elini kaybettim. Uyandığımda içimde tarifsiz bir acı vardı. Oğlumun elini kaybetmekten korkuyordum; hem gerçek hayatta hem de rüyalarımda.

Bir sabah Murat işe giderken anahtarlarını unuttu. Fırsat bu fırsattı; Kerem’i giydirdim, birkaç parça eşya aldım ve evden çıktık. Köy meydanına kadar yürüdük; elimde telefonum titriyordu ama kimseyi arayacak cesaretim yoktu. Otobüs durağına vardığımızda Kerem bana baktı: “Anne, nereye gidiyoruz?” “Bilmiyorum oğlum… Ama buradan uzağa,” dedim gözlerimi kaçırarak.

Otobüs geldiğinde içeri bindik; camdan köyümüze son kez baktım. İçimde hem bir hafiflik hem de büyük bir korku vardı. Şehre vardığımızda ilk iş olarak kadın sığınma evini aradım; orada bizi sıcak bir çorba ve güler yüzlü insanlar karşıladı.

Geceleri hala aynı rüyayı görüyorum; bazen Kerem’in elini tutuyorum, bazen kaybediyorum. Ama artık biliyorum ki gerçek hayatta oğlumun elini bırakmayacağım.

Şimdi yeni bir hayat kurmaya çalışıyoruz; her şey zor ama en azından özgürüz. Bazen geceleri pencereden dışarı bakıp kendi kendime soruyorum: Bir anne ne kadar acıya dayanabilir? Ya siz olsaydınız, oğlunuz için her şeyi göze alabilir miydiniz?