Yedi Gün: Bir Annenin Oğlunu Kurtarma Hikayesi

“Anne, lütfen bırakma beni burada!”

Oğlum Efe’nin gözlerindeki korkuyu asla unutamayacağım. O an, içimde bir şeyler koptu. Ama işim vardı, tatil planı yapılmıştı, annem de yıllardır torununu görmek istiyordu. “Efe’ciğim,” dedim, “Burası senin de evin. Anneannen seni çok seviyor.”

Efe’nin küçük elleri bavuluma yapıştı. Annem ise kapıda dikilmiş, yüzünde o tanıdık, soğuk gülümsemesiyle bekliyordu. “Ayşe, geç kalacaksın. Merak etme, ben buradayım.”

O an içimde bir huzursuzluk vardı ama bastırdım. İstanbul’dan Bodrum’a giden otobüste, Efe’nin bana son bakışını düşündüm durdum. Annemin evinde büyüdüm ben de; o evin duvarları, suskunlukları ve gizli acılarıyla doluydu. Ama yine de oğlumu orada bırakmanın yanlış olduğunu o an tam olarak kavrayamamıştım.

İlk gece her şey yolundaydı. Annem aradı, “Efe uyudu, merak etme.” dedi. Ama ertesi gün Efe telefona çıkmak istemedi. “Anneciğim, iyi misin?” dedim. Sessizlik. Annem araya girdi: “Çocuk işte, oyun oynuyor.”

Üçüncü gün Efe’nin sesi titriyordu: “Anne, eve gelmek istiyorum.”

İçimde bir panik başladı. Annemi aradım, “Ne oluyor?” dedim. “Ayşe, abartma. Çocuk biraz huysuzlandı, alışır.”

Ama ben alışamadım. O gece uyuyamadım. Babamın yıllar önceki öfkeli bağırışları, annemin soğukluğu, çocukken hissettiğim yalnızlık… Hepsi geri geldi.

Dördüncü gün komşumuz Gülten Teyze aradı: “Ayşe, Efe iyi mi? Dün ağlıyordu.”

Artık dayanamadım. Bodrum’daki tatili yarıda kesip ilk otobüsle İstanbul’a döndüm. Yol boyunca ellerim titredi. Annemle ilgili içimdeki korkular, yıllardır bastırdığım anılar bir bir su yüzüne çıkıyordu.

Eve vardığımda kapıyı Efe açtı. Gözleri şişmişti, sesi kısılmıştı: “Anne…”

O an sarıldık ve ağladık. Annem içeriden çıktı: “Ne bu tantana? Çocuk biraz ağladı diye dünyanın sonu mu geldi?”

“Anne, ne oldu burada?” dedim.

Annemin yüzü kasıldı: “Sen de çocukken böyleydin. Hep naz, hep mızmızlık…”

O an anladım ki annemin sevgisi hep şartlıydı. Ben de yıllarca onun sevgisini kazanmak için çabalamıştım. Şimdi oğlumun da aynı acıyı yaşamasına izin veremezdim.

Efe’yi alıp eve döndük. O gece yanımda yattı ve sabaha kadar elimi bırakmadı.

Ama içimdeki fırtına dinmedi. Annemle yüzleşmek zorundaydım.

Bir hafta sonra annemi aradım: “Anne, neden Efe’ye böyle davrandın?”

“Ne yaptım ki? Biraz disiplin verdim. Sen de böyle büyüdün.”

“Ben mutlu bir çocuk değildim anne!”

Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu. Sonra annem ağlamaya başladı: “Ben de bilmiyordum nasıl anne olunur… Benim annem de bana böyleydi.”

O an anladım ki bu acı bir zincirdi; kuşaktan kuşağa aktarılan bir soğukluk, bir sevgisizlik zinciri… Ve ben bu zinciri kırmak zorundaydım.

Efe’ye sarıldım ve ona söz verdim: “Senin yanında hep olacağım oğlum.”

Ama geceleri hâlâ kendi kendime soruyorum: Bir çocuğun mutluluğu için aileyle bağları koparmak gerekirse, bunu yapmaya cesaret edebilir miyiz? Siz olsanız ne yapardınız?