Eve Dönüş: Bir İhanetin Ardından

Kapının önünde anahtarımı ararken ellerim titriyordu. İstanbul’un o nemli, ağır havası ciğerlerime dolarken, içimde garip bir huzursuzluk vardı. Belki de hissetmiştim, bilmiyorum. Anahtarı çevirdim, kapıyı sessizce açtım. Ayakkabılar koridorda dağınık duruyordu; eşim Murat’ın spor ayakkabısı ve… bir çift topuklu ayakkabı. Gözlerim büyüdü. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.

Salona doğru ilerlerken, fısıltılar duydum. “Bunu ona nasıl anlatacağız?” dedi kadın sesi. O ses… Evet, kesinlikle Zeynep’ti. En yakın arkadaşım, sırdaşım, çocukluk arkadaşım Zeynep. Kalbim deli gibi atıyordu. Kapının eşiğinde durdum, ikisi de bana dönüp baktı. Murat’ın yüzü bembeyaz oldu, Zeynep’in gözleri doldu. “Elif…” dedi Murat, sesi titrek. “Açıklayabilirim…”

O an zaman durdu sanki. Sadece onların bana bakışlarını, utançlarını ve korkularını gördüm. “Ne açıklayacaksın Murat? Ne anlatacaksın Zeynep?” dedim, sesim çatallandı. Gözyaşlarımı tutmaya çalıştım ama başaramadım. Dizlerimin bağı çözüldü, yere çöktüm. “Ben size ne yaptım? Neden?” diye fısıldadım.

Zeynep yanımdan geçip gitmek istedi ama kolundan tuttum. “Bana bak! Sen benim kardeşim gibiydin! Nasıl yaparsın bunu?” dedim. Zeynep ağlamaya başladı, “Elif, ben… Ben çok pişmanım. Sana söyleyecektik…” Murat araya girdi: “Elif, lütfen… Sadece bir hata… Bir anlık zayıflık…”

O an içimdeki öfke ve acı birbirine karıştı. “Bir hata mı? Kaç kez oldu bu hata? Kaç kez benim arkamdan konuştunuz, buluştunuz?” diye bağırdım. Komşular kapılarını araladı, ama umurumda değildi. O an dünyam yıkılmıştı.

O geceyi nasıl atlattım bilmiyorum. Zeynep ağlayarak çıktı gitti. Murat ise salonda yere oturup başını ellerinin arasına aldı. Ben ise yatak odasına kapanıp sabaha kadar ağladım. Sabah olduğunda gözlerim şişmişti, başım zonkluyordu.

Annem aradı: “Kızım, iyi misin? Sesin kötü geliyor.” Anneme hiçbir şey anlatamadım; “Biraz yorgunum anne,” dedim sadece.

İki gün boyunca Murat’la tek kelime konuşmadık. O işe gitmedi, ben de evden çıkmadım. Her şey anlamsız geliyordu. Sonra bir akşam Murat yanıma geldi, diz çöktü: “Elif, ne olur affet beni. Sana yemin ederim, bir daha asla olmayacak. Seni seviyorum. Hata yaptım, çok pişmanım.” Gözlerinde gerçekten pişmanlık vardı ama güvenim paramparça olmuştu.

Zeynep’ten ise bir mesaj geldi: “Sana ne desem az Elif. Kendimi affedemiyorum. Biliyorum, beni asla affetmeyeceksin ama bil ki seni çok sevmiştim.” O mesajı defalarca okudum ama cevap veremedim.

Günler geçtikçe içimdeki acı yerini öfkeye bıraktı. Kendimi sorgulamaya başladım: Nerede hata yaptım? Neden böyle oldu? Evliliğimizde eksik olan neydi? Yoksa ben mi yetemedim?

Bir akşam annemle babam ziyarete geldi. Annem hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini. “Kızım, gözlerin kan çanağı gibi. Ne oldu anlat bana,” dedi sarılarak. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Annem ağladı, babam ise sessizce oturdu köşede.

Babam sonunda konuştu: “Elif kızım, hayat bazen insanı en güvendiği yerden vurur. Ama unutma ki senin değerini kimse belirleyemez. Ne yapacağına sen karar vereceksin.” Annemin gözyaşları içinde söylediği tek şey ise şuydu: “Sakın kendini suçlama kızım. Kimse böyle bir ihaneti hak etmez.”

O gece uzun uzun düşündüm. Murat’ı affedebilir miydim? Zeynep’i hayatımdan silebilir miydim? Ya da her şeyi geride bırakıp yeni bir sayfa açabilir miydim?

Bir gün işyerinde Ayşe abla yanıma geldi: “Kızım, seni çok üzgün görüyorum bu aralar.” Ona da anlattım başıma gelenleri. Ayşe abla derin bir nefes aldı: “Bak Elif, ben de yıllar önce benzerini yaşadım. Affettim ama hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Sen neye dayanabiliyorsan onu yapacaksın.” Onun bu sözleri kafamda yankılandı.

Murat’la konuşmaya karar verdim. Akşam eve geldiğinde onu mutfağa çağırdım.

“Murat,” dedim kararlı bir sesle, “Sana güvenim kalmadı. Bunu geri kazanmak senin elinde ama ben şu an ne hissedeceğimi bile bilmiyorum.” Murat başını eğdi: “Ne istersen yapmaya hazırım Elif… Sadece bir şans daha ver bana.” Gözlerinde çaresizlik vardı.

Bir süre ayrı kalmaya karar verdik. Ben annemlere taşındım. O evde kalmaya devam etti.

Bu süreçte kendimi yeniden tanıdım sanki. Sabahları yürüyüşe çıktım, kitap okudum, eski arkadaşlarımla buluştum. Yavaş yavaş kendime olan güvenimi geri kazandım.

Bir gün Zeynep’in annesiyle karşılaştım pazarda. Kadıncağız bana sarıldı: “Kızım ne olur affet Zeynep’i… Çok pişman.” Gözlerim doldu ama sadece başımı salladım.

Aylar geçti… Murat defalarca aradı, mesaj attı; çiçekler gönderdi ama ben cevap vermedim. Bir gün kapıda buldum onu; elinde eski fotoğraflarımız vardı.

“Elif,” dedi gözleri dolu dolu, “Sana ne kadar zarar verdiğimi biliyorum ama sensiz yaşayamıyorum.” O an içimde bir şeyler kırıldı ama aynı zamanda hafifledim de.

Oturduk konuştuk saatlerce… Geçmişi, hatalarımızı, eksiklerimizi… Sonunda ona şunu söyledim:

“Belki zamanla sana tekrar güvenebilirim Murat ama şu an değil… Önce kendimi iyileştirmem lazım.” Murat başını salladı: “Ne zaman istersen bekleyeceğim Elif.” O an ilk defa içimde umut hissettim.

Şimdi ise yeni bir hayat kuruyorum kendime; belki yalnız belki ileride yeniden birlikte… Ama artık biliyorum ki en önemli şey kendi değerimi bilmekmiş.

Bazen düşünüyorum: Affetmek gerçekten mümkün mü? Yoksa bazı yaralar hep kanar mı? Siz olsanız ne yapardınız?