Kırk Bir Yılın Ardından: Bir Evliliğin Sessiz Çöküşü

“Baba, gerçekten mi? Şaka yapıyorsunuz değil mi?” dedim, sesim titreyerek. Annem mutfakta, elleriyle tezgâha sıkıca tutunmuş, gözleri yere sabitlenmişti. Babam ise salonda, eski koltuğunda oturuyor, gözlüklerinin arkasında sakladığı yaşları bana göstermemeye çalışıyordu. O an, evimizin duvarları üzerime yıkıldı sanki. Kırk bir yıl… Kırk bir yıl boyunca aynı sofrada oturmuş, aynı çatı altında yaşamış iki insan, şimdi birbirine yabancıydı.

Küçüklüğümden beri annemle babamı hep birlikte gördüm. Her sabah babam işe giderken annem arkasından su dökerdi. Akşamları sofrada sessizce yemek yer, bazen eski günlerden konuşurlardı. Dışarıdan bakınca huzurlu bir aileydik. Komşularımız, “Ne güzel aileniz var,” derdi. Ama kimse bilmezdi; bizim evde kelimeler çoğu zaman eksikti. Annemle babam arasında görünmez bir duvar vardı, yıllar geçtikçe kalınlaşan.

Bir gün, üniversiteden eve döndüğümde annemin gözleri şişmişti. “Bir şey mi oldu?” diye sordum. “Yok kızım, biraz başım ağrıyor,” dedi. Oysa o gece babam salonda sabaha kadar televizyonun karşısında oturdu. O zaman anlamıştım; bir şeyler yolunda değildi.

Yıllar geçti, ben mezun oldum, işe başladım. Kendi hayatıma dalmışken ailemin içindeki sessiz çığlıkları duyamamışım meğer. Ta ki o güne kadar… Babamın ağzından çıkan o kelimeyi duyana dek: “Boşanıyoruz.”

İlk başta inanamadım. “Neden?” dedim. “Kırk bir yıl… İnsan kırk bir yıl sonra neden boşanır?” Babam başını eğdi: “Bazen insan alışkanlıklarına tutunuyor kızım. Ama alışkanlıklar sevgiye yetmiyor. Yıllarca sustuk, görmezden geldik. Şimdi artık yorulduk.”

Annem ise başka bir acı taşıyordu içinde. Bir gece mutfakta çay koyarken yanıma geldi: “Biliyor musun Elif, ben babanı hiç aldatmadım. Ama yıllarca kendimi aldattım. Mutluymuş gibi yaptım. Sırf sen üzülme diye… Ama insan bir süre sonra kendi yalanına inanamıyor artık.” Gözlerinden yaşlar süzüldü.

O gece uyuyamadım. Kafamda binlerce soru vardı. Annemle babam neden bu kadar uzun süre birlikte kalmıştı? Neden şimdi ayrılıyorlardı? Sabah olduğunda babamla konuşmak istedim.

“Baba, hiç mi mutlu olmadınız?” dedim.

Babam derin bir nefes aldı: “Mutluluk anlıktır kızım. Bizim mutluluğumuz senin doğduğun gündü mesela. Sonra hayat telaşı başladı. İş, geçim derdi, hastalıklar… Birbirimize zaman ayıramadık. Konuşmadık. Herkes kendi köşesine çekildi.” Gözleri uzaklara daldı.

O an anladım ki; bizim evde asıl eksik olan şey sevgiden çok iletişimdi. Annemle babam birbirlerine dertlerini anlatmamıştı hiç. Dertler birikmiş, birikmiş ve sonunda koca bir uçuruma dönüşmüştü.

Boşanma süreci sancılı geçti. Akrabalar araya girdi, “Ayıp olur,” dediler. “Bu yaştan sonra ne gerek var?” Annem sustu, babam sustu. Ama ben onların suskunluğunda yılların yorgunluğunu gördüm.

Bir gün annemle pazara gittik. Yolda eski komşumuz Ayşe teyze karşımıza çıktı: “Kızım annenle baban ayrılıyormuş doğru mu?” dedi fısıltıyla. Annem başını öne eğdi, ben ise utandım sanki suçluymuşum gibi. Eve dönerken annem bana döndü: “Elalem ne der diye yaşadık yıllarca Elif. Ama artık kendim için yaşamak istiyorum.” O an annemin gözlerinde ilk defa hafif bir huzur gördüm.

Babam ise yalnızlığa alışmaya çalışıyordu. Bir akşam onu evinde ziyaret ettim. Masada tek başına çay içiyordu. “Alışıyor musun baba?” dedim.

“Alışmak zorundayım kızım,” dedi sessizce. “Keşke zamanında konuşabilseydik annenle… Belki her şey farklı olurdu.” Gözleri doldu.

Ailemiz dağıldıktan sonra çevremizdeki insanlar ikiye bölündü: Kimisi annemi suçladı, kimisi babamı… Ama kimse asıl gerçeği görmedi: Bizim ailemiz yavaş yavaş, sessizce çökmüştü; kimse fark etmemişti.

Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki; Türkiye’de birçok aile bizim gibi suskunlukla ayakta durmaya çalışıyor. “Elalem ne der?” korkusuyla mutsuzluklarını saklıyorlar. Oysa konuşmak, paylaşmak belki de en büyük kurtuluş olabilirdi.

Kırk bir yılın ardından dağılan ailemin hikayesini anlatırken içimde hâlâ bir sızı var. Annem ve babam şimdi ayrı hayatlarda ama ilk defa kendileri gibi olabiliyorlar belki de…

Bazen düşünüyorum: Acaba annemle babam yıllar önce birbirlerine içlerini dökebilselerdi, bugün her şey farklı olur muydu? Sizce suskunluk mu daha çok yıkar aileyi yoksa yanlış anlaşılmalar mı? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın; belki başka hayatlara dokunuruz.