Kırık Aynalar: On İki Yılın Ardından Gelen Gerçek
“Yalan mıydı hepsi, Cem?” diye bağırdım, ellerim titreyerek mutfak tezgahına yaslanırken. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu, ama ağlamaktan çok öfkeliydim. Cem, başını öne eğmiş, suçlu bir çocuk gibi sessizce duruyordu. O an, on iki yıllık evliliğimizin, her sabah birlikte içtiğimiz çayın, kızımız Elif’in doğumunda elimi tutuşunun, hepsinin birer sahneden ibaret olduğunu düşündüm.
O akşamı asla unutamam. Elif odasında ders çalışıyordu, arada bir kapıdan başını uzatıp “Anne, bana yardım eder misin?” diye sesleniyordu. Ama ben, Cem’in telefonunda gördüğüm o mesajdan sonra başka bir dünyadaydım. “Seni çok özledim, ne zaman görüşeceğiz?” yazıyordu bir kadın. İsmi bile Türkçeydi: Derya. İçimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı.
Cem’in bana bakmaya cesareti yoktu. “Bir hata yaptım,” dedi kısık bir sesle. “Sadece bir hata mı?” dedim, sesim titreyerek. “Aylarca süren bir hata mı?” O an, içimdeki güvenin paramparça olduğunu hissettim. Annem hep derdi: “Bir kadın isterse her şeyi affeder ama güveni asla.” O gece annemin sözleri beynimde yankılandı.
Ertesi sabah, Elif kahvaltı masasında sessizdi. Gözleriyle bana bir şeyler sormak ister gibiydi ama sustu. Cem işe gitmek için hazırlanırken bana bakmadı bile. Kapıdan çıkarken sadece “Akşam konuşuruz,” dedi. O an içimden geçen tek şey şuydu: Hangi akşam? Hangi konuşma? Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
O gün annemi aradım. “Anne, Cem beni aldatıyor,” dedim. Telefonda uzun bir sessizlik oldu. Sonra annem derin bir nefes aldı: “Kızım, yuvanı hemen yıkma. Her erkek hata yapar.” Annemin bu sözleri beni daha da yaraladı. Sanki suçlu olan benmişim gibi hissettim. Türkiye’de kadın olmak bazen böyleydi işte; acını bile içine gömmek zorundaydın.
Günler geçtikçe Cem’le aramızdaki mesafe büyüdü. Elif her şeyi anlamıştı ama hiçbir şey sormuyordu. Bir akşam odasına girdiğimde yatağında sessizce ağladığını gördüm. Yanına oturdum, saçlarını okşadım. “Anne, babam bizi bırakacak mı?” dedi hıçkırarak. O an kalbim yerinden çıkacak sandım. “Hayır kızım,” dedim ama sesimden kendim bile emin değildim.
Ailemin baskısı her geçen gün arttı. Babam telefonda “Kızım, boşanmak kolay mı sanıyorsun? Elif’in geleceğini düşün,” dedi. Ablam ise “Belki de sen ilgisiz kaldın, Cem başka birine gitti,” diyerek beni suçladı. Herkesin gözünde suçlu bendim sanki.
Bir gün Derya’yı görmek istedim. Onunla yüzleşmek istedim çünkü içimdeki öfkeyi başka türlü atamayacaktım. Onu işyerinin önünde bekledim. Çıkınca karşısına dikildim: “Ben Cem’in karısıyım.” Derya başını eğdi, gözleri doldu. “Bilmiyordum evli olduğunu,” dedi sessizce. Ona inanmak istemedim ama gözlerindeki pişmanlık gerçekti.
O gece Cem eve gelince bavulunu hazırlamıştım. “Git,” dedim sadece. O an Elif kapının önünde durdu, gözleri yaşlıydı. “Baba gitme!” diye bağırdı. Cem eğilip Elif’i öptü ve çıktı. Kapı kapandığında evde derin bir sessizlik oldu.
O geceden sonra hayatımız tamamen değişti. Ailemin baskısı devam etti; annem her gün arayıp “Barışın,” dedi durdu. Komşular fısıldaşmaya başladı; markette bile insanlar bana acıyarak bakıyordu. İşyerinde ise patronum izin almak zorunda kaldığım için bana soğuk davranmaya başladı.
Elif içine kapandı; okulda notları düştü, arkadaşlarıyla konuşmaz oldu. Bir gece yanıma gelip “Anne, ben kötü bir çocuk muyum? Babam bu yüzden mi gitti?” dediğinde gözyaşlarımı tutamadım. Ona sarılıp “Hayır kızım, asla senin suçun değil,” dedim ama içimdeki suçluluk duygusu büyüdü.
Bir gün Elif’i psikoloğa götürdüm; psikolog bana da destek olmam gerektiğini söyledi. Ama ben nasıl destek olabilirdim ki? Kendi yaralarımı bile saramıyordum.
Aylar geçti; Cem arada bir Elif’i görmeye geldi ama aramızda hiçbir şey konuşulmadı. Bir gün Elif bana dönüp “Anne, babamı affedecek misin?” diye sorduğunda ne cevap vereceğimi bilemedim.
Kendi ailemle de aram açıldı; annemle haftalarca konuşmadık çünkü onun gözünde hala yuvayı yıkan bendim. Ablam ise bana destek olmak yerine hep eleştirdi.
Bir gün işyerinde yeni bir projeye başladık; ekipteki herkes gençti ve enerjikti ama ben kendimi yaşlanmış hissediyordum. Bir akşam eve dönerken otobüste camdan dışarı bakarken düşündüm: Hayatım boyunca hep başkalarını mutlu etmeye çalışmıştım; peki ya ben? Ben ne istiyordum?
Bir gece Elif’le birlikte eski fotoğraflara baktık; gülümseyen yüzlerimiz, mutlu anlarımız… Hepsi şimdi bana yabancı geliyordu. Elif bana sarıldı ve “Anne, yine gülecek miyiz?” dediğinde ona söz verdim: “Evet kızım, yine güleceğiz.”
Şimdi yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum; hala zorlanıyorum ama artık kendimi suçlamıyorum. Belki de en büyük cesaret, yeniden başlamaktır.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Affeder miydiniz yoksa kendi yolunuza mı giderdiniz? Hayatta en çok neyi affetmek zordur sizce?