Bir Vasiyetin Gölgesinde: Annemi Kime Bırakacağım?
“Bunu bana nasıl yaparsın anne? Yıllarca yanında ben vardım, Elif ortada yoktu! Şimdi her şey ona mı kalacak?”
Sesim titriyordu, gözlerimden yaşlar süzülüyordu ama annem, yatağında sessizce bana bakıyordu. O an, çocukluğumdan beri ilk defa kendimi bu kadar yalnız hissettim. Oysa babamı kaybettiğimizde, annemle omuz omuza vermiştik. Elif ise çoktan İstanbul’a gitmiş, kendi hayatını kurmuştu. Annem hastalanınca da yine ben vardım yanında; ilaçlarını ben verdim, geceleri ateşini ben ölçtüm. Ama şimdi, annemin çekmecesinde bulduğum vasiyet her şeyi altüst etmişti.
Vasiyette yazanlar çok netti: “Tüm mal varlığım kızlarım arasında eşit paylaştırılsın. Ancak evimiz, büyük kızım Elif’e bırakılacaktır.”
O an beynimden vurulmuşa döndüm. Yıllardır bu evde annemin yanında kalan, ona bakan bendim. Elif ise yılda bir kez bile aramazdı. Annem neden böyle bir şey yapmıştı? O gece sabaha kadar uyuyamadım. İçimde öfke, kırgınlık ve çaresizlik birbirine karıştı.
Sabah olduğunda annemin odasına girdim. “Anne, bu vasiyet ne? Ben sana bakarken, Elif’e mi bırakacaksın evi?” dedim. Annem gözlerini kaçırdı, sesi kısık çıktı:
“Sen anlamazsın kızım… Elif’in ihtiyacı var. Onun hayatı zor.”
“Benim hayatım kolay mı anne? Ben de çalışıyorum, ben de geçinmeye çalışıyorum! Hem senin yanında kim vardı bunca yıl?”
Annem cevap vermedi. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır biriktirdiğim sevgim, sabrım, hepsi bir anda yok oldu sanki. Odayı terk ettim, kapıyı sertçe çarptım.
O günden sonra anneme karşı soğuk davrandım. Yemeğini hazırladım ama masaya koyup odama çekildim. Onunla konuşmamaya başladım. İçimdeki kırgınlık büyüdükçe büyüdü. Bir gün Elif’i aradım:
“Elif, annem sana evi bırakıyor. Gel al götür yanına, ben daha fazla bakamayacağım.”
Elif önce şaşırdı, sonra sesi titredi:
“Ne diyorsun Emine? Annem hasta… Ben nasıl bakayım ona? Hem sen alışkınsın…”
“Ben alışkın değilim Elif! Ben de insanım! Annem seni seçtiyse, sen de sorumluluğunu al!”
Telefonu kapattıktan sonra ağladım. Annemi odasında sessizce ağlarken buldum. Yanına gidip oturmak istedim ama gururum engel oldu.
Günler böyle geçti. Annem iyice içine kapandı. Bir akşam sofrada sessizce otururken bana baktı:
“Kızım… Ben seni hiç ayırmadım ki… Elif’in hayatı zor diye düşündüm sadece.”
“Benim hayatımı hiç düşündün mü anne?” dedim gözyaşlarımla.
O gece Elif aradı tekrar:
“Emine, ben gelemem. Annemi alamam yanıma. Senin gibi güçlü değilim.”
O an anladım ki, Elif’in de korkuları vardı. Belki de annemin ona evi bırakmasının sebebi suçluluk duygusuydu; yıllarca yanında olamamanın telafisi gibi… Ama bu telafi benim yüreğimde koca bir yara açmıştı.
Bir sabah annem yatağından kalkamadı. Hastaneye kaldırdık. Doktorlar “psikolojik olarak çok kötü durumda” dediler. O an içimdeki öfke yerini pişmanlığa bıraktı. Annemin elini tuttum:
“Anne… Affet beni… Seni yalnız bıraktım.”
Annem gözlerini açtı, elimi sıktı:
“Kızım… Ben sizi hep sevdim… Sadece yanlış yaptım belki…”
O gün Elif de hastaneye geldi. Üçümüz ilk defa yıllar sonra aynı odadaydık. Sessizlik içinde birbirimize baktık.
Elif bana döndü:
“Emine… Belki de annemizi birlikte affetmeliyiz. O da bizim gibi insan…”
O an anladım ki; aile olmak sadece kan bağı değilmiş, affetmek de gerekirmiş bazen.
Annem taburcu olduktan sonra eve döndük. Elif birkaç gün bizimle kaldı. Annemle birlikte sofraya oturduk, eski günlerden konuştuk. İçimdeki kırgınlık tam geçmese de, annemin elini tutarken huzur buldum.
Şimdi vasiyet hala masanın üstünde duruyor. Annemi Elif’e bırakmak istedim ama aslında onu asla bırakmak istemediğimi fark ettim.
Bazen düşünüyorum: Bir ev için değer miymiş bunca acı çekmeye? Ya da anneler gerçekten adil olabilir mi çocuklarına karşı? Siz olsanız ne yapardınız benim yerimde?