Bir Mirasın Gölgesinde: Annemin Sessizliği
“Anne, iyi misin? Bugün nasılsın?”
Telefonun ucunda Elif’in sesi titrek ve yapmacık geliyordu kulağıma. Oysa ben onun sesinin tonundan, kelimelerin arasındaki boşluktan, hatta nefes alışından bile anlıyordum: Bir şeyler değişmişti. Eskiden haftada bir arayan çocuklarım, şimdi her gün arar olmuştu. Sanki bir görevmiş gibi, sanki bir kontrol listesiymişim gibi…
Pencerenin önünde, eski Ankara apartmanının üçüncü katında, kış güneşinin solgun ışığıyla ısınmaya çalışırken içimde bir ürperti hissettim. Dışarıda karla karışık yağmur yağıyordu. İçeride ise yalnızlık…
“İyiyim kızım,” dedim, “her zamanki gibi.”
Elif’in ardından Zeynep de aradı. O da aynı soruları sordu. “Anne, ilaçlarını aldın mı? Markete gitmen gerekiyor mu? Bir şeye ihtiyacın var mı?”
Oysa ben biliyordum. Onların asıl derdi başka…
Eşim Hasan’ı kaybedeli üç yıl oldu. O günden beri evde bir başıma yaşıyorum. Emekli maaşım yetiyor, kimseye muhtaç değilim. Ama Hasan’dan kalan şu eski apartman dairesi… İşte mesele orada başlıyor. Çocuklarım, bu evin tapusunu, bankadaki üç kuruş birikimi, hatta eski gümüş şekerliği bile hesap eder olmuştu.
Bir akşam Elif ve Zeynep, ellerinde poşetlerle çıkageldiler. Masaya oturduk. Elif gözümün içine bakarak konuştu:
“Anneciğim, bak yaşlandın artık. Bu ev büyük sana. Belki daha küçük bir yere taşınırsın, kalan parayla rahat edersin.”
Zeynep hemen atladı:
“Evet anne, hem biz de daha sık geliriz. Hem belki torunlar da kalır yanında.”
O an içimde bir şey kırıldı. Onların gözlerinde annelerine duyulan sevgiden çok, bir hesap makinesi gördüm. O an anladım ki; annelik bazen sadece doğurmakla bitmiyor, bazen de çocuklarının gözünde bir tapu senedine dönüşüyorsun.
O gece uyuyamadım. Hasan’ın eski ceketini kokladım, gözlerim doldu. “Hasan,” dedim içimden, “biz ne zaman çocuklarımız için sadece bir miras olduk?”
Ertesi gün komşum Ayşe Hanım uğradı. Çay koyduk, dertleştik.
“Benim oğlanlar da aynı,” dedi Ayşe Hanım. “Her gün arıyorlar ama biliyorum ki dertleri ben değilim; evin tapusu.”
Birlikte sustuk bir süre. Sonra Ayşe Hanım elimi tuttu:
“Yalnız değilsin Fatma,” dedi.
Evet, adım Fatma. 68 yaşındayım ve hayatımda ilk kez kendimi bu kadar yalnız hissediyorum.
Bir hafta sonra Elif yine aradı.
“Anneciğim, geçen gün konuştuk ya… Hani şu ev meselesi…”
Sözünü kestim:
“Elif,” dedim, “siz bu evi ne zaman paylaşmaya başladınız? Ben daha ölmedim.”
Sessizlik oldu telefonda. Sonra Elif ağlamaklı bir sesle,
“Anne öyle deme… Biz sadece senin iyiliğini düşünüyoruz.”
Ama ben biliyordum; onların iyiliğiyle benim iyiliğim aynı şey değildi artık.
Bir akşam Zeynep kapıda belirdi. Yüzü asıktı.
“Anne,” dedi, “Elif’le tartıştık. O diyor ki evi satıp parayı paylaşalım. Ben diyorum ki sen yaşarken hiçbir şey yapılmasın.”
Gözlerim doldu.
“Ben ölmeden miras kavgasına mı başladınız?” dedim.
Zeynep başını eğdi.
“Bilmiyorum anne… Herkes kendi derdinde.”
O gece eski fotoğraflara baktım. Küçükken kucağıma oturmuşlardı; Elif’in saçlarını örerdim, Zeynep’e masallar anlatırdım. Şimdi ise gözlerinde sadece endişe değil, açgözlülük de vardı.
Bir sabah kapı çaldı. Noter gelmişti. Elif ve Zeynep de yanındaydı.
“Anneciğim,” dedi Elif, “bir vasiyetname hazırlayalım istedik. Her şey adil olsun diye…”
İçimde fırtına koptu.
“Elinizdeki kalemi bırakın!” diye bağırdım.
Noter şaşkınlıkla bana baktı.
“Ben ölmeden mirasımı konuşmak istemiyorum!” dedim.
Elif’in gözleri doldu, Zeynep ağlamaya başladı.
“Anne özür dileriz… Sadece işler karışmasın istedik.”
O an anladım ki; bu mesele sadece para değilmiş. Korkuları vardı: Birbirlerine güvenmiyorlardı, bana güvenmiyorlardı belki de… Aile denen şeyin aslında ne kadar kırılgan olduğunu ilk kez o gün hissettim.
Günler geçti. Çocuklarım aramaya devam etti ama artık konuşmalarımız daha kısa ve mesafeli oldu. Ben ise her gün pencerenin önünde oturup Ankara’nın gri gökyüzüne bakarken kendi kendime sordum:
“Bir anne olarak nerede hata yaptım? Çocuklarımı sevgiyle büyüttüm ama şimdi onların gözünde sadece bir miras mıyım?”
Bazen düşünüyorum; acaba başka türlü davranmalı mıydım? Onlara daha az mı vermeliydim sevgimi? Yoksa hayatın acımasızlığı mı çocuklarımı böyle yaptı?
Şimdi 68 yaşında bir kadın olarak size soruyorum: Sizce aile olmak ne demek? Bir annenin değeri sadece geride bıraktığı evraklarda mı yazılıdır? Yoksa gerçek miras sevgi midir?