Kayıp Bir Sabah: Bir Babanın Sessiz Çığlığı
“Emir nerede?” Elif’in sesi, sabahın sessizliğini yırtıyor. Gözlerimi açtığımda, başucumda endişeyle bana bakan eşimi görüyorum. Yatakta bir eksiklik var; oğlumuz Emir’in her sabah yanımızda kıvrılıp uyuduğu köşe bomboş. Yorganın altına elimi sokuyorum, ama sadece soğuk bir boşluk hissediyorum. Elif’in sesi titriyor: “Kadir, Emir yok! Yatağında değil!”
Bir an için beynim duruyor. Dün gece geç saate kadar çalışmıştım; faturalar, kredi borçları, işyerindeki baskı… Hepsi üst üste binmişti. Elif’in gözlerinde korku var, ama bana da bir öfke. “Senin yüzünden! Dün gece yine geç geldin, yine ilgilenmedin!”
Kalkıp evin içinde koşturmaya başlıyoruz. Emir’in odası, oyuncakları darmadağın. Pencere kapalı, ama balkon kapısı aralık. Kalbim deli gibi atıyor. “Emir!” diye bağırıyorum. Cevap yok. Elif ağlamaya başlıyor, “Ya başına bir şey geldiyse?”
O an, kendi babamın bana çocukken söylediği sözler aklıma geliyor: “Bir baba ailesini koruyamazsa, adam değildir.” İçimdeki suçluluk büyüyor. Ben ne zaman bu kadar zayıf oldum? Ne zaman oğlumun gözlerindeki güveni kaybettim?
Elif polisi arıyor. Ben ise apartmanın merdivenlerinden aşağı iniyorum. Komşumuz Ayşe Teyze kapıyı aralıyor: “Hayırdır Kadir oğlum, bir şey mi oldu?”
“Emir’i gördünüz mü? Sabah evde yoktu!”
Ayşe Teyze başını sallar: “Yok evladım, daha yeni kalktım ben de.”
Sokaklara çıkıyorum. Her köşe başında Emir’in adını haykırıyorum. İçimde bir yer paramparça oluyor. Geçmişte annemin bana sarıldığı anlar geliyor aklıma; şimdi ben oğluma sarılamıyorum.
Birden apartmanın karşısındaki parkta bir hareketlilik görüyorum. Polis arabası, birkaç komşu… Koşarak yaklaşıyorum. Elif de arkamdan geliyor, gözleri kan çanağı gibi.
Polis memuru: “Siz Emir’in babası mısınız?”
Evet diyebiliyorum sadece, sesim çatallı.
“Merak etmeyin, oğlunuz burada bulundu. Biraz korkmuş ama iyi.”
O an dizlerimin bağı çözülüyor. Emir’i kucağıma alıyorum, ağlıyor. “Baba… Ben seni bulmaya çıktım. Sen hep iştesin…”
O an anlıyorum ki asıl kaybolan Emir değil, benim ona olan ilgimdi. Elif bana bakıyor; gözlerinde hem öfke hem de kırgınlık var.
Eve döndüğümüzde sessizlik hâkim. Elif mutfakta ağlıyor. Yanına gidiyorum.
“Elif… Özür dilerim. Sana ve Emir’e yeterince zaman ayıramadım.”
Elif başını kaldırıyor: “Kadir, ben de yoruldum. Her şeyi tek başıma taşımaktan yoruldum. Seninle konuşamıyoruz bile.”
O an içimdeki duvarlar yıkılıyor. Babamın bana öğrettiği o sertlik, şimdi bana sadece acı veriyor. Oğlumun gözyaşları, eşimin sessiz çığlığı… Hepsi benim sorumluluğumda.
Gece Emir’in yanında yatıyorum. Küçük elleri boynuma sarılıyor.
“Baba, bir daha kaybolmam değil mi?”
“Hayır oğlum,” diyorum titreyen sesimle, “Bir daha seni asla bırakmayacağım.”
Ama içimde bir soru yankılanıyor: Gerçekten iyi bir baba olabilecek miyim? Yoksa babamın hatalarını tekrar mı edeceğim?
Sizce bir insan geçmişinin zincirlerini kırıp ailesi için değişebilir mi? Yoksa bazı yaralar asla iyileşmez mi?