Her Şey Yerine Dönüyor: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Bunu bana nasıl yaparsın, Cem?” diye bağırdım, gözyaşlarım yanaklarımı yakarken. O an mutfağın ortasında, elimde kırılmış bir fincanla duruyordum. Cem ise kapının önünde, başı öne eğik, suçlu bir çocuk gibi susuyordu. O an, hayatımın en büyük darbesini aldığımı hissettim. Yıllarca birlikte kurduğumuz ev, bir anda bana yabancılaştı.

Cem’le 25 yaşımda evlendim. Ne çok gençtim ne de geç kalmıştım. Annem hep derdi: “Kızım, acele etme, doğru insanı bul.” Ben ise Cem’i bulduğumda, içimde tarifsiz bir huzur hissetmiştim. O zamanlar hayatın bana böylesine acımasız bir oyun oynayacağını bilemezdim.

Evliliğimizin ilk yılları güzeldi. Birlikte küçük bir evde başladık her şeye. Cem’in ailesiyle aram iyiydi, annesi bana kızından farksız davranırdı. Ama zamanla hayatın yükü ağırlaştı. İş bulmakta zorlandım, Cem’in işi ise sürekli değişiyordu. İstanbul’da yaşamak kolay değildi; kira, faturalar, geçim derdi… Bazen akşamları sofrada sessizce otururduk, konuşacak bir şey bulamazdık. Ama ben hep umutluydum. “Her şey düzelecek,” derdim kendi kendime.

Bir gün Cem eve geç geldi. Telefonunu açmadı, mesajlarıma cevap vermedi. İçimde bir huzursuzluk vardı ama kendime konduramadım. Ertesi sabah banyoda gömleğinin cebinde bir not buldum: “Seni özledim – Elif.” Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Elif… Cem’in üniversiteden eski sevgilisi. Birkaç yıl önce tesadüfen karşılaşmışlardı ama ben o zaman önemsememiştim.

O gece Cem’le yüzleştim. “Bu ne?” dedim, notu önüne koyarak. Gözleri doldu, sustu. Sonra itiraf etti: “Sana yalan söyleyemem artık, Zeynep. Elif’le görüştüm… Ne yapacağımı bilmiyorum.” O an dünyam başıma yıkıldı. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Her şeyin bir bedeli vardır kızım.”

Günlerce kendimi sorguladım. Nerede hata yaptım? Neden yetemedim? Cem’in gözlerinde artık bana dair bir ışık yoktu. Bir sabah avukatından gelen mesajla sarsıldım: Boşanma davası açılmıştı. O an anladım ki, Cem çoktan gitmişti bile.

Ailem bu haberi duyunca annem ağladı, babam öfkelendi: “Biz sana demedik mi? O çocuğa güvenme dedik!” Ama ben onları susturdum. Çünkü biliyordum; bu hikâyede suçlu aramak anlamsızdı. Hayat bazen insanı en zayıf yerinden vuruyordu.

Boşanma süreci sancılı geçti. Cem evi terk ettiğinde evdeki her eşya bana geçmişi hatırlatıyordu. Yatak odasında onun kokusu, mutfakta birlikte içtiğimiz kahvelerin izi… Her köşe acı veriyordu artık. Bir gece anneme sığındım; “Anne ben ne yapacağım?” dedim hıçkırıklar içinde.

Annem saçlarımı okşadı: “Kızım, hayat bazen insanı dibe çeker ki, yeniden çıkabilesin diye.” O sözler bana güç verdi ama acımı dindirmedi.

Mahkeme günü geldiğinde Cem’in yanında Elif’i gördüm. El ele tutuşuyorlardı. İçimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı. Avukatımız bana sorular sorarken sesim titriyordu: “Evliliğiniz neden bitti?”

“Sevilmediğim için,” dedim sadece.

Boşandık. Cem ve Elif kısa süre sonra birlikte yaşamaya başladılar. Mahallede herkes konuştu; “Zeynep’i nasıl bırakır da eski sevgilisine döner?” dediler arkamdan. Kimse bilmiyordu ki, en büyük yıkımı ben kendi içimde yaşıyordum.

Aylar geçti. İş buldum, kendi ayaklarım üzerinde durmaya başladım ama geceleri yalnızlık içimi kemiriyordu. Sosyal medyada Cem’in ve Elif’in mutlu fotoğraflarını gördükçe içimde bir yara daha açılıyordu.

Bir gün eski arkadaşım Ayşe aradı: “Zeynep, senin için endişeleniyoruz. Hayat devam ediyor, kendine gel!” dedi bana. O gece aynaya baktım; gözlerimdeki yorgunluğu ve umutsuzluğu gördüm.

Kendime söz verdim: Bu acının beni yok etmesine izin vermeyeceğim.

Yavaş yavaş hayata tutundum. Yeni insanlarla tanıştım, kurslara yazıldım, kitaplara sığındım. Ama her gece yatağa uzandığımda aklımda tek bir soru vardı: Neden? Neden ben?

Bir gün markette karşılaştık Cem’le. Yanında Elif yoktu. Göz göze geldik; o da mahcuptu, ben de kırgındım.

“Zeynep… Özür dilerim,” dedi sessizce.

“Geç kaldın Cem,” dedim ve yürüdüm gittim.

Şimdi hayatıma yeniden başlıyorum ama içimde hâlâ o yara var. Herkesin hikâyesi farklı ama acı hep aynı yerde yakalıyor insanı.

Bazen düşünüyorum: Gerçekten affedebilir miyiz? Yoksa bazı yaralar hep kanar mı? Sizce zaman her şeyin ilacı mı?