İki Yetim ve Bir Umut Evi: Kaderin Bize Yazdığı Yol
— Zeynep, elimden tutma artık, büyüdüm ben! — diye bağırdım, gözyaşlarımı saklamaya çalışarak. Oysa içimdeki korku, ellerimi titretirken, ablamın sıcak avucunu bırakmaya cesaretim yoktu. İstanbul’un o soğuk, gri sabahında, elimizde küçücük bir valizle, yetimhaneden çıkıp otobüse bindiğimizde, hayatımızın bir daha asla eskisi gibi olmayacağını biliyordum.
Annemle babamı iki yıl önce bir trafik kazasında kaybetmiştik. O günden beri, Zeynep’le birbirimize yaslanarak hayatta kalmaya çalışıyorduk. Yetimhane duvarları arasında geçen günler, geceleri uykusuz bırakan ağlamalar, kimsenin duymadığı fısıltılar… Her şey üst üste gelmişti. Ama o sabah, sosyal hizmet görevlisi Ayşe Hanım’ın bize söylediği söz hâlâ kulaklarımda çınlıyordu:
— Kızlar, sizi çok iyi bir aileye götüreceğim. Onlar sizi kendi çocukları gibi sevecekler.
Otobüs camından dışarı bakarken, İstanbul’un gürültüsü yavaş yavaş yerini yemyeşil tarlalara, uzaklarda dumanı tüten bacalara bırakıyordu. Zeynep’in gözleri dolmuştu ama bana belli etmemeye çalışıyordu. Ben ise içimdeki fırtınayı susturmak için pencereden dışarıya bakıyordum. “Ya bizi istemezlerse? Ya yine yalnız kalırsak?” diye düşünüyordum.
Köy meydanında indiğimizde, Ayşe Hanım önde biz arkada yürümeye başladık. Yolun sonunda büyükçe bir evin önünde durduk. Bahçede insanlar telaşla masa kuruyor, çocuklar koşturuyordu. Bir doğum günü kutlaması vardı belli ki. Kapının önünde durduk. Tam o anda, bahçeden orta yaşlı bir adam bize doğru yaklaştı.
— Kızlar, hoş geldiniz! Ben Mahmut amcanızım. Sizi bekliyorduk.
Zeynep hemen elini uzattı, ben ise utangaçça başımı eğdim. Mahmut Amca’nın sesi yumuşaktı ama gözlerinde bir hüzün vardı sanki. Bizi içeri davet etti. Evin içinde mis gibi börek kokusu vardı. Sofrada oturan kadın ayağa kalktı:
— Hoş geldiniz yavrularım! Ben de Hatice teyzenizim.
Hatice Teyze’nin sarılışı annemin kucağı gibi sıcaktı. Ama içimde bir şey hâlâ eksikti; sanki bu sıcaklık bana ait değildi.
O akşam sofrada herkes gülüp eğlenirken ben sessizce tabağımla oynuyordum. Zeynep ise hemen ortama alışmıştı bile; çocuklarla oyun oynuyor, Hatice Teyze’ye yardım ediyordu. Ben ise kendimi yabancı hissediyordum. Gece olduğunda Zeynep’le aynı odada yatarken ona fısıldadım:
— Zeynep, burada kalmak istemiyorum…
Zeynep bana sarıldı:
— Elif, biraz sabret. Belki burası bizim için yeni bir başlangıç olur.
Ama ertesi gün işler değişti. Mahmut Amca’nın öz oğlu Yusuf abiyle tanıştık. Yusuf abi bana soğuk davranıyordu; sanki evine gelen iki yabancıdan hiç hoşlanmamış gibiydi. Bir gün bahçede top oynarken topu bana atmadı ve arkasını dönüp gitti.
— Burası bizim evimizdi! Sizin yüzünüzden her şey değişti! — diye bağırdı bir gün.
O an içimdeki bütün umutlar yıkıldı. Zeynep’le gece yatağımızda sessizce ağladık. Hatice Teyze bunu fark etti ve yanıma geldi:
— Elif kızım, biliyorum kolay değil… Ama biz seni gerçekten sevdik. Yusuf da zamanla alışacak.
Ama Yusuf’un öfkesi gün geçtikçe arttı. Okulda beni arkadaşlarına şikayet ediyor, “yetim” diye alay ediyordu. Bir gün okuldan eve dönerken köyün çocukları arkamdan bağırdı:
— Yetim Elif! Yetim Elif!
O an koşarak eve gittim ve odama kapandım. Zeynep yanıma geldiğinde gözlerim kıpkırmızıydı.
— Dayanamıyorum artık! Herkes bize farklı bakıyor…
Zeynep beni kucakladı:
— Elif, biz birbirimize yeteriz. Kimseye ihtiyacımız yok.
Ama içimdeki boşluk büyüyordu. Hatice Teyze her akşam yanıma gelip saçımı okşuyor, bana masallar anlatıyordu ama ben annemi özlüyordum…
Bir gün köyde büyük bir yangın çıktı. Mahmut Amca’nın ahırı tutuşmuştu. Herkes panikle koşuştururken Yusuf abi içeride kalan kuzuyu kurtarmak için ahıra girdi ama içeride mahsur kaldı. O an hiç düşünmeden peşinden koştum. Dumanlar arasında Yusuf’u bulup elinden tuttum ve dışarı çıkardım.
O günden sonra Yusuf’un bana bakışı değişti. Bir akşam sofrada bana dönüp şöyle dedi:
— Elif, o gün hayatımı kurtardın… Özür dilerim sana kötü davrandığım için.
İlk defa kendimi bu evin bir parçası gibi hissettim. Zeynep de gülerek bana sarıldı:
— Gördün mü Elif? Burası artık bizim evimiz.
Aylar geçti… Köydeki insanlar da bize alıştı. Artık okulda “yetim” değil, “Mahmut Amca’nın kızı” olarak çağrılıyordum. Hatice Teyze bana annemden kalan bir fular hediye ettiğinde gözyaşlarımı tutamadım.
Hayat bazen insana en büyük acıları yaşatıyor ama bazen de hiç beklemediğin anda yeni bir aile veriyor sana…
Şimdi geceleri yıldızlara bakarken kendi kendime soruyorum: Acaba insan gerçekten ait olduğu yeri bulabilir mi? Sizce aile kan bağıyla mı olur, yoksa kalpten mi?