Bir Kayınvalide, Bir Evlilik ve Sağduyu Arasında Sıkışıp Kaldığım Hayatım
“Yeter artık anne! Lütfen karışma!” Murat’ın sesi ilk defa bu kadar yükseldiğinde, mutfakta elimdeki bardağı neredeyse düşürüyordum. Kayınvalidem Zehra Hanım ise, yüzünde o tanıdık küçümseyici ifadeyle bana döndü: “Ben oğlumun iyiliğini düşünüyorum, sen anlamazsın.”
O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sanki yıllardır üzerime örülen görünmez ağ, bir anda gözle görülür bir zincire dönüşmüştü. Murat’la evliliğimizin başından beri Zehra Hanım’ın gölgesi hep üzerimizdeydi. İlk tanıştığımızda, Murat’ın sessizliği ve naifliği bana huzur vermişti. Kendi ayakları üzerinde duran, işinde başarılı bir kadındım. Ailemden uzakta, İstanbul’da yeni bir hayat kurmuş, kendi evimi döşemiştim. Murat ise, annesiyle aynı apartmanda oturuyordu. O zamanlar bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum.
Düğünümüzden bir hafta sonra Zehra Hanım kapımızı çaldı. Elinde bir tencere dolma, “Oğlum aç kalmasın,” diyerek mutfağa daldı. O gün gülümsedim, “Ne güzel, düşünceli bir anne,” dedim kendi kendime. Ama zamanla bu ziyaretler sıklaştı. Her sabah kahvaltıya gelmeye başladı. Akşamları Murat işten dönmeden önce gelip yemekleri kontrol ediyor, bazen de “Sen yorulma kızım, ben yaparım,” diyerek mutfağı ele geçiriyordu.
Bir gün işten geç çıktım. Eve geldiğimde Zehra Hanım salonda oturuyordu. Murat ise annesinin yaptığı yemeği yiyor, bana dönüp “Sen de yesene,” diyordu. O an içimde bir kırgınlık oluştu ama ses etmedim. Annem hep “Evlilikte sabır önemli,” derdi. Ben de sabrettim.
Ama sabır bazen insanı tüketiyor. Bir akşam Murat’la baş başa film izlemek istedik. Tam koltuğa oturmuştuk ki kapı çaldı. Zehra Hanım elinde poşetlerle içeri girdi: “Baktım markette indirim var, oğluma yoğurt aldım.” Murat hemen kalktı, annesinin poşetlerini aldı, ona çay koydu. Ben ise koltukta yalnız kaldım.
Bir gece Murat’a usulca sordum: “Neden annen bu kadar sık geliyor? Biraz baş başa kalmak istemez misin?” Murat gözlerini kaçırdı: “Annem yalnız, ona bakmak zorundayım.”
O gece uyuyamadım. Kafamda binbir soru: Ben neredeyim bu evlilikte? Neden hep ikinci plandayım? Sabah kahvaltısında Zehra Hanım yine yanımızdaydı. Bana dönüp “Kızım, Murat yumurtayı az pişmiş sever,” dedi. Oysa ben Murat’a her sabah sormuştum nasıl istediğini.
Bir gün işyerinde arkadaşım Elif’e anlattım durumu. “Senin yerinde olsam konuşurdum,” dedi. Cesaretimi topladım, akşam Murat’a açıkça söyledim: “Böyle devam edemem. Annenle aramıza sınır koymazsan ben mutsuz olacağım.”
Murat sessizce başını eğdi: “Annem kırılırsa ne yaparım?”
O an anladım ki Murat’ın annesine olan bağı, bana olan sevgisinden daha güçlüydü. Ertesi gün Zehra Hanım yine geldiğinde ona nazikçe “Bugün yalnız kalmak istiyoruz,” dedim. Yüzü asıldı: “Ben oğlumun iyiliğini düşünüyorum, sen anlamazsın.”
O günden sonra aramızda soğuk rüzgarlar esmeye başladı. Zehra Hanım komşulara “Gelinim oğlumu elimden aldı,” diye anlatmaya başlamıştı bile. Mahalledeki kadınlar bana tuhaf bakıyor, markette arkamdan fısıldaşıyorlardı.
Bir akşam eve döndüğümde Murat’ı annesiyle tartışırken buldum. Zehra Hanım ağlıyordu: “Ben oğlum için yaşadım, şimdi beni istemiyorlar!” Murat ise çaresizce bana bakıyordu.
O gece ilk kez Murat’la ciddi bir kavga ettik. “Senin annenle evli değilim, seninle evliyim!” diye bağırdım. Murat ise “Ama o benim annem!” diyerek savundu kendini.
Geceler boyu düşündüm: Bu evlilikte ben neredeyim? Kendi hayatımı mı yaşıyorum yoksa bir başkasının gölgesinde mi var olmaya çalışıyorum?
Bir sabah valizimi hazırladım. Anneme gitmek için kapıdan çıkarken Murat arkamdan koştu: “Gitme! Annemi idare edelim.”
Durdum, gözlerinin içine baktım: “Ben idare etmek için evlenmedim Murat. Ben sevilmek, saygı görmek için evlendim.”
O an Murat’ın gözlerinde korku ve çaresizlik gördüm ama artık çok geçti.
Anneme vardığımda içimde hem bir rahatlama hem de büyük bir hüzün vardı. Annem sarıldı bana: “Kızım, bazen insan kendi mutluluğu için en zor kararı vermek zorunda kalır.”
Günler geçtikçe kendimi yeniden bulmaya başladım. İşime daha çok sarıldım, arkadaşlarımla vakit geçirdim. Ama geceleri bazen hâlâ düşünüyorum: Acaba başka türlü olamaz mıydı? Bir kadın neden hep ikinci planda kalmak zorunda? Sevgiyle bağımlılık arasındaki çizgi bu kadar ince mi?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir kadının kendi hayatını seçmesi bencillik mi yoksa cesaret mi?