Bir Ev, İki Hayat: Annemin Gölgesinde Kendi Yolumu Ararken

“Yine mi geç kaldın, Elif? Her sabah aynı şey!” Annemin sesi mutfağın kapısından taşarken, elimdeki anahtarları masaya bıraktım. Gözlerim uykusuzluktan kan çanağına dönmüş, içimde biriken öfkeyi bastırmaya çalışıyordum. “Anne, işten yeni çıktım. Gece vardiyası kolay mı sanıyorsun?” dedim, ama sesim titriyordu. Annem ise gözlerini kaçırdı, çaydanlıktan taşan suyun sesine kulak kesildi. O an anladım; bu evde ne kadar büyürsem büyüyeyim, hep onun küçük kızıydım.

Babam yıllar önce bizi terk ettiğinde annemle birbirimize yaslandık. O günden beri hayatımız hep eksik, hep yarımdı. Annem, bana hem anne hem baba olmaya çalıştı ama bu yük onu da beni de yordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’da bir iş bulmuştum. Hayalim kendi evime çıkmak, özgürce yaşamak, sabahları kimseye hesap vermeden uyanmaktı. Ama annem “Kız başına o koca şehirde ne işin var?” deyip durdu. Her fırsatta bana ihtiyacı olduğunu hissettirdi.

Geçen yıl anneme diyabet teşhisi konduğunda işler daha da karmaşıklaştı. İlaçlarını takip etmek, doktor randevularını ayarlamak, market alışverişini yapmak… Bazen nefes alamadığımı hissediyordum. Arkadaşlarım hafta sonları buluşup eğlenirken ben annemin tansiyonunu ölçüyor, gece yarısı şekerini kontrol ediyordum. Bir gün işyerinde müdürüm Zeynep Hanım beni odasına çağırdı: “Elif, seni İzmir şubemize müdür yardımcısı olarak önermek istiyorum. Düşünmek ister misin?” İçimde bir kıvılcım yandı; yıllardır beklediğim fırsat ayağıma gelmişti.

O akşam eve döndüğümde annem yine televizyonun karşısında oturuyordu. “Anne, sana bir şey söylemem lazım,” dedim. Gözleri bir anda büyüdü, sanki kötü bir haber alacakmış gibi endişelendi. “İzmir’e tayinim çıktı. Gitmeyi düşünüyorum.” Bir sessizlik oldu; sadece duvardaki saatin tik takları duyuluyordu. Sonra annem ağlamaya başladı: “Beni burada tek başıma mı bırakacaksın? Ben sensiz ne yaparım?”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. İçimde iki ses kavga ediyordu: Biri “Kendi hayatını yaşa!” diye bağırıyor, diğeri “Anneni nasıl yalnız bırakırsın?” diye fısıldıyordu. Ertesi gün ablam Ayşe’yi aradım. O evlenip Ankara’ya taşınmıştı, annemle ilgilenmek ona uzak geliyordu. “Elif’ciğim,” dedi telefonda, “Sen de haklısın ama annemiz yaşlandı, ona sahip çıkmak lazım.” Herkes bana sorumluluk yüklüyordu ama kimse yükümü paylaşmıyordu.

Bir hafta boyunca karar vermeye çalıştım. İşyerinde herkes tebrik ederken ben içten içe çürüyordum. Annemin gözleri her akşam bana bakarken suçluluk duygusu içimi kemiriyordu. Bir akşam mutfakta bulaşık yıkarken annem yanıma geldi: “Biliyorum gitmek istiyorsun Elif. Ben de gençken hayallerimi erteledim, sonra pişman oldum. Ama seni de anlamaya çalışıyorum.” O an gözyaşlarımı tutamadım. “Anne, ben de seni bırakmak istemiyorum ama kendi hayatımı da yaşamak istiyorum,” dedim.

Sonunda kararımı verdim: İzmir’e gidecektim. Anneme bir komşumuzun kızı olan Fatma’yı gündüzleri yardımcı olması için ayarladım, ablam da ayda bir gelip kontrol edecekti. Eşyalarımı toplarken annemin odasında eski bir fotoğraf buldum; gençliğinde o da İstanbul’a gitmek istemiş ama dedem izin vermemişti. Fotoğrafa bakarken içimde bir burukluk hissettim: Belki de annem bana kızmıyor, sadece kendi yarım kalan hayatının acısını yaşıyordu.

İzmir’e taşındığım ilk günlerde özgürlüğün tadını çıkarmaya çalıştım ama her akşam annemi aramadan rahat edemedim. Bir gün telefonun diğer ucunda sesi çok yorgun geldi: “Bugün Fatma gelmedi, biraz halsizim.” O an içimdeki vicdan azabı yeniden alevlendi. Acaba yanlış mı yapmıştım? Kendi mutluluğum için annemi yalnız bırakmak bencillik miydi?

Aylar geçtikçe hem ben hem annem yeni düzene alıştık. Annem komşularıyla daha çok vakit geçirmeye başladı, ben de işimde yükseldim. Ama her bayram otobüsle eve dönerken içimde aynı soru yankılanıyordu: Aileye yakın olmak mı önemliydi yoksa kendi yolunu çizmek mi? Toplumun beklentileriyle kendi isteklerimiz arasında sıkışıp kalmak bizim kaderimiz miydi?

Şimdi bu satırları yazarken hâlâ kesin bir cevabım yok. Belki de hiçbir zaman olmayacak… Siz olsaydınız ne yapardınız? Kendi hayatınızı mı seçerdiniz yoksa ailenizin yanında mı kalırdınız?