Bir Lokmanın Bedeli: Aşkımızı ve Hayatımızı Kurtarma Mücadelesi

“Yeter artık! Bir gün daha böyle geçiremem, Ayşe!” Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki pizzanın son dilimini ağzıma götürürken, gözlerim doldu. O an, hayatımın en ağır lokmasını yutuyordum sanki. Murat’ın gözleri öfke ve çaresizlikle doluydu; ama en çok da korku vardı orada.

Bizim hikayemiz, İstanbul’un kalabalık bir mahallesinde, küçük bir apartman dairesinde başladı. Murat’la üniversitede tanıştık; ilk buluşmamızda bile hamburger yemiştik. O günden sonra yemek, ilişkimizin merkezine yerleşti. Akşamları işten dönerken birbirimize hangi yeni kebapçıda buluşacağımızı sorardık. Hafta sonları ise evde pizza sipariş edip, dizi izlerdik. Hayatımızın ritmi buydu: yemek, sohbet, gülmek…

Ama zamanla bu alışkanlıklar bedenlerimizde iz bırakmaya başladı. Benim nefesim daralıyor, Murat’ın tansiyonu sürekli yükseliyordu. Yine de görmezden geldik; çünkü birlikte yemekten aldığımız keyif, her şeyin önündeydi. Ta ki geçen ay o korkunç gün gelene kadar…

Bir sabah Murat aniden yere yığıldı. Gözlerinin önü karardı, nefesi kesildi. Panikle ambulansı aradım. Hastanede doktor, “Obeziteye bağlı hipertansiyon krizi geçirmişsiniz,” dediğinde içimdeki dünya yıkıldı. Murat’ın ellerini tutarken titriyordum. Doktorun sözleri kulaklarımda çınlıyordu: “Bu şekilde devam ederseniz, ikiniz de ciddi risk altındasınız.”

O gece eve döndüğümüzde aramızda sessiz bir duvar örüldü. Murat yatağın bir köşesine kıvrıldı, ben diğer köşede ağladım. Sabah olduğunda ise ilk defa birbirimizin gözlerinin içine bakamadık. Utanıyorduk; kendimizden, birbirimizden…

Bir hafta boyunca evdeki tüm abur cuburları çöpe attım. Murat ise gizlice markete gidip cips ve gazoz aldı. Onu mutfakta yakaladığımda gözleri yere bakıyordu.

“Bunu yapma Murat! Lütfen… Ölmeni istemiyorum!” dedim.

O an Murat’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. “Ben de kendimi böyle görmek istemiyorum Ayşe… Ama alışkanlıklarımı değiştiremiyorum.”

İşte o an anladım: Bu sadece bir diyet meselesi değildi; bu, yıllardır içimize işleyen bir kaçışın, bir bağımlılığın hikayesiydi.

Birlikte diyetisyene gitmeye karar verdik. İlk seansımızda diyetisyen Elif Hanım bize şöyle dedi: “Yemek sizin için sadece karın doyurmak değil; duygusal bir ihtiyaç olmuş. Bunu değiştirmek kolay değil ama imkansız da değil.”

İlk haftalar cehennem gibiydi. Akşamları açlık krizleriyle kavga ettik, birbirimize bağırdık. Bir gece Murat bana dönüp, “Ayşe, ben başarısız olursam beni bırakır mısın?” diye sordu.

Gözlerim doldu. “Sana söz veriyorum Murat, birlikte başaracağız ya da birlikte kaybedeceğiz.”

Ama işler sandığımızdan daha zordu. Annem arayıp “Kızım, adamcağızı aç mı bırakıyorsun?” diye sitem etti. Kayınvalidem ise “Bizim ailede kimse böyle diyet yapmaz,” deyip durdu. Aile yemeklerinde herkes tabağımıza bakıp fısıldaşıyordu.

Bir gün Murat dayanamayıp gizlice lahmacun yemiş. Eve geldiğinde ağlayarak itiraf etti.

“Beni affet Ayşe… Dayanamadım.”

Ona sarıldım ve birlikte ağladık. Çünkü biliyordum ki bu mücadele sadece onun değil, ikimizin savaşıydı.

Zamanla küçük zaferler kazandık. İlk kez birlikte yürüyüşe çıktığımızda nefes nefese kaldık ama pes etmedik. Birlikte sağlıklı yemekler pişirmeyi öğrendik; hatta bazen başarısız olup mutfağı mahvettik ama yine de güldük.

Bir gün tartıya çıktığımda üç kilo verdiğimi gördüm; Murat ise beş kilo vermişti. O an birbirimize sarılıp ağladık; çünkü ilk defa umutlanmıştık.

Ama yolumuz uzun ve dikenliydi. Bir akşam eski arkadaşlarımızla buluşmaya gittik; herkes pizza sipariş ettiğinde Murat’ın eli titredi.

“Bir dilim yesem ne olur ki?” dedi fısıltıyla.

Elini tuttum: “Bir dilimle başlar Murat… Sonra yine eskiye döneriz.”

O gece eve dönerken sessizce yürüdük. Sonra Murat durdu ve bana döndü:

“Biliyor musun Ayşe? Ben aslında kendime hiç güvenmemişim… Ama sen yanımda olunca her şey mümkün gibi geliyor.”

Gözlerim doldu; çünkü ben de aynı duyguları taşıyordum.

Aylar geçti; tartıda rakamlar azaldı, yüzümüzdeki gülümseme çoğaldı. Ama en önemlisi, birbirimize olan güvenimiz arttı.

Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu düşünüyorum: Acaba biz bu kadar acı çekmeden de değişebilir miydik? Yoksa insan ancak kaybetme korkusuyla mı yüzleşiyor gerçeklerle?

Siz hiç sevdiğiniz bir alışkanlığı bırakmak zorunda kaldınız mı? Ya da aşkınız için kendinizle savaştınız mı?