İnancın Gücü: Elif’in Terk Edilişi ve Affetme Savaşı
“Beni nasıl bırakıp gidebildin, Serkan? Hem de doğuma bir hafta kala!” diye bağırdım, sesim titreyerek. O an, mutfağın ortasında, elimde çay bardağıyla donup kalmıştım. Karnım burnumda, gözlerim yaşlı, Serkan ise kapının önünde valizini tutuyordu. “Elif, ben… Ben yapamıyorum. Boğuluyorum,” dedi sadece. O cümleyle birlikte hayatımın en karanlık gecesi başladı.
O geceyi hiç unutamıyorum. Annemi aradım, ağlayarak, “Anne, Serkan gitti,” dedim. Annem telefonda sessizce ağladı, sonra “Kızım, Allah büyüktür. Sabret,” dedi. Ama o sabır bana çok uzak geliyordu. O gece boyunca karnımdaki bebeğime sarılıp ağladım. Her tekmesinde içimdeki acı biraz daha büyüdü.
Doğumdan bir hafta sonra, hastanede yalnızdım. Annem yanımdaydı ama Serkan yoktu. Hemşireler bana acıyan gözlerle bakıyordu. “Kocanız gelmedi mi?” diye sorduklarında içimden küfür etmek geçiyordu. Oğlum Efe’yi kucağıma aldığımda hem tarifsiz bir mutluluk hem de derin bir yalnızlık hissettim. Efe’nin minik elleri avucumda, “Sana hem anne hem baba olacağım,” diye fısıldadım.
İlk zamanlar çok zordu. Efe geceleri ağladığında bazen ben de onunla birlikte ağladım. Annem bana destek oldu ama o da yaşlıydı, gücü sınırlıydı. Komşular dedikodu yaptı: “Serkan Elif’i bırakmış, yazık kıza.” Mahallede yürürken herkesin bakışlarını üzerimde hissediyordum. Bir gün markette kasiyer Ayşe abla bana usulca yaklaşıp, “Kızım, Allah sabır versin. Erkek milleti işte…” dediğinde içimdeki öfke patladı: “Ayşe abla, herkesin derdi kendine yeter!” deyip marketten çıktım.
Geceleri dua ettim. Allah’a yalvardım: “Bana güç ver, oğluma iyi bir anne olabileyim.” Bazen Serkan’a öfkelendim, bazen kendime kızdım: “Nerede hata yaptım? Neden ben?” diye sordum defalarca. Ama cevap yoktu.
Üç yıl geçti böyle. Efe büyüdü, anaokuluna başladı. Ben ise bir devlet okulunda temizlik işine girdim. Sabahları Efe’yi okula bırakıp işe gidiyor, akşamları yorgun argın eve dönüyordum. Hayatım rutine bağlanmıştı ama içimdeki yara hiç kapanmamıştı.
Bir gün kapı çaldı. Açtığımda karşımdaki adamı tanıyamadım önce. Saçları dökülmüş, gözleri çökmüş bir adam: Serkan’dı bu! Elinde bir poşet oyuncak vardı. “Elif… Konuşabilir miyiz?” dedi kısık sesle.
İçeri aldım ama kalbim deli gibi atıyordu. Efe odasında oyun oynuyordu; babasını tanımıyordu bile.
Serkan gözlerimin içine bakmadan konuşmaya başladı: “Çok pişmanım Elif. O zamanlar korktum, kaçtım. Ama üç yıldır her gece sizi düşünüyorum.”
“Şimdi mi aklına geldik?” dedim soğukça.
“Biliyorum, affedilmem zor… Ama oğlumu görmek istiyorum. Sana da yardım etmek istiyorum.”
O an içimde fırtınalar koptu. Bir yanım ona bağırmak, onu evden kovmak istiyordu; diğer yanım ise Efe’nin babasız büyümesine üzülüyordu.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemi aradım yine: “Anne, Serkan döndü.” Annem sustu uzun süre, sonra “Kızım, affetmek kolay değil ama kinle yaşamak da zor,” dedi.
Bir hafta boyunca Serkan’ı eve almadım. Her gün kapıya gelip Efe’ye oyuncak bıraktı, notlar yazdı: “Baba seni çok seviyor.” Efe başta anlamadı ama sonra merak etmeye başladı: “Anne, babam kim?”
O soruyla yıkıldım. Efe’ye babasının kim olduğunu anlatmak zorunda kaldım. Gözleri doldu: “Babam beni istemiyor mu?” dediğinde içim parçalandı.
Bir akşam Serkan’ı eve çağırdım. Efe ile tanıştırdım. O anı asla unutamam: Efe utangaçça Serkan’a baktı, Serkan diz çöküp oğluna sarıldı ve ağladı.
Sonraki günlerde Serkan daha çok gelmeye başladı. Bana yardım etti, Efe ile vakit geçirdi. Ama ben hâlâ ona güvenemiyordum. İçimdeki kırgınlık geçmiyordu.
Bir gün camide dua ederken imamın vaazını dinledim: “Affetmek en büyük erdemdir; kinle yaşamak insanı zehirler.” O sözler içime işledi.
Eve döndüğümde Serkan’la konuştum:
“Serkan, sana güvenmem zaman alacak. Ama oğlumuz için deneyeceğim.”
Serkan başını eğdi: “Ne istersen yaparım Elif.”
Aylar geçti. Serkan değişti; sorumluluk aldı, iş buldu, Efe’ye iyi bir baba oldu. Ben de yavaş yavaş içimdeki kini bırakmaya başladım.
Bir akşam Efe uyurken Serkan’la balkonda oturduk:
“Elif,” dedi sessizce, “beni nasıl affettin?”
Başımı gökyüzüne kaldırdım: “Belki tam olarak affetmedim ama kinle yaşamak istemedim artık. Kendimi ve oğlumu düşünmek zorundaydım.”
Şimdi bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: Affetmek gerçekten güç mü yoksa en büyük özgürlük mü? Siz olsanız ne yapardınız? Affedebilir miydiniz?