Bir Anda Yıkılan Hayaller: Aşkın Ardındaki Gerçek
“Elif, konuşmamız lazım.”
O an, kalbimin hızla çarptığını hissettim. Mutfağın köşesinde, ellerim bulaşık deteranında, gözlerim ise Baran’ın yüzünde donup kalmıştı. Sesindeki soğukluk, bana bir şeylerin ters gittiğini fısıldıyordu. “Ne oldu Baran?” dedim, sesim titreyerek. O ise gözlerini kaçırdı, derin bir nefes aldı ve kelimeleri bir bıçak gibi sapladı: “Artık devam edemem. Başka biri var.”
O an dünya başıma yıkıldı. Dört yıldır birlikteydik. Üniversiteden beri… Hayatımı onunla kuracağımı sanıyordum. Annem, babam, hatta küçük kardeşim Zeynep bile Baran’ı aileden biri gibi görüyordu. Evlenmemizi bekliyorlardı. Ben ise çoktan düğün hayalleri kurmaya başlamıştım bile. Beyaz gelinlik, kalabalık bir salon, annemin gözyaşları…
Ama Baran hiçbir şey söylemeden, hiçbir işaret vermeden, beni bir anda ortada bırakmıştı. “Nasıl yani? Şaka mı yapıyorsun?” dedim. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı bile. O ise başını eğdi, “Elif, lütfen zorlaştırma,” dedi. “Sana yalan söylemek istemedim. Bir süredir aramızda bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordum.”
O gece evde tek başıma kaldım. Annemi arayamadım, Zeynep’e mesaj atamadım. Sanki boğazıma bir düğüm oturmuştu. O kadar çok ağladım ki sabaha kadar gözlerim şişti. Sabah işe gitmek zorundaydım; İstanbul trafiğinde otobüsün camından dışarı bakarken herkesin hayatı normal akıyordu ama benim içimde fırtınalar kopuyordu.
İş yerinde kimseye bir şey belli etmemeye çalıştım. Müdürüm Ayşe Hanım bir ara yanıma geldi, “İyi misin Elif?” dedi. “Biraz yorgunum,” dedim gülümsemeye çalışarak. Ama içimdeki boşluk büyüyordu.
Akşam eve döndüğümde annem aradı. “Kızım, Baran’la bu hafta sonu bize gelirsiniz diye düşünüyordum,” dedi neşeyle. O an dayanamadım, telefonda hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Annem şok oldu, “Ne oldu yavrum?” diye sordu tekrar tekrar.
Her şeyi anlattım. Annem önce sinirlendi: “Oğlanın yaptığına bak! Hiç mi vicdanı yokmuş?” Sonra da üzülmeye başladı: “Kızım, senin gibi birini kaybeden zaten hak etmiyormuş.”
Ama annemin tesellisi de yetmedi. Çünkü ben Baran’a sadece âşık değildim; ona güvenmiştim, hayatımı onunla planlamıştım. Şimdi ise önümde koca bir boşluk vardı.
Bir hafta boyunca işe gidip geldim, kimseyle konuşmadım. Zeynep yanıma geldi bir akşam; elinde çikolata ve dondurma vardı. “Ağla abla, ağla ki bitsin,” dedi sarılarak. Onun yanında biraz olsun rahatladım ama geceleri yine uyuyamıyordum.
Bir gün iş çıkışı eve dönerken Baran’ı başka bir kızla gördüm. El ele tutuşuyorlardı; kız benden gençti, saçları sarıydı ve kahkaha atıyordu. Baran ise ona öyle bakıyordu ki… O bakışı bana hiç göstermemişti sanki.
O gece annemle tartıştık. “Kızım, artık unut şu çocuğu!” dedi annem sinirle. “Senin yaşın geçti, bak arkadaşların evlendi, çocuk sahibi oldu! Sen hâlâ aynı yerde sayıyorsun.”
Annemin sözleri içimi daha da acıttı. Sanki suçlu benmişim gibi hissettim. Oysa ben sadece sevilmek ve güvenmek istemiştim.
Bir sabah işe geç kaldım; otobüsü kaçırınca taksiye binmek zorunda kaldım. Taksideki şoför Mehmet Abi radyoda Sezen Aksu’nun eski bir şarkısını açtı: “Gidemediklerimizle kaldık…” O an gözlerim doldu; hayat gerçekten de gidemediklerimizle mi kalıyordu?
İş yerinde Ayşe Hanım beni odasına çağırdı. “Elif, son zamanlarda dalgınsın,” dedi nazikçe. “Bir sorun mu var?”
Dayanamadım, her şeyi anlattım ona da… Ayşe Hanım bana sarıldı: “Bak Elif,” dedi, “Hayatta bazen en güvendiğimiz insanlar bile bizi hayal kırıklığına uğratabilir. Ama sen güçlüsün! Kendi ayaklarının üzerinde duruyorsun.”
O gün eve dönerken düşündüm: Ben gerçekten güçlümüyüm? Hayatımı yeniden kurabilir miyim?
Bir akşam Zeynep’le sahilde yürüyüşe çıktık. Deniz kenarında otururken Zeynep bana döndü: “Abla,” dedi, “Sen hep başkalarını mutlu etmeye çalıştın. Biraz da kendini düşün artık.”
O sözler içime işledi. Belki de hep başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışmıştım; annemin evlilik baskısı, toplumun ‘yaşın geçiyor’ uyarıları… Ama ben ne istiyordum?
Bir sabah aynaya baktım; gözlerimin altı morarmıştı ama ilk defa kendime dürüstçe baktım: Elif, sen kimsin? Ne istiyorsun?
Baran’ın ardından aylar geçti. Onunla ilgili her şeyi sildim; fotoğrafları, mesajları… Bir gün cesaretimi topladım ve kendi paramla ikinci el de olsa küçük bir araba aldım. Direksiyon başına geçtiğimde ağladım; çünkü bu benim kendi emeğimdi.
Şimdi yeni bir hayat kuruyorum kendime; belki aşk tekrar gelir, belki gelmez… Ama artık biliyorum ki önce kendimi sevmeliyim.
Sizce insan en büyük hayal kırıklığını aşktan mı yaşar yoksa ailesinin beklentilerinden mi? Ben hangisinden daha çok yaralandım bilmiyorum… Siz ne düşünüyorsunuz?