Neden Her Şeyi Senin İçin Yapıyorum da Beni Bu Kadar Sevmiyorsun?

“Neden her şeyi senin için yapıyorum da beni bu kadar sevmiyorsun?” diye bağırdım mutfağın ortasında, ellerim hala soğuk sudan sarkarken. Şerife Hanım, başını kaldırmadan, gözlerini camdan dışarı dikmiş, sanki ben yokmuşum gibi davrandı. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır bu köyde, bu eski taş evde, onun gölgesinde yaşamaktan yorulmuştum. Ben Elif, yirmi sekiz yaşındayım ve on yıl önce, annemi kaybettikten sonra babamın zoruyla Mehmet’le evlendim. Mehmet’in annesi Şerife Hanım ise, o günden beri bana hayatı zindan etti.

Küçük bir Ege köyünde yaşıyoruz. Herkes birbirini tanır, herkesin derdi birbirinin dilindedir. Ama kimse benim derdimi duymuyor, çünkü herkes Şerife Hanım’ın ne kadar dindar, ne kadar yardımsever bir kadın olduğunu anlatıp duruyor. Oysa ben her sabah onun bakışlarıyla uyanıyorum; küçümseyen, yargılayan bakışlarıyla. Sabah ezanıyla kalkıp hamur yoğuruyorum, kahvaltıyı hazırlıyorum. Mehmet işe gidiyor, çocuklar okula. Şerife Hanım ise mutfakta oturup bana emirler yağdırıyor: “Elif, şu çayı tazeleyiver. Elif, pencereleri silmeyi unutma. Elif, komşuya git de yoğurt mayası al.”

Bir gün olsun “eline sağlık” dediğini duymadım. Bir gün olsun “yoruldun mu” diye sormadı. Hatta geçen hafta hastalandığımda bile, “Senin hastalığın nazdan başka bir şey değil,” dedi. O gün yataktan kalkıp zorla yemek yaptım; çünkü biliyorum ki yapmazsam Mehmet’e şikayet edecek. Mehmet ise annesinin sözünden çıkmaz. “Annem yaşlı Elif, idare et,” der hep. Ama kimse benim ne kadar yorulduğumu, ne kadar yalnız olduğumu anlamıyor.

Bugün yine aynıydı her şey. Sabah erkenden kalktım, çocukların kahvaltısını hazırladım. Şerife Hanım mutfağa girdiğinde gözleriyle masayı süzdü. “Salça az olmuş,” dedi. “Çay da soğumuş.” İçimden geçenleri söylemek istedim ama sustum yine. Sonra çocuklar okula gitti, Mehmet tarlaya çıktı. Ben de çamaşırları yıkamaya başladım. Ellerim soğuk sudan uyuşmuştu ki Şerife Hanım arkamdan seslendi: “Elif! Şu halıları da siliver bugün.”

O an dayanamadım işte. Yıllardır içimde biriken öfke bir anda patladı: “Neden her şeyi senin için yapıyorum da beni bu kadar sevmiyorsun?” dedim yüksek sesle. Şerife Hanım ilk defa bana döndü, gözleriyle beni delip geçti. “Sevgi mi?” dedi alaycı bir sesle. “Sen benim oğlumu elimden aldın Elif! Benim tek dayanağımı… Sen geldin, Mehmet değişti. Artık bana eskisi gibi bakmıyor.”

O an anladım ki mesele ben değilimmiş; mesele onun yalnızlığıymış. Ama yine de içimdeki kırgınlık dinmedi. “Ben de annemi kaybettim,” dedim titreyen bir sesle. “Ben de yalnız kaldım bu evde… Ama ben sana düşman olmadım.”

Şerife Hanım bir an sustu, sonra gözleri doldu ama hemen toparlandı: “Sen gençsin Elif, önünde hayat var. Benim ise elimde kalan tek şey bu ev ve oğlumdu.”

O gün akşam Mehmet eve geldiğinde ortam buz gibiydi. Çocuklar odalarında sessizce ödev yapıyordu. Sofrada kimse konuşmadı. Gece olunca Mehmet yanıma geldi: “Annem yaşlı Elif, biraz anlayışlı ol,” dedi yine.

“Ben de insanım Mehmet,” dedim sessizce. “Ben de yoruluyorum, ben de sevilmek istiyorum.”

O gece uyuyamadım. Annemin eski bir fotoğrafına baktım uzun uzun; gözlerim doldu. Annem hayatta olsaydı bana ne derdi? Belki de “Sabret kızım,” derdi yine… Ama sabrım kalmadı artık.

Ertesi gün köy meydanında komşu kadınlarla karşılaştım. Herkes kendi derdini anlatıyordu ama kimse benimkini duymuyordu. Bir ara Ayşe Abla yanıma yaklaştı: “Elif, iyi misin?” dedi fısıltıyla.

“İyi değilim Ayşe Abla,” dedim ilk defa açıkça. “Yoruldum… Kimse anlamıyor.”

Ayşe Abla elimi tuttu: “Bak kızım,” dedi, “Bizim köyde gelin olmak kolay değildir. Ama kendini ezdirme… Konuş Mehmet’le, konuş Şerife Hanım’la… Yoksa bu yük seni ezer.”

O akşam cesaretimi topladım ve Mehmet’le konuştum uzun uzun. Gözlerim dolu dolu anlattım her şeyi: Yalnızlığımı, annemi özleyişimi, Şerife Hanım’ın bana olan tavrını… Mehmet ilk defa sustu uzun uzun; sonra başını eğdi: “Haklısın Elif,” dedi sessizce.

Ertesi sabah Şerife Hanım’a kahvaltıyı hazırlarken yine aynı bakışlarla karşılaştım ama bu kez ben de ona baktım gözlerinin içine: “Ben senin düşmanın değilim Şerife Anne,” dedim yavaşça.

Bir an durdu, sonra başını çevirdi ama o gün ilk defa bana teşekkür etti: “Eline sağlık Elif.”

Belki de yıllardır ilk defa kendimi biraz olsun hafiflemiş hissettim.

Ama hâlâ soruyorum kendime: Bir kadının başka bir kadına bu kadar acımasız olması neden? Biz neden birbirimizi anlamakta bu kadar zorlanıyoruz? Sizce anneler ve gelinler arasında hep böyle bir savaş mı olacak?