Taze Ekmek Kokusu ve Suskunluğun Acısı: Bir Evliliğin Çöküşü
“Yine mi hazır ekmek aldın Elif? Kaç kere söyledim, evde ekmek yapmanı istiyorum!” Murat’ın sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. O an, ellerimdeki poşetleri tezgâha bırakırken içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Oysa işten yeni çıkmış, markette uzun kuyrukta beklemiş, eve yetişmek için otobüste ayakta kalmıştım. Yorgunluğumun üzerine bir de bu sözler…
“Yorgunum Murat, bugün gerçekten vaktim yoktu,” dedim, sesim titreyerek. Ama o, duymak istemedi. “Herkes çalışıyor Elif! Annem de çalışırdı, yine de her şey tazeydi evde. Sen neden yapamıyorsun?”
O an gözlerim doldu. Annem aklıma geldi; o da babamın beklentileriyle boğuşurdu. Ben farklı olacaktım, kendi hayatımı kuracaktım. Ama şimdi, annemin aynası gibi hissediyordum kendimi.
Murat’ın annesiyle kıyaslanmak… Oysa ben Elif’tim. Kendi hayallerim, kendi yorgunluğum vardı. Ama Murat’ın gözünde sadece eksiklerim vardı. “Bak, ben de yoruluyorum ama eve gelince huzur bulmak istiyorum,” dedi Murat, sesini alçaltarak ama hâlâ öfkeyle.
O akşam yemek masasında sessizlik vardı. Sadece çatal-bıçak sesleri… Oğlumuz Emir, “Anne, neden ağlıyorsun?” diye sordu usulca. Gözyaşlarımı saklamaya çalıştım. “Bir şey yok oğlum,” dedim ama sesimden anladı.
Gece olunca Murat televizyonun karşısında uyuyakaldı. Ben ise mutfakta oturup ellerimi ovuşturdum. Annemin bana çocukken söylediği sözler aklıma geldi: “Kızım, kadın olmak sabır ister.” Ama sabrım tükenmişti.
Ertesi sabah Murat işe giderken kapıda durdu. “Akşam annemlere gideceğiz, ona göre hazırlan,” dedi. Sanki dün gece hiçbir şey olmamış gibi…
Gün boyu işte kafamda aynı cümleler dönüp durdu: Ben neden hep yetemiyorum? Neden her şeyin yükü bende? Arkadaşım Zeynep’e açıldım öğle arasında. “Elif, senin suçun değil ki bu. Hepimiz aynıyız; annelerimizden kalan yükleri taşıyoruz,” dedi. Ama bu yük artık taşınmaz geliyordu.
Akşam Murat’ın ailesine gittiğimizde kayınvalidem sofrada bana bakıp gülümsedi: “Elifciğim, Murat çocukluğundan beri taze ekmek sever. Ben her sabah erkenden kalkar yapardım.” İçimde bir düğüm daha attı. Sanki herkes bana eksik olduğumu söylüyordu.
Eve dönerken Murat arabada sessizdi. Sonra birden patladı: “Annemin yanında da mahcup ettin beni! Bir ekmek yapamadın diye…”
O an dayanamadım: “Ben insan değil miyim Murat? Benim de yorulduğum, bıktığım günler var! Sen hiç bana sordun mu ne istiyorum diye?”
Murat sustu. Arabada ağır bir sessizlik oldu. Eve gelince kapıyı çarpıp odasına çekildi.
O gece uyuyamadım. Yatakta dönüp dururken kendi kendime sordum: Ben kimim? Sadece iyi bir eş ve anne olmaya mı çalışıyorum, yoksa Elif olarak var olmayı unuttum mu?
Sabah Emir’in sesiyle uyandım: “Anne, bugün okula sen bırakır mısın?” Onun gözlerinde endişe gördüm. Çocuklar her şeyi hissediyor…
İşe giderken aynada kendime baktım. Gözlerimin altı mor, yüzüm solgundu. Patronum Ayşe Hanım beni odasına çağırdı: “Elif, son zamanlarda dalgınsın. Bir sorun mu var?”
Dayanamadım, gözyaşlarım aktı. Ayşe Hanım elimi tuttu: “Kendini kaybetme Elif. Hayat sadece başkalarını mutlu etmek değil.”
O akşam eve dönerken kararımı verdim: Artık kendimi yok saymayacaktım.
Murat eve geldiğinde sofrayı hazırlamıştım ama bu kez hazır ekmek vardı masada. Oturdu karşıma, yüzüme baktı: “Yine mi hazır ekmek?”
Derin bir nefes aldım: “Evet Murat, çünkü ben de insanım. Yoruluyorum, bazen yapmak istemiyorum. Eğer bu yüzden beni sevmeyeceksen, o zaman zaten yanlış yerdeyiz.”
Murat ilk kez sustu. Gözleri doldu sanki ama bir şey demedi.
O gece uzun uzun düşündüm: Hayatımı başkalarının beklentilerine göre mi yaşayacağım, yoksa kendi isteklerime de yer açacak mıyım?
Şimdi size soruyorum: Siz hiç kendinizi kaybettiniz mi? Sadece başkalarını mutlu etmek için yaşadığınız oldu mu? Yorumlarda anlatın; belki birbirimize iyi geliriz.