Bir Gece, Bir Hayat: Annem, Eşim ve Vicdanım Arasında Kaldım

“Zeynep! Aç şu kapıyı, bak annem içeride ağlıyor!” diye bağırdım, sesim apartmanın duvarlarında yankılandı. O an öfkemin ne kadar büyüdüğünü fark etmemiştim. Annem, mutfakta gözyaşlarını silerken Zeynep bana meydan okurcasına bakıyordu. “Yeter artık, her şeye karışmasın! Ben de bu evin kadınıyım!” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Annemin gözyaşları, Zeynep’in dik başlılığı… Hangisine sahip çıkacağımı bilemedim.

O gece, öfkeyle Zeynep’i küçük depoya kilitledim. “Biraz düşün, sonra konuşuruz,” dedim. Kapıyı kapatırken Zeynep’in gözlerindeki hayal kırıklığını gördüm ama umursamadım. Annemi salona götürdüm, ona çay koydum. “Oğlum, ben senin iyiliğini isterim,” dedi annem, sesi titreyerek. “Biliyorum anne,” dedim ama içimde bir huzursuzluk vardı.

Gece boyunca uyuyamadım. Zeynep’in içeride olduğunu düşündükçe içim daraldı ama gururum ağır bastı. Sabah ezanıyla uyandım. Hemen depoya koştum. Kapıyı açtığımda Zeynep yoktu. Pencere açıktı, rüzgar perdeyi savuruyordu. Bir not bırakmıştı: “Beni anlamadın. Artık dayanamıyorum.”

Dizlerimin üstüne çöktüm. O an ne annemin gözyaşları ne de kendi gururum umurumda değildi. Sadece Zeynep’in yokluğu vardı. Annem arkamdan geldi, “Ne oldu oğlum?” dedi korkuyla. “Zeynep gitmiş…” dedim kısık sesle.

O gün evde bir sessizlik hâkimdi. Annem bile konuşamıyordu. Telefonunu defalarca aradım, açmadı. Arkadaşlarını aradım, kimse bilmiyordu nereye gittiğini. Zeynep’in ailesini aramaya cesaret edemedim; onların bana olan güvenini tamamen yitirdiğimi biliyordum.

Akşam olunca annemle sofraya oturduk. Her zamanki gibi iki tabak koymuştum ama üçüncü tabak boştu. Annem tabağına bakarak, “Belki de ben fazla karıştım,” dedi ilk defa. O an anneme de kızamadım; çünkü asıl suçlu bendim.

Gece boyunca Zeynep’in bana söylediği her sözü düşündüm: “Bu evde ben de varım… Senin annen kadar ben de değerliyim…” Onun haklı olduğunu anlamam için onu kaybetmem mi gerekiyordu?

Ertesi gün iş yerine gitmedim. Evde Zeynep’in eşyalarını topladım, kokusunu içime çektim. Onun yokluğunda ev bana mezar gibi geliyordu. Annem de sessizleşmişti; televizyonu açmıyor, camdan dışarı bakıyordu saatlerce.

Bir hafta geçti, Zeynep’ten haber yoktu. Her gün biraz daha çöküyordum. Bir akşam kapı çaldı; açtığımda Zeynep’in abisi Mehmet karşımdaydı. Gözleri öfkeliydi: “Sen nasıl bir adamsın? Kardeşimi depoya mı kilitledin?” diye bağırdı. Ne desem boştu; sadece başımı eğdim.

Mehmet beni itti, “Bir daha kardeşimin adını bile anma!” dedi ve gitti. O an anladım ki sadece eşimi değil, onun ailesini de kaybetmiştim.

Annem yanıma geldi, omzuma dokundu: “Oğlum, bazen anneler de hata yapar… Ama senin yerin eşinin yanıydı.” İlk defa annemin gözlerinde pişmanlık gördüm.

Geceleri uyuyamaz oldum; Zeynep’in sesi kulaklarımda çınlıyordu: “Beni anlamadın…” Onun yokluğunda hayat anlamsızdı artık.

Bir gün cesaretimi topladım ve Zeynep’in ailesinin evine gittim. Kapıyı annesi açtı; beni görünce yüzü asıldı. “Zeynep burada mı?” dedim titrek bir sesle.

“Burada ama seninle görüşmek istemiyor,” dedi annesi soğukça.

“Lütfen… Bir kez konuşayım,” dedim yalvararak.

Zeynep kapının arkasında duruyordu; gözleri şişmişti ağlamaktan. “Ne istiyorsun?” dedi sessizce.

“Affet beni… Sana yaptığımın hiçbir bahanesi yok,” dedim gözlerim dolarak.

Zeynep başını salladı: “Beni sevdiğini sanıyordum ama annenden vazgeçemedin… Ben bu evliliği tek başıma taşıyamam.”

Sözleri hançer gibi saplandı kalbime. “Sana söz veriyorum… Değişeceğim… Annemi de ikna edeceğim…” dedim ama Zeynep inanmıyordu artık.

O gün eve dönerken kendime kızdım; neden gururumu her şeyin önüne koymuştum? Neden annemin isteklerini Zeynep’in mutluluğundan daha önemli görmüştüm?

Aylar geçti; Zeynep dönmedi. Boşanma davası açtı. Mahkemede son kez karşılaştık; göz göze geldik ama hiçbir şey söyleyemedik birbirimize.

Şimdi yalnızım; annemle aynı evde ama bambaşka dünyalarda yaşıyoruz. Annem de pişman ama zaman geri alınmıyor.

Her gece kendime aynı soruyu soruyorum: Bir insan sevdiği kadını nasıl bu kadar kolay kaybedebilir? Aile olmak ne demekti? Siz olsaydınız ne yapardınız? Yanlışlarımı telafi edebilir miyim?