Bir Odanın Hikayesi: Kayınvalidemin Evinde Sıkışıp Kaldım
“Zeynep, kızım, şu çaydanlığı da getiriver,” diye seslendi kayınvalidem, mutfağın kapısından başını uzatıp. O an, elimdeki bulaşık süngerini sıktım; köpükler parmaklarımın arasından aktı. İçimde biriken öfkeyi yutkunarak bastırdım. Yine ben, yine hizmetteyim. Kendi evimde değilim ki, sesimi çıkarayım. Kocam Emre ise salonda annesiyle televizyon izliyor, arada bana bakıp gözleriyle özür diliyor gibi. Ama ne fayda…
Düğünümüzden sonra altı ay kadar bir apartman dairesinde kirada oturduk. Emre yeni iş bulmuştu, ben de yarı zamanlı çalışıyordum. Ama İstanbul’da hayat pahalı; kira, faturalar, mutfak masrafı derken ay sonunu getiremiyorduk. Bir akşam Emre eve yorgun geldi, “Zeynep, annemlerle konuşsak mı? Bir süreliğine yanlarına taşınsak… Hem para biriktiririz,” dedi. O an içimden bir şeyler koptu ama başka çaremiz yoktu. Ertesi hafta eşyalarımızı topladık ve Emre’nin çocukluğunun geçtiği bu iki odalı eve taşındık.
Evin büyük odasında kayınvalidem Hatice Hanım kalıyor; küçük oda ise bize verildi. Oda dediğim, bir yatak, bir dolap ve küçük bir masa sığacak kadar daracık bir yer. Penceresi apartmanın duvarına bakıyor, güneş bile zor giriyor. İlk günler kendimi misafir gibi hissettim; sonra misafirliğin uzadığını fark ettim. Her sabah Hatice Hanım’ın ayak sesleriyle uyanıyor, her akşam onun televizyonun sesini açıp kapamasıyla uyuyordum.
Bir akşam Emre’yle odada sessizce otururken dayanamadım:
“Emre, annenin odası daha büyük. Biz iki kişiyiz, biraz daha geniş bir alana ihtiyacımız var. Ona söylesen de odaları değişsek?”
Emre başını öne eğdi, “Zeynep, annem alışkanlıklarına çok bağlıdır. O odada yıllardır yaşıyor. Zaten geçici kalacağız, idare edelim,” dedi.
Ama geçici dediğimiz günler haftalara, haftalar aylara dönüştü. Her geçen gün odamız daha da daraldı sanki. Hatice Hanım’ın eşyaları koridorda taşar oldu; mutfakta her şey onun kontrolünde. Bir gün makarna yapmak için tencereyi elime aldım, “Onu kullanma kızım, o benim tencerem,” dedi. Kendi evimdeymişim gibi davranmamam gerektiğini ima etti.
Bir pazar sabahı kahvaltı sofrasında konu yine açıldı. Hatice Hanım peynirleri dizerken bana döndü:
“Zeynepciğim, senin annenle baban ne yapıyorlar? Onlar da mı zor durumda?”
İçimden bir şeyler koptu; annemle babam emekli maaşıyla zar zor geçiniyorlar. “Onlar iyi,” dedim kısaca.
Emre araya girdi: “Anne, Zeynep’le biraz daha büyük bir odaya ihtiyacımız var. Senin odan daha geniş… Belki değişebiliriz?”
Hatice Hanım kaşlarını çattı: “Oğlum, ben o odada yıllardır yaşıyorum. Bütün eşyalarım orada. Hem siz gençsiniz, idare edin biraz.”
Sofrada buz gibi bir sessizlik oldu. O an gözlerim doldu ama belli etmemeye çalıştım.
O günden sonra aramızdaki mesafe daha da arttı. Hatice Hanım bana karşı daha mesafeli oldu; her hareketimi izler gibi bakıyordu. Akşamları Emre’yle fısıldaşarak konuşuyoruz; bazen tartışıyoruz bile.
Bir gece Emre işten geç geldi. Yorgun ve moralsizdi. “Zeynep, biraz daha sabretmemiz lazım,” dedi. Ama ben sabrımı çoktan tüketmiştim.
Bir gün işten eve dönerken apartmanın önünde komşu Ayşe Abla’yla karşılaştım. “Kızım, yüzün solmuş… Her şey yolunda mı?” diye sordu.
Gözlerim doldu: “Ayşe Abla, bu evde nefes alamıyorum artık… Sanki kendi hayatımı yaşayamıyorum.”
Ayşe Abla elimi tuttu: “Evlat, kayınvalideyle yaşamak kolay değil. Ama sen de kendini ezdirme. Emre’yle açık açık konuşun.”
O gece Emre’yle uzun uzun konuştuk. Ona içimi döktüm:
“Emre, ben bu şekilde yaşayamam artık! Her gün küçücük bir odada sıkışıp kalmak… Annene saygısızlık etmek istemiyorum ama ben de insanım!”
Emre derin bir nefes aldı: “Haklısın Zeynep… Yarın annemle tekrar konuşacağım.”
Ertesi gün Emre annesiyle konuştu ama sonuç değişmedi. Hatice Hanım kararlıydı: “Benim odamdan çıkmamı beklemeyin.”
O an anladım ki bu evde bana ait hiçbir şey yoktu; ne bir oda ne de bir köşe… Sadece varlığımı sürdürebilmek için mücadele ediyordum.
Bir gece yatağımda gözyaşları içinde dua ettim: “Allah’ım, bana güç ver…”
Sonunda Emre’yle birlikte yeni bir ev aramaya başladık; küçük de olsa kendi yuvamız olsun istedik. Birkaç ay sonra uygun fiyatlı eski bir daire bulduk ve taşındık.
Şimdi yeni evimizdeyiz ama o günlerin izleri hâlâ içimde… Bazen düşünüyorum: Bir insanın evi olmadan huzuru olur mu? Ya siz olsaydınız benim yerimde, ne yapardınız?