İki Gün Sonra Maaş, Cebimde 112 Lira ve Bir Karşılaşmanın Hayatımı Değiştirdiği An
“Anne, süt alacak mıyız?” diye sordu Efe, kucağımda minik elleriyle cüzdanıma bakarken. Cüzdanımda kalan son 112 lirayı sayarken, gözlerim marketin floresan ışıklarında yanıp söndü. Bim’in kasasında önümdeki yaşlı kadın, elindeki bozuk paraları titreyen elleriyle kasiyere uzatıyordu. “Kızım, yetmedi galiba… Şu ekmeği bırakayım mı?” dedi, sesi çatallı ve utangaç.
O an içimde bir şey koptu. Efe’nin gözleriyle bana bakışı, kadının çaresizliği… “Teyze, bırakmayın ekmeği. Ben tamamlayayım,” dedim. Kasiyer şaşkınlıkla bana baktı, yaşlı kadın ise gözlerime minnetle. “Kızım, Allah razı olsun. Benim torunum da senin oğlun yaşında,” dedi, gözleri doldu. O an cebimdeki paranın önemi kalmadı; insanlığın sıcaklığı içimi sardı.
Kasadan çıktık. Efe’ye sütünü aldım, ama alışveriş listemin yarısı eksikti. Eve dönerken içimde bir huzur vardı ama aynı zamanda endişe: İki gün boyunca bu parayla nasıl idare edecektim? Evde annem hasta yatıyor, eşim Murat ise işsizliğin verdiği ağırlıkla sessizleşmişti. “Ne oldu?” diye sordu Murat, poşetlere bakınca. “Biraz eksik aldım,” dedim kısaca. O an tartışmak istemedim. Annem ise yatakta öksürüyordu; ilaçlarını almak için de para lazımdı.
Gece boyunca düşündüm: İyilik yapmak güzel de, ya kendi çocuğuma yetemezsem? Sabah olduğunda Efe’yi okula bırakırken içimde bir huzursuzluk vardı. Okulun önünde karşılaştığım komşum Ayşe Abla, “Yüzün solgun kızım, bir derdin mi var?” diye sordu. “Yok abla, biraz yorgunum,” dedim ama gözlerim doldu. Ayşe Abla sarıldı bana: “Her şey geçer kızım, yeter ki kalbin temiz olsun.”
O gün öğleden sonra kapı çaldı. Karşımda dün markette yardım ettiğim yaşlı kadın vardı; yanında takım elbiseli bir adam. Kadın bana sarıldı: “Kızım, dün bana yardım ettin ya… Oğlum bu beyefendi, avukatmış. Ben ona anlattım; senin gibi iyi insanlara yardım etmek istiyor.” Adam gülümsedi: “Annemin anlattıkları beni çok etkiledi. Bizim vakfımız var; zor durumda olan ailelere destek oluyoruz. Sizi de listemize almak isteriz.”
Şaşkınlıkla bakakaldım. “Ama ben… Sadece insanlık görevimi yaptım,” dedim utana sıkıla. Adam başını salladı: “Bazen bir iyilik, bir hayatı değiştirir. Sizin gibi insanlara ihtiyacımız var.” O an gözlerim doldu; annemin ilaçları, Efe’nin okul masrafları, Murat’ın işsizliği… Bir anda hepsi hafifledi sanki.
O günden sonra vakıf bize düzenli destek olmaya başladı; annemin ilaçları alındı, Efe’nin okul kıyafetleri yenilendi. Murat’a da vakıf aracılığıyla bir iş bulundu; tekrar hayata tutundu. Evimizde ilk kez uzun zamandır kahkahalar yankılandı.
Ama her şey güllük gülistanlık değildi tabii. Mahallede bazıları “Yardımla geçiniyorlar” diye arkamızdan konuştu. Murat bazen gururuna yediremedi bu yardımı; tartışmalarımız oldu. Bir gece Murat, “Ben çalışmak istiyorum ama kimse iş vermiyor! Erkek adam başkasının yardımıyla geçinir mi?” diye bağırdı. O an ona sarıldım: “Biz de elimizden geleni yapıyoruz Murat. Yarın sen de başkalarına yardım edersin.”
Bir gün Efe okuldan ağlayarak geldi: “Anne, arkadaşlarım bana ‘yardımla geçinen çocuk’ diyorlar.” İçim parçalandı. Oğluma sarıldım: “Oğlum, iyilik yapmak ve iyilik görmek utanılacak bir şey değil. Bir gün sen de başkasına yardım edersin.”
Zaman geçti; Murat yeni işinde başarılı oldu, ben de vakıfta gönüllü çalışmaya başladım. Annem iyileşti; evimizde huzur yeniden yeşerdi. Ama o market kuyruğunda yaşadığım anı hiç unutmadım.
Şimdi bazen düşünüyorum: Eğer o gün cebimdeki son parayı paylaşmasaydım, hayatımız böyle değişir miydi? İnsan bazen en zor anında bile iyilikten vazgeçmemeli mi? Siz olsaydınız ne yapardınız?