Bir Koli Gibi Geri Gönderildim: Bir Kız Çocuğunun Yuvaya Dönüş Hikayesi
“Elif, hazırlan. Bugün gidiyorsun.”
Yataktan doğrulurken annemin sesi kulaklarımda yankılandı. Ama bu ses, bana ilk defa “anne” diyen kadının değil, beni evlatlık alan kadının sesiydi. O sabah, odanın köşesinde duran valizime bakarken içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki bir koliymişim gibi, içine birkaç kıyafet ve bir oyuncak konmuş, iade edilmeye hazır bekliyordum.
“Anne, ben bir şey mi yaptım?” diye sordum titrek bir sesle. Göz göze gelmemeye çalıştı. “Elif, bazen insanlar anlaşamaz. Senin için daha iyi olur,” dedi. O an anladım ki, ben bir hata yapmıştım ya da onlar benden vazgeçmişti. Hangisi daha acıydı bilmiyorum.
Arabada giderken camdan dışarı bakıyordum. İstanbul’un gri sabahında, insanlar işlerine yetişmeye çalışırken ben, bir çocuğun asla hissetmemesi gereken duygularla boğuşuyordum: Yetersizlik, terk edilmişlik ve değersizlik.
Çocuk yuvasının kapısında durduk. Müdire Hanım beni görünce gözleri doldu. “Hoş geldin Elif,” dedi ama sesinde buruk bir tını vardı. Sanki hoş gelmemi hiç istemiyordu. İçeri girerken diğer çocukların bakışlarını hissettim. Fısıldaşıyorlardı: “Yine mi döndü?”
O gece yatağımda ağladım. Herkes uyurken, ben yorganıma sarılıp sessizce hıçkırdım. “Neden?” diye sordum kendime defalarca. Neden insanlar çocukları da eşyalar gibi geri gönderebiliyordu? Oysa ben yeni ailemi çok sevmiştim; onlara alışmak için elimden geleni yapmıştım. Ama demek ki bazen ne kadar uğraşırsan uğraş, yetmiyor.
Günler geçti. Yuvada zaman ağır akıyordu. Herkesin hikayesi farklıydı ama ortak noktamız aynıydı: Terk edilmek. Bir sabah kahvaltıda Zeynep abla yanıma oturdu. “Elif, biliyor musun? Ben de iki kere evlatlık verildim, ikisinde de geri geldim,” dedi. Gözlerinde acı ama aynı zamanda umut vardı. “Ama bak, şimdi üniversiteye hazırlanıyorum. Hayat devam ediyor.”
Onun sözleri bana biraz güç verdi ama içimdeki boşluk dolmuyordu. Akşamları pencereden dışarı bakıp hayal kuruyordum: Bir gün biri gelir ve beni gerçekten ister mi? Yoksa hep böyle istenmeyen çocuk mu olacağım?
Bir gün yuvaya yeni bir kadın geldi: Derya Hanım. Gönüllü olarak çocuklarla vakit geçiriyordu. İlk başta ona yaklaşmak istemedim; kimseye güvenmiyordum artık. Ama o yılmadı. Her hafta geldi, bana kitaplar getirdi, birlikte resim yaptık.
Bir gün bana sordu: “Elif, en çok neyi özlüyorsun?”
Cevap vermek istemedim ama gözlerim doldu: “Birinin bana sarılmasını.”
Derya Hanım elini uzattı, saçımı okşadı. “Bazen insanlar hata yapar Elif,” dedi yumuşakça. “Ama senin hatan değil bu.”
O günden sonra ona biraz daha yaklaştım. İçimdeki duvarlar yavaş yavaş çatlamaya başladı. Ama yine de korkuyordum; ya o da giderse? Ya yine yalnız kalırsam?
Bir gün yuvada büyük bir tartışma çıktı. Bir çocuk başka birinin oyuncağını kırmıştı ve herkes birbirine bağırıyordu. Ben köşede sessizce izliyordum. O sırada Derya Hanım geldi ve yanıma oturdu.
“Elif, bazen insanlar öfkelerini yanlış yerlere yönlendirir,” dedi.
“Ben de öyle miyim?” diye sordum.
“Hayır,” dedi gülümseyerek. “Sen sadece çok üzgünsün.”
O gece ilk defa dua ettim: Allah’ım, ne olur biri beni gerçekten sevsin.
Aylar geçti. Derya Hanım her hafta gelmeye devam etti. Bir gün bana bir mektup verdi:
“Sevgili Elif,
Seninle geçirdiğim zaman bana çok şey öğretti. Senin gücüne ve kalbine hayran kaldım. Belki sana anne olamam ama her zaman yanında olacağım.”
O mektubu defalarca okudum. İlk defa biri bana vazgeçmeyeceğine dair söz vermişti.
Bir gün yuvada toplantı oldu. Müdire Hanım beni çağırdı:
“Elif, Derya Hanım seninle daha fazla vakit geçirmek istiyor. İzin verir misin?”
Korktum önce; ya yine giderse? Ama sonra gözlerine baktım ve başımı salladım.
O günden sonra Derya Hanım’la birlikte tiyatroya gittik, sahilde yürüdük, kitap okuduk. Bana hayatın sadece terk edilmekten ibaret olmadığını gösterdi.
Bir gün ona sordum: “Neden beni bırakmıyorsun?”
Gözleri doldu: “Çünkü sen bırakılacak biri değilsin Elif.”
Yıllar geçti… Şimdi üniversitedeyim ve hala Derya Hanım’la görüşüyorum. O bana gerçek sevginin kan bağından değil, kalpten geldiğini öğretti.
Bazen geceleri hala o sabahı hatırlıyorum; valizimi ve annemin kaçan bakışlarını… Ama artık biliyorum ki, insanlar hata yapabilir ama sevgiyle iyileşmek mümkün.
Siz hiç kendinizi istenmeyen biri gibi hissettiniz mi? Ya da birini hayatınızdan kolayca çıkardığınız oldu mu? Sevgi gerçekten sadece kan bağıyla mı olur?