Bir Telefonla Değişen Hayatım: Aile Sırları, Affetmek ve Kapanmayan Yaralar

“Alo? Meral Hanım’la mı görüşüyorum?”

O an, kalbim göğsümde öyle bir sıkıştı ki, nefes almakta zorlandım. Sabahın köründe, telefonun ucundaki yabancı bir ses… “Babanız, Kemal Bey, acil serviste. Durumu ciddi.”

Baba… O kelimeyi yıllardır ağzıma almamıştım. Annemle ben, onun yokluğuna alışmaya çalışarak büyüdük. Annem her zaman güçlüydü; bana da öyle olmayı öğretti. Ama şimdi, o sabah, annemin mutfakta çay doldururkenki titreyen ellerini gördüğümde, içimdeki çocuk yeniden uyanmıştı.

“Anne, ne yapacağız?” dedim, gözlerim dolu dolu. Annem bir an durdu, gözlerini kaçırdı. “Gitmelisin,” dedi kısık bir sesle. “Ne olursa olsun, o senin baban.”

Hastaneye vardığımda, koridorun ucunda abim Serkan’ı gördüm. Yıllardır konuşmamıştık. Aramızdaki soğukluk, babamın gidişinden sonra daha da büyümüştü. Serkan bana bakmadı bile. Sanki ben orada yokmuşum gibi duvara yaslanmış, ellerini cebine sokmuştu.

Doktor odadan çıktı. “Yakınları burada mı?” diye sordu. Serkan hemen atıldı: “Ben oğluyum.” Ben de usulca ekledim: “Kızı da burada.”

Doktorun yüzü ciddiydi. “Babanız kalp krizi geçirdi. Şu an yoğun bakımda. Hazırlıklı olun.”

O an, içimde bir şeyler koptu. Babamı yıllardır görmemiştim. Son görüşmemizde bana bağırmış, annemi suçlamış ve evi terk etmişti. O günden sonra ne aradı ne de sordu. Ben de onu affetmemeye yemin etmiştim.

Ama şimdi… Onun ölüm döşeğinde olması, içimdeki tüm öfkeyi ve kırgınlığı yeniden gün yüzüne çıkarmıştı.

Serkan’la hastane kantininde otururken aramızda buz gibi bir sessizlik vardı. Sonunda dayanamayıp sordum:

“Sen hiç affettin mi onu?”

Serkan başını eğdi. “Bilmiyorum Meral,” dedi. “Ama annemizi bu hale getiren adamı affetmek kolay değil.”

O sırada hastane kapısından içeriye bir kadın girdi. Elinde bir çiçek buketi vardı. Gözleri ağlamaktan şişmişti. Serkan’ın gözleri büyüdü.

“Kim bu?” diye sordum fısıltıyla.

Serkan dişlerini sıktı: “Babamın ikinci karısı… Ve o çocuk…”

Kadının yanında on yaşlarında bir kız çocuğu vardı. Babamın yeni ailesi… İçimdeki öfke dalga dalga yükseldi.

Kadın yanımıza geldi, gözleriyle özür diler gibi baktı. “Kemal Bey’in çocukları siz misiniz?” dedi titrek bir sesle.

Serkan ayağa kalktı, kadına soğuk bir bakış attı. “Evet, biziz.”

Kadın başını eğdi. “Çok üzgünüm… Keşke her şey farklı olsaydı.”

O an, yıllardır içimde tuttuğum sorular dilime dolandı:

“Neden? Neden bizi bırakıp gittiniz? Annemi neden bu kadar yalnız bıraktınız?”

Kadın sessizce ağladı. Küçük kız ise annesinin eteğine sarıldı.

O gece hastane koridorunda sabahladık. Annem aradı, “Yanında mısın?” diye sordu. “Evet anne,” dedim ama aslında kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim.

Sabaha karşı doktor geldi: “Kemal Bey sizi görmek istiyor.”

Yoğun bakım odasına girdiğimde babam zayıf bir sesle adımı fısıldadı: “Meral…”

Gözlerim doldu. “Buradayım baba.”

Babam elimi tuttu. “Sana çok şey borçluyum… Affedebilecek misin beni?”

O an içimdeki tüm öfke ve kırgınlık yerini tarifsiz bir hüzne bıraktı. Gözyaşlarımı tutamadım.

“Bilmiyorum baba… Çok canımızı yaktın.”

Babam gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı. “Sizi koruyamadım… Kendi korkaklığıma yenildim…”

O an anladım ki; bazen en çok sevdiklerimiz en derin yaraları açıyor bize.

Babam birkaç gün sonra hayatını kaybetti. Cenazede annem, Serkan ve ben yan yana durduk; ama aramızda görünmez duvarlar vardı hâlâ.

Babamın ikinci karısı ve küçük kızı da oradaydı. Kimse kimseyle konuşmadı; herkes kendi acısına gömülmüştü.

Cenazeden sonra eve döndüğümüzde annem bana sarıldı: “Kızım, affetmek bazen kendini özgür bırakmaktır.”

Geceleri hâlâ babamın son sözleri kulağımda yankılanıyor: “Affedebilecek misin beni?”

Ben hâlâ bilmiyorum… Sizce insan her şeyi affedebilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?