Yeniden Aynı Masada: Bir Ayrılığın Ardından

“Gerçekten mi, Burak? Yani, sanki hiçbir şey olmamış gibi mi davranacağız?” dedim, sesim titreyerek. Burak gözlerini kaçırdı, elindeki çayı karıştırmaya devam etti. Annem mutfaktan seslendi: “Kahvaltınız soğuyacak çocuklar!” O an, içimdeki fırtına daha da büyüdü. Bir yanda annemin beklentileri, diğer yanda Burak’la yaşadığımız o büyük kırılma… Ve şimdi, aynı masada, sanki hiçbir şey olmamış gibi oturuyorduk.

İstanbul’un gri bir sabahıydı. Pencereden dışarı bakarken, yağmur damlalarının camda bıraktığı izleri izledim. İçimdeki karmaşa da en az hava kadar pusluydu. Burak’la üç yıl önce tanışmıştık. Üniversitede, bir kütüphane sırasında başlayan hikayemiz, önce heyecanlı, sonra tutkulu ve en sonunda yıkıcı olmuştu. Ayrılığımızdan sonra aylarca kendime gelemedim. Annem her gün “Kızım, hayat devam ediyor,” derken, ben odamda eski mesajlarımızı okuyup ağlıyordum.

En yakın arkadaşım Elif ise bambaşka bir telden çalıyordu. “Zeynep, yeter artık! İstanbul’da hayat akıyor, sen hâlâ Burak’ın gölgesindesin. Biraz kendine gel!” demişti geçen hafta. O gün Elif’in ısrarıyla dışarı çıkmıştık. Kadıköy’de bir kafede otururken bana dönüp, “Bak, hayatına yeni birini almazsan bu şehir seni yutar,” demişti. Haklıydı belki de ama kalbim hâlâ Burak’ın adını atıyordu.

Ve şimdi… Annemin ısrarıyla Burak’ı kahvaltıya çağırmıştık. Sözde ‘arkadaşça’ bir buluşmaydı ama annemin gözlerindeki umutlu bakışı görmemek imkânsızdı. Annem sofraya menemen koyarken, “Bakın çocuklar, birlikte kahvaltı yapmak ne güzel değil mi?” dedi. Burak hafifçe gülümsedi. Ben ise yumurtamı karıştırırken ellerimin titrediğini fark ettim.

“Zeynep, nasılsın?” diye sordu Burak sessizce. O kadar basit bir soruydu ki ama cevabı o kadar karmaşıktı ki…

“İyiyim,” dedim yutkunarak. “Sen?”

“Ben de… Yani… Bilmiyorum.”

Bir an sessizlik oldu. Annem mutfağa döndü, biz baş başa kaldık. İçimdeki öfke ve özlem birbirine karıştı. “Burak, neden geldin gerçekten? Annem çağırdı diye mi yoksa… başka bir sebebin mi var?”

Burak başını eğdi. “Bilmiyorum Zeynep. Belki de her şeyin eskisi gibi olmasını istiyorum.”

O an gözlerim doldu. “Eskisi gibi mi? Biz eskisi gibi olamayız Burak. Çok şey değişti.”

Burak bir süre sustu. Sonra derin bir nefes aldı: “Biliyorum… Ama belki yeniden başlayabiliriz.”

İçimde bir şeyler kırıldı o anda. Yeniden başlamak… Ne kadar kolay söyleniyor ama ne kadar zor yaşanıyor! O an Elif’in sözleri aklıma geldi: “Kendini düşün Zeynep! Hep başkalarını mutlu etmeye çalışıyorsun.”

Kahvaltıdan sonra annem bulaşıkları toplarken Burak’la salona geçtik. Pencerenin önünde durduk. İstanbul’un yağmurlu sokaklarına baktık beraber.

“Zeynep,” dedi Burak usulca, “Sana haksızlık yaptım biliyorum. Ama sensiz geçen bu aylar bana çok şey öğretti.”

“Ne öğrendin mesela?” dedim alaycı bir şekilde.

“Kaybetmenin ne demek olduğunu… Ve seni ne kadar sevdiğimi.”

Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Burak, ben de seni sevdim… Ama bazen sevmek yetmiyor.”

O an annem kapıdan başını uzattı: “Çay ister misiniz?”

Burak cevap verdi: “Olur teyze.”

Annemin gözleri parladı. Beni mutlu görmek için neler yapmazdı ki… Babam yıllar önce bizi terk ettiğinden beri annem hayatını bana adamıştı. Hep iyi bir eş bulmamı istemişti. Ama ben… Ben kendi yolumu bulmak istiyordum.

O günün akşamı Elif’i aradım.

“Elif, bugün Burak’la kahvaltı yaptık.”

“Ne? Ciddi misin? Ne oldu peki?”

“Bilmiyorum… Yeniden başlamak istiyor galiba.”

Elif bir süre sustu. Sonra dedi ki: “Zeynep, ne istiyorsun? Gerçekten ne istiyorsun?”

O gece uyuyamadım. Tavanı izledim saatlerce. Annemin odasından gelen hafif horlama sesi, yağmurun cama vuran tıkırtısı… Hepsi birbirine karıştı.

Ertesi gün işe giderken metrobüste insanların yüzlerine baktım. Herkesin kendi derdi vardı belli ki. Ben ise kendi içimde kaybolmuştum.

Akşam eve döndüğümde annem beni kapıda karşıladı.

“Kızım, Burak iyi çocuk aslında… Belki de ona bir şans daha vermelisin.”

“Anne, ben ne istediğimi bilmiyorum ki… Sadece mutlu olmak istiyorum.”

Annem sarıldı bana: “Sen mutlu ol yeter ki.”

Bir hafta boyunca Burak’tan mesajlar geldi. Önce cevap vermedim ama sonra dayanamadım.

“Konuşalım mı?” diye yazdı bir akşam.

Kadıköy’de buluştuk yine. Bu sefer yağmur yoktu ama hava hâlâ soğuktu.

“Zeynep,” dedi Burak, “Sana söz veriyorum, bu sefer her şey farklı olacak.”

Gözlerinin içine baktım. Eskisi gibi güvenebilecek miydim ona? Kalbim deli gibi atıyordu.

“Elif haklıydı,” dedim içimden, “Kendimi düşünmeliyim.”

Ama o an Burak’ın ellerini tuttum ve dedim ki: “Bir şans daha veriyorum sana… Ama bu sefer önce kendimi seveceğim.”

Burak gülümsedi: “Sana söz Zeynep.”

Eve dönerken içimde garip bir huzur vardı. Belki de hayat böyleydi; bazen en çok korktuğun şeye yeniden cesaret etmekti mesele.

Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız eski sevgilinize ikinci bir şans verir miydiniz? Yoksa geçmişte bırakmak mı daha doğru olurdu? Hayat bazen sadece sevgiyle değil, cesaretle de yeniden başlıyor galiba.