Anne Babamı Seçmek: Bir Akşamda Dağılan Hayaller
“Yeter artık, Zeynep! Her akşam aynı şey!” Babamın sesi, mutfak kapısının ardından yankılandı. O an, elimdeki defterin sayfası titredi. Annemin sesi ise titrek ve yorgundu: “Ne istiyorsun benden, Cemil? Sadece huzur istiyorum!”
O akşam, küçük kasabamızın dar sokaklarında yazdan kalma bir serinlik vardı. Ben, on iki yaşında, odamdaki eski çalışma masasında ödevimi yapmaya çalışıyordum. Ama annemle babamın tartışmaları, duvarları delip geçiyor, kalbime saplanıyordu. O an, çocukluğumun bittiğini hissettim.
Babam Cemil, kasabanın tek fırınında ustabaşıydı. Annem Zeynep ise evlere temizliğe gidiyordu. Hayatımız sade ama huzurluydu; ta ki babam işten eve yorgun ve sinirli gelmeye başlayana kadar. Önce sessizce birbirlerine küstüler, sonra her akşam tartışmalar başladı. Ben ise arada sıkışıp kalmıştım; annemin gözyaşlarını silerken babamın öfkesini anlamaya çalışıyordum.
Bir gün okuldan eve döndüğümde annem valizini hazırlıyordu. Gözleri kıpkırmızıydı. “Yusuf,” dedi bana, “birazdan baban gelecek. Konuşmamız lazım.” O an içimde bir şeyler koptu. Annemle babamın arasında kalmak istemiyordum ama ikisini de kaybetmekten korkuyordum.
Babam eve geldiğinde annemle oturma odasında karşı karşıya oturdular. Ben de köşede sessizce onları izliyordum. Annem derin bir nefes aldı: “Cemil, böyle devam edemeyiz. Yusuf’u da düşünmek zorundayız.” Babam başını öne eğdi, elleri titriyordu. “Ben de istemiyorum böyle olmasını,” dedi kısık bir sesle.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemin odasına gidip yanına kıvrıldım. Saçlarımı okşadı, “Her şey güzel olacak,” dedi ama gözyaşları yastığına damlıyordu.
Ertesi gün annem beni karşısına aldı: “Yusuf, babanla ayrılmaya karar verdik. Ama senin yanında olmanı istiyoruz. Kiminle kalmak istersin?”
Dünya başıma yıkıldı o an. Nasıl karar verebilirdim ki? Annem mi, babam mı? İkisini de seviyordum. Annemin şefkatiyle büyümüştüm ama babamla sabahları fırına gidip simit kokusunu içime çekmeyi seviyordum.
Okulda arkadaşlarımın çoğu anne babasıyla yaşıyordu. Kimseye anlatamadım yaşadıklarımı. Sınıf öğretmenim Ayşe Hanım bir gün yanıma gelip “Bir derdin mi var Yusuf?” diye sorduğunda gözlerim doldu ama konuşamadım.
Geceleri dua ettim; “Allah’ım, ailemi tekrar bir araya getir.” Ama her geçen gün annemle babam daha da uzaklaştı birbirinden.
Bir akşam babam beni fırına götürdü. Tezgâhın arkasında bana çay ısmarladı. “Oğlum,” dedi, “annenle anlaşamıyoruz ama seni çok seviyoruz. Senin için en iyisini istiyoruz.” Gözleri dolmuştu ama ağlamadı.
Eve döndüğümde annem pencerenin önünde oturuyordu. Yanına oturdum, elini tuttum. “Anne, ben ne yapacağım?” dedim hıçkırarak.
Annem sarıldı bana: “Senin suçun yok oğlum. Bazen büyükler anlaşamaz.”
Sonunda karar günü geldi çattı. Mahkemeye gittik; kasabanın adliyesi küçüktü ama bana devasa geldi o gün. Hakim bana sordu: “Yusuf, kiminle yaşamak istersin?”
O an nefesim kesildi. Annemin gözleriyle babamın gözleri arasında gidip geldim. Sonunda “Annemle kalmak istiyorum,” dedim kısık bir sesle.
Babam başını eğdi, gözlerinden yaşlar süzüldü. O an içimde bir şeyler öldü sanki.
Annemle birlikte yeni bir eve taşındık; küçük ama sıcaktı. Ama her gece babamı düşünmeden uyuyamadım. Bayramlarda onu görmeye gittim; bana hep simit getirirdi.
Yıllar geçti, büyüdüm ama o günkü acı hiç geçmedi içimden. Şimdi üniversitedeyim; başka bir şehirde yaşıyorum ama hâlâ o karanlık akşamı unutamıyorum.
Bazen düşünüyorum: O gün başka bir seçim yapsaydım hayatım nasıl olurdu? Anne babamı seçmek zorunda kalan başka çocuklar da var mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?