Çalınan Hayaller: Bir Kars Kışında Kırılan Bir Ailenin Hikayesi

— Baba, ne olur gitme bugün! Dışarıda tipi var, yollar buz tutmuş…

Sesim titriyordu; hem soğuktan hem de içimdeki tarifsiz korkudan. Babam, Mehmet, kapının önünde eski paltoyu giyerken bana dönüp gülümsedi. O gülümsemenin ardında yorgunluk, çaresizlik ve biraz da pişmanlık vardı. Annem, Ayşe, mutfaktan seslendi:

— Mehmet, atkını da al! Geçen hafta komşunun oğlu donarak hastanelik oldu. Senin de başına bir şey gelsin istemem.

Babam başını eğdi, annemin gözlerine bakmadan atkıyı aldı. Aralarındaki sessizlik, evimizin duvarlarını bile üşütüyordu sanki. Son zamanlarda aralarındaki tartışmalar artmıştı. Babam işsiz kalınca, annem gündelik işlere gitmeye başlamıştı. Evdeki huzur, yerini sessiz bir öfkeye bırakmıştı.

O gün babam, köyün dışındaki inşaata yevmiyeye gitmek zorundaydı. Kars’ın kışı acımasızdır; rüzgar insanın iliklerine işler. Babam kapıdan çıkarken bana döndü:

— Yiğit, annene iyi bak. Ben gelene kadar uslu dur.

Başımı salladım ama içim rahat değildi. Babamın ardından kapıyı kapattım, camdan dışarı baktım. Tipi göz gözü görmüyordu. İçimde bir his vardı: Sanki bu vedalaşma sondu.

Annem sessizce sofrayı topladı. Ellerinin titrediğini gördüm. Yanına gittim:

— Anne, babam neden bu kadar üzgün?

Gözleri doldu, bana sarıldı:

— Bazen hayat insana ağır gelir oğlum. Ama biz güçlü olacağız.

O gün saatler geçmek bilmedi. Akşam oldu, hava karardı. Babam hâlâ dönmemişti. Annem pencerenin önünde bekliyordu. Her geçen dakika endişesi artıyordu. Sonunda komşumuz Hasan amca kapıyı çaldı:

— Ayşe abla… Mehmet’i gören olmamış. İnşaata da hiç gitmemiş bugün.

Annemin yüzü bembeyaz oldu. Hemen başörtüsünü takıp dışarı fırladı. Ben de peşinden koştum. Kar dizimize kadar çıkmıştı; köyde herkes el fenerleriyle arama yapıyordu.

Gece boyunca babamı aradık. Herkesin dilinde aynı soru vardı: “Mehmet nereye kayboldu?” Annem dua ediyordu:

— Allah’ım, ne olur ona bir şey olmasın…

Sabaha karşı jandarma geldi. Birinin köyün dışında, dere kenarında bir palto bulduğunu söylediler. Annem çığlık attı; ben donup kaldım. Koştuk, paltoyu bulduk: Babamın paltosuydu.

Ama babam yoktu.

Günlerce aradık, köydeki herkes seferber oldu. Ama babamdan bir iz bulamadık. Annem her gün biraz daha içine kapandı; ben ise geceleri rüyamda babamı görüyordum: “Yiğit, annene iyi bak…”

Bir ay sonra jandarma geldi; babamın cüzdanı ve kimliği Ardahan yolunda bir otobüs durağında bulunmuştu. Kimse ne olduğunu bilmiyordu. Bazıları kaçtığını söyledi; bazıları başına kötü bir şey geldiğini… Annem kimseye inanmıyordu:

— Mehmet beni bırakmazdı! Oğlunu bırakmazdı!

Ama zamanla herkes suskunlaştı; hayat devam etti. Annem daha çok çalışmaya başladı; ben ise okulda dalgınlaştım. Arkadaşlarımın babaları onları okula getirip götürürken ben pencereden dışarı bakıyordum.

Bir gün okulda öğretmenim Gülten Hanım yanıma geldi:

— Yiğit, seninle konuşmak istiyorum.

Başımı eğdim:

— Babam yok öğretmenim…

Gözleri doldu:

— Biliyorum canım. Ama sen çok güçlüsün. Baban nerede olursa olsun seni seviyor.

O gece anneme sordum:

— Anne, sence babam bizi neden bıraktı?

Annem ağlamaya başladı:

— Bilmiyorum oğlum… Belki de hayat ona çok ağır geldi…

Yıllar geçti; ben büyüdüm, liseyi bitirdim. Annem yaşlandı; saçlarına aklar düştü. Babamdan hâlâ haber yoktu. Her bayram mezarlığa gidip dua ettik; ama mezarımız yoktu.

Köyde dedikodular hiç bitmedi:

— Mehmet şehirde yeni bir hayat kurmuş diyenler oldu.
— Yok canım, kesin başına kötü bir şey geldi diyenler oldu.

Ama biz hiçbirine inanmadık; çünkü babamızın kalbini biliyorduk.

Bir gün İstanbul’dan bir mektup geldi: “Mehmet’in kardeşi Ali’den” diye yazıyordu üstünde. Mektupta şunlar yazıyordu:

“Ayşe abla, Yiğit… Mehmet’i en son Haydarpaşa Garı’nda gördüm. Çok yorgundu, gözleri doluydu. ‘Ailem için çalışacağım’ dedi ama sonra kayboldu…”

O mektup annemi yeniden yıktı; ama bana umut verdi: Belki bir gün babam döner diye bekledim.

Şimdi 28 yaşındayım; İstanbul’da bir fabrikada çalışıyorum. Annemi yanıma aldım; ama onun gözleri hâlâ Kars’ın karında kaybolan o adamı arıyor.

Bazen geceleri rüyamda babamı görüyorum: “Yiğit, annene iyi bak…”

Hayat bazen insanın en değerli varlığını bir anda elinden alıyor ve geriye sadece sorular kalıyor: Bir insan ailesini neden bırakır? Yoksa hayat mı onu bırakır? Sizce hangisi daha acı?