Kırık Hayallerin Eşiğinde: Bir Umut Arayışı

“Yine mi uyanıksın Zeynep?” diye fısıldadı annem, mutfağın kapısından başını uzatırken. Saat gece üçtü. Yağmurun camı dövdüğü o sessiz gecede, kocam Murat’ın horultuları salonda yankılanırken, ben yatakta gözlerimi tavana dikmiş, hayatımı düşünüyordum. Yıllardır aynı evde, yan yana ama birbirimize bu kadar uzak nasıl yaşamıştık?

Bir zamanlar Murat’la hayallerimiz vardı. Üniversitede tanıştığımızda, ben Edebiyat okuyordum, o ise İnşaat Mühendisliği. O zamanlar bana, “Bir gün kendi evimizi yapacağım Zeynep,” derdi. Gözlerinde öyle bir ışık olurdu ki, ona inanmamak imkansızdı. Ama şimdi, bu eski apartman dairesinde, çatısı akan mutfağımızda, hayallerimizden geriye sadece kırık dökük umutlar kalmıştı.

O gece, annemle mutfakta otururken içimdeki fırtına dışarıdaki yağmurdan daha şiddetliydi. Annem bana çay koyarken, “Kızım, Murat’la konuşsan ya… Böyle sürmez bu,” dedi. Gözlerim doldu ama ağlamadım. “Ne konuşacağım anne? Her şey konuşulacak gibi mi sence?” dedim. Annem sustu. O da biliyordu; Murat’la aramızdaki duvarlar öyle kolay yıkılacak gibi değildi.

Sabah olunca Murat işe gitti. Ben ise evde kaldım; işsizdim. Pandemi sonrası işimi kaybetmiştim ve yeni bir iş bulmak neredeyse imkansızdı. Her günüm aynıydı: Anneme bakmak, ev işleriyle uğraşmak, markete gidip en ucuzunu seçmek… Bazen aynada kendime bakıp “Sen kimsin?” diye soruyordum. Üniversitede hayalleri olan o genç kızdan eser yoktu artık.

Bir gün Murat eve sinirli geldi. Kapıyı sertçe kapattı. “Yine elektrik faturası gelmiş! Bu kadar yakılır mı Zeynep? Sen bütün gün evde ne yapıyorsun?” diye bağırdı. İçimde bir şeyler koptu o an. “Ben de insanım Murat! Sadece evde oturup seni beklemiyorum! Anneme bakıyorum, iş arıyorum… Sen hiç sormuyorsun bile nasılım diye!” dedim. Murat sustu, yüzüme bakmadı bile. O gece yine salonda yattı.

Kardeşim Emre aradı bir gün. “Ablacım, iyi misin? Annem sesin kötü geliyor diyor.” Sesim titredi. “İyiyim Emre, merak etme,” dedim ama iyi değildim. Emre uzakta yaşıyordu; İstanbul’da bir şirkette çalışıyordu ve kendi derdi başından aşkındı. Yine de bana moral vermeye çalıştı: “Bak abla, hayat zor ama sen güçlüsün. Belki bir kursa gidersin, yeni bir iş bulursun.”

Bir akşam Murat’la televizyon izlerken haberlerde bir kadın cinayeti haberi çıktı. Kadının eşi tarafından öldürüldüğünü söylediler. Murat başını çevirdi, “Kadın da biraz akıllı olacak,” dedi. O an içimdeki öfke patladı: “Sen ne diyorsun Murat? Kadın olmak bu ülkede zaten yeterince zor! Bir de sen mi suçlayacaksın?” dedim. Murat bana ilk defa uzun uzun baktı. Sonra kalkıp odasına gitti.

O gece annem yanıma geldi. “Kızım, boşanmayı hiç düşündün mü?” dedi fısıltıyla. Şaşırdım; annem hep sabretmemi öğütlerdi. “Anne… Korkuyorum,” dedim. “Ne yaparım? Nereye giderim? Ya yalnız kalırsam?” Annem ellerimi tuttu: “Yalnız kalmazsın Zeynep. Ben yanındayım.” O an gözyaşlarımı tutamadım.

Bir hafta sonra mahalledeki kadın dayanışma merkezine gittim. Orada Ayşe ablayla tanıştım; bana kendi hikayesini anlattı: “Ben de yıllarca sustum Zeynep. Ama bir gün baktım ki kendimi kaybetmişim. Sonra buraya geldim, kurslara başladım, kendi ayaklarımın üstünde durmayı öğrendim.” Onun sözleri bana umut verdi.

Eve döndüğümde Murat yine sinirliydi. “Nerede kaldın?” dedi sertçe. “Kadın merkezindeydim,” dedim cesaretle. Şaşırdı, sustu. O an ilk defa ona meydan okuduğumu hissettim.

Geceleri yine uykusuzdum ama artık korkudan değil; içimde bir umut filizleniyordu. Bir gün Ayşe ablanın önerisiyle bilgisayar kursuna başladım. İlk gün çok heyecanlıydım; ellerim titriyordu ama oradaki kadınların gözlerinde kendi acımı gördüm ve yalnız olmadığımı anladım.

Murat değişmedi; hatta daha da içine kapandı. Bir akşam eve geç geldiğinde yüzünde morluklar vardı. “Ne oldu?” dedim endişeyle. “İşten attılar,” dedi kısık sesle. O an ona kızamadım; çünkü onun da yükü ağırdı.

Bir sabah kahvaltıda annem sessizce çayını karıştırırken, “Kızım, hayat bazen insanı sınar,” dedi. “Ama unutma, senin de hakkın var mutlu olmaya.” O sözler içime işledi.

Aylar geçti; kursu bitirdim ve küçük bir şirkette sekreter olarak işe başladım. İlk maaşımı aldığımda gözlerim doldu; yıllar sonra ilk defa kendimi değerli hissettim.

Murat’la aramızdaki mesafe hiç kapanmadı ama artık ona bağımlı değildim. Bir gün bana dönüp, “Sen değiştin Zeynep,” dedi soğukça. Gülümsedim: “Evet Murat, değiştim… Çünkü artık kendimi buldum.”

Şimdi geceleri yine yağmur yağıyor bazen ama ben korkuyla değil umutla bakıyorum geleceğe.

Bazen düşünüyorum: Sizce de kadınların kendi ayakları üzerinde durması için daha ne kadar mücadele etmesi gerekiyor? Yoksa bizden hep susmamız mı bekleniyor?