Kredi Masasında Kırılan Hayaller: Bir Gelinin Sessiz Çığlığı
“Senin fikrin önemli değil Elif, biz kararımızı verdik.” Kayınvalidem Fatma Hanım’ın sesi mutfakta yankılandı. Ellerim titreyerek çay bardağını masaya bıraktım. Gözlerim eşime, Emre’ye kaydı. Bir şey söylemesini bekledim, ama o başını öne eğdi, dudaklarını birbirine bastırdı. O an anladım; bu evde benim sesim yoktu, sadece varlığım vardı.
On dokuz yaşında, aşkın gözümü kör ettiği bir bahar günü Emre’yle evlendim. Annem “Kızım, acele etme,” demişti. Babam ise sessizce gözyaşı dökmüştü. Ama ben, Emre’nin bana olan sevgisinin her şeyi çözeceğine inanmıştım. Düğünümüzden sonra Emre’nin ailesinin üç katlı evinin en üst katına taşındık. Başta her şey güzeldi; Fatma Hanım bana “kızım” diye sesleniyor, kayınpederim Hasan Bey sofrada bana yer açıyordu. Ama zamanla, o sıcaklık yerini soğuk bir mesafeye bıraktı.
İlk çatışmamız mutfakta başladı. “Elif, dolmayı böyle mi sararsın?” dedi Fatma Hanım, yüzünde küçümseyici bir ifadeyle. O an içimde bir şey kırıldı ama sesimi çıkarmadım. Sonra alışveriş listeleri, misafir ağırlama şekilleri, hatta ne zaman dışarı çıkabileceğim bile tartışma konusu oldu. Emre ise hep arada kaldı; annesinin gölgesinde büyümüş bir adamdı o. Bazen bana dönüp “Boşver Elif, annem öyle işte,” derdi. Ama ben boşveremedim.
Bir gün akşam yemeğinde konu krediye geldi. Emre’nin işi iyi gitmiyordu, ben de üniversiteyi bırakıp ev hanımı olmuştum. Fatma Hanım masaya bir dosya koydu: “Evimizin alt katını yenileyeceğiz, bankadan kredi çekmemiz lazım. Emre’nin maaşı yetmiyor, Elif’in adına çekelim.”
Şaşkınlıkla baktım: “Benim adıma mı? Ama ben çalışmıyorum ki, nasıl ödeyeceğiz?”
Fatma Hanım gözlerini devirdi: “Kızım, senin üstüne olsun, ödemesini biz yapacağız. Zaten aile içinde herkes birbirine güvenir.”
Kayınpederim başını salladı: “Fatma doğru söylüyor.”
Emre ise sessizdi. Gözlerim doldu: “Ama ben istemiyorum. Kendi adıma borç almak istemiyorum.”
Fatma Hanım’ın sesi buz gibiydi: “Bak Elif, bu evde herkes elini taşın altına koyuyor. Sen de artık aileden birisin.”
O an masada yalnız olduğumu hissettim. Annemi düşündüm; onun sıcak kucağını, bana verdiği cesareti… İçimde bir fırtına koptu ama dışarıdan sadece sessizliğim duyuldu.
O gece uyuyamadım. Emre’ye döndüm: “Sen ne düşünüyorsun?”
Emre gözlerini kaçırdı: “Annemler haklı Elif, sonuçta hepimiz aynı çatı altındayız.”
“Peki ya benim fikrim? Benim korkularım?”
“Abartıyorsun,” dedi ve sırtını döndü.
Sabah olduğunda kararımı vermiştim. Sessizce valizimi topladım; birkaç kıyafet, annemin bana düğünde hediye ettiği altın bilezik ve çocukluğumdan kalma bir defter… Kapıdan çıkarken Fatma Hanım beni gördü:
“Nereye gidiyorsun?”
“Anneme,” dedim titrek bir sesle.
“Böyle çocuk gibi küsüp gitmekle olmaz bu işler Elif!”
Gözlerim doldu: “Ben çocuk değilim Fatma Hanım. Sadece kendi hayatımla ilgili söz hakkı istiyorum.”
Emre kapının önünde durdu: “Elif, lütfen gitme. Annemler üzülür.”
“Ya ben Emre? Ben hiç üzülmedim mi?”
Sokağa çıktığımda ayaklarım titriyordu ama içimde garip bir huzur vardı. Annemin kapısını çaldığımda gözyaşlarımı tutamadım. Annem sarıldı bana; “Kızım, geç kaldın ama olsun… Yuvana hoş geldin.”
Günler geçtikçe içimdeki boşluk büyüdü. Emre aradı birkaç kez; “Dön artık Elif, annem pişman.” Ama ben biliyordum ki pişman olan onlar değil, yalnızca huzursuzluklarıydı.
Bir akşam annemle otururken sordum: “Anne, ben yanlış mı yaptım?”
Annem ellerimi tuttu: “Yanlış olan sensiz karar verenlerdi kızım.”
Şimdi kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalışıyorum. Üniversiteye geri dönmek için başvurdum. Hayat zor ama en azından kendi kararlarımı kendim alıyorum.
Bazen geceleri düşünüyorum: Bir kadının ailesinde bile kendi sesi duyulmuyorsa, toplumda nasıl duyulacak? Sizce de bir kadının kendi hayatıyla ilgili söz hakkı olması gerekmez mi? Yorumlarınızı bekliyorum.