Yeniden Atmayı Öğrenen Bir Kalp: Elif’in Hikayesi
“Elif, ne olur bir şey söyle… Lütfen!”
Murat’ın sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki çorba kaşığı titriyordu. O an, yıllardır ilk defa mutfağa girmiştim. Ocağın üstünde kaynayan mercimek çorbasının kokusu, Zeynep’in okuldan eve koşarak geldiği günleri hatırlattı bana. Gözlerimden yaşlar süzüldü; Murat’ın gözleri de dolmuştu ama o ağlamazdı, hiç ağlamazdı. Sadece bana bakar, bir cevap beklerdi.
Oysa ben, iki yıl boyunca ona hiçbir şey söylemedim. Zeynep’i kaybettiğimiz o korkunç günden beri evimizde zaman durmuştu. O gün… O gün hâlâ kulaklarımda siren sesleriyle çınlıyor. Zeynep’in okul servisi, kavşakta hızla gelen bir minibüsle çarpışmıştı. O sabah saçlarını örerken bana “Anne, bugün bana uğur böceği tokamı takar mısın?” demişti. Sonra… Sonrası yoktu.
Cenazede herkes ağladı, herkes teselli etti. “Allah sabır versin,” dediler. “Gençsiniz, başka çocuk yaparsınız,” dediler. Kimse anlamadı; ben Zeynep’le birlikte gömülmüştüm sanki. Murat ise başka bir şekilde kayboldu. İşten geç gelmeye başladı, bazen sabahlara kadar balkonda sigara içti. Birbirimize dokunamaz olduk. Evdeki her eşya Zeynep’in kokusunu taşıyordu; odasını olduğu gibi bıraktık. Okul çantası hâlâ askıdaydı.
Bir gün annem geldi, “Kızım, hayat devam ediyor,” dedi. Ama ben ona kızdım; nasıl devam edebilirdi? Hayat dediğin şey, Zeynep’in gülüşüydü benim için. Komşular fısıldaşıyordu: “Elif kendini saldı,” diyorlardı. Haklıydılar; saçlarımı taramıyor, yemek yapmıyor, kimseyle konuşmuyordum.
Bir gece Murat’la kavga ettik. O kadar sessiz geçen ayların ardından ilk defa bağırdık birbirimize:
“Senin için de bitti mi Elif? Hiç mi umudun kalmadı?”
“Umudum mu? Ne umudu Murat? Benim kızım öldü!”
O gece Murat evi terk etti. İki gün gelmedi. Döndüğünde gözleri kan çanağı gibiydi. “Ben de Zeynep’i özlüyorum,” dedi sadece.
Aylar geçti. Herkes hayatına devam etti; ben ise odamdan çıkmadım. Bir gün, Zeynep’in doğum günüydü. Sabah kalktım ve kendimi mutfağa attım. Elim alışkanlıkla mercimekleri yıkadı, soğanı doğradı. Ocağın başında ağladım, ama devam ettim. Çorba piştiğinde Murat mutfağa girdi; şaşkınlıkla bana baktı.
“Elif… Sen… Çorba mı yaptın?”
Başımı salladım. “Zeynep’in en sevdiği çorbaydı.”
İşte o an, yıllardır ilk defa kalbimin yeniden attığını hissettim. Murat yanıma geldi, elimi tuttu. “Birlikte içelim mi?” dedi.
O gün sofraya iki tabak koyduk; üçüncüsünü de Zeynep’in sandalyesine bıraktık. Çorbayı içerken sessizce ağladık. Ama ilk defa birlikte ağladık.
Sonra yavaş yavaş hayatımıza küçük şeyler geri dönmeye başladı. Annem arada gelip temizlik yaptı; ben de ona yardım ettim artık. Murat’la akşamları kısa yürüyüşlere çıktık; bazen konuşmadan yürüdük ama yan yana yürüdük ya, o bile yetti.
Bir gün Murat işten erken geldi; elinde küçük bir saksı vardı.
“Bak Elif,” dedi, “Zeynep’in en sevdiği çiçeklerden aldım.”
Saksıyı pencere kenarına koyduk; her sabah suladık birlikte.
Ama kolay olmadı hiçbir şey… Hâlâ geceleri uyanıp Zeynep’in sesini duyuyorum sandığım oluyor. Bazen Murat’la birbirimize sarılıp saatlerce ağlıyoruz. Bazen de tartışıyoruz; suçluluk duygusu içimizi kemiriyor: “Keşke o gün ben bırakmasaydım okula,” diyorum kendi kendime.
Bir gün komşumuz Ayşe abla uğradı; “Elif, psikoloğa gitmeyi düşündün mü?” dedi utana sıkıla. Önce kızdım; sonra düşündüm… Belki de yardım almadan bu yükün altından kalkamayacaktık.
Murat’la birlikte psikoloğa gitmeye başladık. Orada öğrendim ki yas tutmak utanılacak bir şey değilmiş; acımızı paylaşmak gerekiyormuş.
Zaman geçti… Evimizde yeniden yemek kokuları yayılmaya başladı; bazen arkadaşlarımızı çağırdık, bazen ailemizle toplandık sofrada. Zeynep’in odasını ise bir süre sonra küçük bir kütüphaneye çevirdik; kitaplarını sakladık ama oyuncaklarını ihtiyacı olan çocuklara verdik.
Hayatımız asla eskisi gibi olmadı; olamazdı da zaten… Ama acının içinde umut filizlenebiliyormuş meğer.
Şimdi bazen pencere kenarında oturup Zeynep’in çiçeğine bakıyorum ve düşünüyorum: İnsan gerçekten yeniden sevebilir mi? Kalbi paramparça olduktan sonra tekrar atmayı öğrenebilir mi? Sizce mümkün mü?