Kayıp Zamanların İçinde: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Yine mi geç kaldın, Emre?” diye sordum, sesim titrek ama öfkemi bastırmaya çalışarak. Kapıdan içeri süzülen eşim, gözlerini kaçırarak ceketini askıya astı. Saat gece yarısını geçmişti. Oğlumuz Ege çoktan uyumuştu, ben ise mutfakta soğuyan çayı karıştırıyordum.
“İşler uzadı, annem de rahatsızdı. Bir uğrayıp geldim,” dedi kısık bir sesle. O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sanki evin içinde bir hayalet gibiydim; görünmez, duyulmaz, sadece ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir gölge.
Bir yıldan fazladır bu böyle. Evliliğimizin ilk yıllarında her şey daha güzeldi. Emre işten gelir gelmez bana sarılır, Ege’yle oynar, birlikte yemek yer, televizyonun karşısında sohbet ederdik. Ama şimdi… Şimdi Emre ya işte kayboluyor ya da annesinin evinde saatlerce kalıyor. Bazen arayıp “Yemek yeme, annemle yedim,” diyor. Bazen de hiç haber vermeden geç saatlerde geliyor.
En acısı ne biliyor musunuz? Hiçbir şeyin yanlış olduğunu düşünmüyor. Ona göre her şey normal. “Çalışıyorum, ailem için uğraşıyorum,” diyor. Ama ben? Ben bu evde, bu hayatın neresindeyim?
Bir akşam, Ege’nin okuldan getirdiği resimleri masaya sererken Emre yine yoktu. Ege, “Anne, babam neden hep yok?” diye sorduğunda boğazıma bir yumru oturdu. Ne diyebilirdim ki? “Baban çalışıyor oğlum,” dedim ama gözlerim doldu. O an anladım ki yalnızlığım sadece bana ait değilmiş; oğlum da babasız büyüyordu.
Kayınvalidemle aramızda hep mesafe vardı. Emre’nin annesi Sevim Hanım, oğlunu bana hiç tam anlamıyla bırakmadı. Her fırsatta “Emre’yi çok yorma, işte zaten yoruluyor,” derdi. Bazen de arayıp “Emre bu akşam bende kalsın, yalnızım,” derdi. Başlarda anlayış gösterdim; sonuçta annesiydi. Ama zamanla bu durum alışkanlığa dönüştü.
Bir gün cesaretimi topladım ve Emre’ye “Bizimle ilgilenmiyorsun, Ege seni özlüyor, ben seni özlüyorum,” dedim. Yüzüme baktı ve “Abartıyorsun Zeynep, herkesin hayatı böyle. Sen de biraz kendine vakit ayır,” dedi. O an içimdeki yalnızlık daha da büyüdü.
Kendi ailem de uzakta; annem babam İzmir’de yaşıyorlar. Onlara her şeyi anlatamıyorum, üzülmelerini istemiyorum. Arkadaşlarım ise kendi hayat telaşlarında kaybolmuş durumda. Bazen günlerce kimseyle konuşmadan geçirdiğim oluyor.
Bir sabah Ege ateşlendi. Emre’ye defalarca aradım ama açmadı. Kayınvalidemi aradım, “Emre burada uyuyor, şimdi uyandırırım,” dedi soğuk bir sesle. O an öyle bir kırıldım ki… Oğlum hastayken babası başka bir evde uyuyordu ve ben tek başıma mücadele ediyordum.
O gece Ege’yi kucağımda sallarken gözyaşlarımı tutamadım. “Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım?” diye sordum kendime. Evliydim ama sanki dul gibiydim. Yanımda biri varmış gibi görünüyordu ama aslında yoktu.
Bir gün Emre eve geldiğinde valizini hazırlıyordu. Şaşkınlıkla sordum: “Nereye gidiyorsun?”
“Annemin yanında birkaç gün kalacağım, kafamı dinlemem lazım,” dedi. O an içimdeki öfke patladı:
“Sen kafanı dinleyeceksin de ben ne yapacağım Emre? Benim kafam hiç yorulmuyor mu? Ben de insanım! Yalnız kaldım bu evde!”
Emre sustu, gözleri yere indi. Ama yine de hiçbir şey değişmedi.
Bir akşam mutfakta otururken telefonum çaldı; annemdi.
“Zeynep kızım, iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor,” dedi endişeyle.
Dayanamadım, ağlamaya başladım: “Anne ben çok yalnızım… Emre yok gibi… Ne yapacağımı bilmiyorum.”
Annem uzun uzun sustu sonra “Kızım, bazen insan en yakınındakine bile ulaşamaz olur. Ama unutma; sen değerlisin ve yalnız değilsin,” dedi.
O gece sabaha kadar düşündüm. Hayatımı, evliliğimi, oğlumu… Kendimi ne kadar ihmal ettiğimi fark ettim. Hep başkalarını mutlu etmeye çalışırken kendimi unutmuştum.
Bir sabah Ege’yi okula bırakırken öğretmeniyle karşılaştım.
“Zeynep Hanım, Ege son zamanlarda içine kapanık oldu, babasını çok soruyor,” dedi.
O an bir karar verdim: Artık susmayacaktım.
Emre eve geldiğinde onu salonda bekledim.
“Emre, bu böyle gitmez! Ya bizimle olursun ya da kendi yolunu seçersin! Ben artık bu yalnızlığa dayanamıyorum!” dedim kararlı bir sesle.
Emre ilk defa şaşırdı; belki de ilk defa beni gerçekten gördü.
O gece uzun uzun konuştuk; geçmişimizi, hatalarımızı, beklentilerimizi… Kolay olmadı ama en azından ilk defa birbirimizi dinledik.
Şimdi her şey mükemmel mi? Hayır… Ama en azından artık susmuyorum; hislerimi saklamıyorum.
Bazen düşünüyorum: Acaba kaç kadın benim gibi sessizce yalnızlığında boğuluyor? Kaç kişi evli olduğu halde kendini yapayalnız hissediyor?
Siz olsanız ne yapardınız? Susar mıydınız yoksa sesinizi çıkarır mıydınız?