Yeter Artık: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

— Elif, bir dakika gelir misin? — Murat’ın sesi mutfağın kapısından içeri sızdı, ben ise ellerim limon kokusuyla dolu, üçüncü kez patates salatasını karıştırıyordum. Misafirler salonda kahkahalar atıyor, çocuklar koşuşturuyor, ben ise bir türlü bitmeyen bir maratonun içinde nefes nefese kalmış gibiydim.

— Tabii Murat, ne oldu? — dedim, ellerimi aceleyle önlüğüme silerken.

Murat gözlerini devirdi, sesi hafifçe alaycıydı:

— Yine mi “Murat”? Kaç kere söyledim, bana “canım” de, “hayatım” de… Şu resmiyetin hiç bitmiyor. Misafirlerin yanında da böyle olma ne olur.

İçimden bir şeyler koptu o an. Yıllardır süren bu küçük ama derin yaralar… Herkesin önünde mükemmel ev hanımı, güleryüzlü eş, anlayışlı gelin olmam bekleniyordu. Annem bile geçen hafta telefonda “Kocanın gönlünü hoş tut kızım, evlilik böyle yürür” dememiş miydi?

Ama ben? Ben ne istiyordum? Kendi sesimi duymayalı ne kadar olmuştu?

Murat’ın misafirleriyle ilgilenmemi istemesi yeni değildi. Her hafta sonu evimiz dolup taşar; ben mutfakta ter dökerken, Murat ve arkadaşları televizyonda maç izler, kahkahalar yükselirdi. Bir kez olsun yanıma gelip “Yardım edeyim mi?” dediğini hatırlamıyorum. Annem ise her zaman “Erkek adamın keyfi yerinde olacak, sen de hanım hanımcık olacaksın” derdi.

O akşam, misafirler gittikten sonra mutfağı toplarken Murat geldi:

— Elif, biraz konuşalım mı?

Yorgunluktan ayakta duracak halim yoktu ama başımı salladım.

— Bak, bu akşam biraz gergindin. Misafirler de fark etti. Lütfen biraz daha… nasıl desem… uyumlu ol. Herkesin önünde surat asma.

Bir an sustum. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece başımı eğdim.

— Tamam Murat, dedim kısık sesle.

O gece yatağa uzandığımda tavanı izledim. İçimde bir boşluk vardı. Sanki kendi hayatımı değil de başkasının hayatını yaşıyordum. Sabahları uyanıp aynada kendime bakınca tanıyamıyordum artık.

Bir sabah annem aradı:

— Kızım, Murat’ın annesiyle aranız nasıl? Oğlan anneleri zordur, idare etmen lazım.

— İyiyiz anne, dedim yalan söyleyerek. Oysa kayınvalidem her fırsatta beni eleştirir, “Elif’in yemekleri tuzsuz”, “Elif’in evi yeterince temiz değil” derdi. Murat ise hep annesinin tarafını tutardı.

Bir gün dayanamadım:

— Murat, neden hep annenin tarafını tutuyorsun? Ben de senin eşinim.

Murat kaşlarını çattı:

— Elif, annem yaşlı kadın. Onun gönlünü kırmak istemem. Sen de biraz alttan almayı öğren.

O an anladım ki bu evde benim hislerimin bir önemi yoktu. Hep başkalarının mutluluğu için yaşamak zorundaydım.

Bir akşam işten döndüğünde Murat’ı kapıda karşıladım:

— Murat, konuşmamız lazım.

— Hayırdır yine ne oldu?

— Ben yoruldum. Sürekli başkalarını memnun etmeye çalışmaktan, kendimi unutmuşum. Senin için iyi bir eş olmaya çalıştım ama kendimi kaybettim.

Murat şaşkınlıkla bana baktı:

— Elif, saçmalama. Her evlilikte olur böyle şeyler. Sen abartıyorsun.

Ama ben artık abartmıyordum. Gerçekten tükenmiştim.

O gece annemi aradım:

— Anne, ben mutsuzum.

Annem sustu bir süre:

— Kızım, sabretmek lazım. Boşanmak kolay mı sanıyorsun? İnsanlar ne der?

İşte en çok da bu cümle canımı yaktı: İnsanlar ne der?

Bir hafta boyunca düşündüm. Her sabah aynı rutine uyanmak, aynı yemekleri yapmak, aynı eleştirileri duymak… Hayatımın geri kalanını böyle geçirmek istemiyordum.

Bir gün cesaretimi topladım ve Murat’a söyledim:

— Ben ayrılmak istiyorum.

Murat’ın yüzü bembeyaz oldu:

— Delirdin mi Elif? Ne eksikliğin var? Evimiz var, işimiz var…

— Eksik olan benim Murat! Ben yokum bu evde! Sadece senin eşin, annenin gelini, misafirlerin hizmetçisi oldum ama Elif yok!

O an gözyaşlarımı tutamadım. Murat ilk defa sustu. Belki de ilk defa beni gerçekten gördü.

Ailemden destek bekledim ama onlar da “Boşanırsan kimse yüzüne bakmaz” dediler. Ama ben artık korkmuyordum. Kendi hayatımı yaşamak istiyordum.

Boşanma süreci kolay olmadı. Hem ailem hem çevrem bana sırt çevirdi. Ama zamanla kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim. Bir iş buldum, küçük bir ev tuttum. İlk defa kendim için bir şeyler yaptım.

Şimdi bazen geceleri yalnız kaldığımda eski günleri düşünüyorum. Acaba başka türlü olabilir miydi? Belki de daha önce sesimi çıkarsaydım her şey farklı olurdu…

Ama şunu biliyorum: Artık kendim için yaşıyorum ve bu bana yetiyor.

Sizce bir kadın ne kadar susmalı? Kendi mutluluğumuz için ne zaman cesaret göstermeliyiz? Siz olsanız ne yapardınız?