Kocamın Hastalığı Sonrası Değişen Hayatım: Kaçışım ve Kırık Bir Aile
“Ne yapıyorsun Zeynep? Yine mi geç kaldın?!” Murat’ın sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Eskiden, Murat’ın sesi bana huzur verirdi. Şimdi ise, her kelimesi bir hançer gibi saplanıyordu kalbime.
Bir yıl önce, biri bana kocamdan ayrılacağımı söyleseydi, ona gülerdim. On iki yıl boyunca hayatımın aşkı olan, herkesin imrendiği, harika bir baba ve eş olan Murat’tan ayrılmak aklımın ucundan bile geçmezdi. Arkadaşlarım, “Zeynep, sen çok şanslısın. Murat gibi bir adam zor bulunur,” derdi. Gerçekten de öyleydi. Murat, çocuklarımız Efe ve Elif’e karşı sabırlı, bana karşı ise sevgi doluydu. Birlikte yaşadığımız evde huzur vardı, kahkahalar eksik olmazdı.
Ama geçen kış, Murat bir sabah aniden fenalaştı. Hastaneye kaldırdık, doktorlar beyin damarlarında bir tıkanıklık olduğunu söylediler. Günlerce yoğun bakımda kaldı. O günlerde, başucunda dua ettim, Allah’a yalvardım. “Ne olur, Murat’ı bana bağışla,” dedim. O günlerde, hayatımın en büyük korkusunu yaşadım. Murat hayata döndü, ama sanki başka biri olarak geri geldi.
İyileştikten sonra Murat’ın bakışları değişmişti. Eskiden gözlerinde sevgiyle bakan adam gitmiş, yerine yabancı bir adam gelmişti. Önce küçük şeylerle başladı. Akşamları sessizce oturur, çocukların sesine tahammül edemezdi. Bir gün Efe, “Baba, benimle top oynar mısın?” diye sorduğunda, Murat’ın yüzü bir anda karardı. “Yeter artık! Sessiz olun!” diye bağırdı. O an, Efe’nin gözlerindeki korkuyu asla unutamayacağım.
Murat’ın öfkesi giderek arttı. Her şeyden şikayet etmeye başladı. Yemeğin tuzu fazla olmuş, Elif’in ödevi eksik kalmış, ben marketten yanlış marka süt almışım… Her şey bir bahane oluyordu. Bir akşam, sofrada sessizce otururken, Murat birdenbire tabağını masaya fırlattı. “Bıktım bu evden! Hiçbiriniz beni anlamıyorsunuz!” diye bağırdı. Elif ağlamaya başladı, ben ise ne yapacağımı bilemedim. O gece, çocuklarıma sarılarak ağladım. “Her şey düzelecek,” dedim ama kendim bile inanmıyordum.
Bir gün, annem aradı. Sesimi duyunca hemen anladı bir şeylerin yolunda gitmediğini. “Zeynep, kızım, iyi misin?” dedi. Yutkundum, gözyaşlarımı tutmaya çalıştım. “İyiyim anne, sadece biraz yorgunum,” dedim. Ama anneler anlar. “Bak kızım, ne olursa olsun, kapımız sana her zaman açık,” dedi. O an, içimde bir umut ışığı yandı. Ama yine de Murat’a bir şans daha vermek istedim. Belki de hastalığın etkisiydi, belki zamanla düzelirdi.
Murat, bir süre sonra işine de gitmemeye başladı. Evde sürekli televizyonun karşısında oturuyor, kimseyle konuşmuyordu. Çocuklar babalarından korkar olmuştu. Bir gün, Elif yanıma gelip, “Anne, babam bizi artık sevmiyor mu?” diye sordu. O an, kalbim paramparça oldu. Ne cevap vereceğimi bilemedim. “Baban hasta kızım, biraz zamana ihtiyacı var,” dedim. Ama içimde bir ses, her şeyin daha da kötüye gideceğini söylüyordu.
Bir akşam, Murat eve sarhoş geldi. Daha önce hiç içki içmezdi. Gözleri kan çanağı gibiydi. “Senin yüzünden bu hale geldim!” diye bağırdı. O gece, ilk kez bana el kaldırdı. Şok oldum, ne yapacağımı bilemedim. Çocuklar odalarında korkudan titriyordu. O an, kararımı verdim. Bu evde daha fazla kalamazdım. Çocuklarımın gözünde korku görmekten, her gün bir sonraki patlamayı beklemekten yorulmuştum.
Ertesi sabah, Murat uyurken, çocukları giydirdim. Sessizce evden çıktık. Kız kardeşim Derya’nın evine gittik. Derya, kapıyı açınca beni ve çocukları görünce hemen anladı. Sarıldık, birlikte ağladık. “Artık buradasınız, güvendesiniz,” dedi. O an, ilk kez derin bir nefes aldım. Ama içimde bir boşluk vardı. On iki yıl boyunca sevdiğim adamı, çocuklarımın babasını geride bırakmıştım.
Derya’nın evinde kalmaya başladık. Çocuklar okula yeni başlamıştı, ben ise iş aramaya başladım. Hayatım altüst olmuştu. Geceleri uyuyamıyor, sürekli geçmişi düşünüyordum. Murat’ın bana ilk çiçek aldığı günü, Efe doğduğunda gözlerindeki mutluluğu, Elif’in ilk adımlarını birlikte izlediğimiz anı… Hepsi birer hayal gibi geliyordu şimdi.
Bir gün, Murat aradı. Telefonu açmaya korktum. “Zeynep, lütfen geri dön. Her şey düzelecek, söz veriyorum,” dedi. Sesinde çaresizlik vardı. Ama ben artık ona inanamıyordum. “Çocuklar için güçlü olmalıyım,” dedim kendi kendime. Derya, “Zeynep, kimse senin yerinde olmak istemezdi. Ama artık kendi hayatını düşünmelisin,” dedi. Haklıydı. Yıllarca başkalarını mutlu etmek için yaşadım. Şimdi sıra bendeydi.
Bir akşam, Efe yanıma geldi. “Anne, burada kalacak mıyız?” diye sordu. Gözlerinin içine baktım. “Evet oğlum, artık burası bizim evimiz,” dedim. O an, ilk kez kendimi güçlü hissettim. Hayatımda ilk kez, kendi kararımı kendim vermiştim.
Ama geceleri, yalnız kaldığımda, Murat’ın değişimini düşünüyorum. O hastalık olmasaydı, her şey böyle olur muydu? Onu terk etmek zorunda kalır mıydım? Bazen kendimi suçluyorum. Belki daha fazla sabretmeliydim, belki yardım almalıydık. Ama sonra çocuklarımı düşünüyorum. Onların güvenliği, mutluluğu her şeyden önemliydi.
Şimdi, yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. İş buldum, çocuklarım yeni arkadaşlar edindi. Derya’nın desteğiyle ayakta duruyorum. Ama içimde hep bir yara var. On iki yıl boyunca sevdiğim adamı, hastalığın elinden kaybettim. Bazen, “Acaba Murat geri döner mi? Eski Murat olur mu?” diye düşünüyorum. Ama biliyorum ki, bazı şeyler geri gelmiyor.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz insan bir gün tamamen değişse, ona ne kadar sabrederdiniz? Yoksa benim gibi kaçıp gitmeyi mi seçerdiniz?