Neden Hep Ben Ödüyorum? – Bir Kadının Aşk, Para ve Sınırlar Üzerine Hikayesi

“Yine mi ben ödeyeceğim, Murat?” dedim, sesim titreyerek. Masanın üzerinde duran hesap fişiyle göz göze geldim sanki, bana meydan okur gibi. Murat ise gözlerini kaçırdı, cebinden telefonunu çıkardı ve ekrana bakmaya başladı. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren bu döngü, her defasında beni biraz daha yıpratıyordu.

İstanbul’un kalabalık bir semtinde, küçük bir kafede oturuyorduk. Dışarıda yağmur hafif hafif çiseliyordu. İçimde ise fırtınalar kopuyordu. Murat’la dört yıldır birlikteyiz. İlk zamanlar her şey çok güzeldi; birlikte sinemalara gider, sahilde yürüyüşler yapardık. Ama zamanla, ilişkimizin dengesi bozuldu. Özellikle maddi konularda…

Murat işsiz kaldığında, ona destek olmak istedim. “Birlikte atlatırız,” dedim. O günlerde ona yemekler yaptım, iş ilanlarına bakmasına yardım ettim. Ama aylar geçti, Murat’ın iş bulmaya dair çabası azaldı. Ben ise bir devlet okulunda öğretmenlik yapıyordum. Maaşım çok yüksek değildi ama en azından düzenliydi. Murat’ın işsizliği uzadıkça, faturalar, dışarıda yediğimiz yemekler, hatta onun telefon faturası bile bana kalmaya başladı.

Bir gün annemle telefonda konuşurken, sesimden bir şeyler sezmiş olmalı ki, “Kızım, iyi misin? Murat’la aranızda bir şey mi var?” diye sordu. Anneme hiçbir zaman tam olarak anlatamadım yaşadıklarımı. Çünkü biliyordum, annem “Kızım, kendini kullandırtma,” diyecek. Ama ben Murat’ı seviyordum. Sevgi, fedakarlık gerektirir diye düşünüyordum. Ama fedakarlık ile kendini feda etmek arasındaki farkı o zamanlar bilmiyordum.

Bir akşam Murat’la evde otururken, “Elif, bu ay kredi kartımın limiti doldu. Sen ödeyebilir misin?” dedi. O an içimden bir ses, “Yeter artık!” diye bağırdı. Ama dilimden dökülen sadece, “Tamam, ben hallederim,” oldu. O gece yatağa uzandığımda, tavana bakarak düşündüm: Neden hep ben ödüyorum? Neden Murat bir kez olsun, “Bu sefer ben hallederim,” demiyor? Yoksa ben mi ona bu rahatlığı verdim?

Bir gün, işten eve dönerken, otobüste yanımda oturan yaşlı bir teyze bana bakıp, “Kızım, çok yorgun görünüyorsun. Her şey yolunda mı?” diye sordu. O an gözlerim doldu. Yabancı birine anlatmak istedim derdimi. Ama sadece gülümsedim. Oysa içimde, kimseye anlatamadığım bir yük vardı.

Murat’ın ailesiyle de aram çok iyi değildi. Annesi, “Oğlumun morali bozuk, iş bulamıyor, sen ona destek olmalısın,” derdi. Ama kimse bana, “Sen nasılsın Elif?” diye sormuyordu. Kendi ailem ise, “Kızım, bu çocuk seni seviyor mu, yoksa sadece rahat mı?” diye sorguluyordu. Ben ise arada kalmıştım. Hem Murat’ı kaybetmekten korkuyordum, hem de kendi değerimi yitirmekten.

Bir gün, Murat’la büyük bir tartışma yaşadık. O akşam dışarıda yemek yemiştik. Hesap geldiğinde, Murat yine sessiz kaldı. Dayanamadım, “Murat, neden hep ben ödüyorum? Hiç mi rahatsız olmuyorsun?” dedim. Murat önce şaşırdı, sonra savunmaya geçti. “Senin işin var, ben işsizim. Zaten bu geçici bir durum. Hem senin için yapmıyor muyum her şeyi?” dedi. O an içimde bir öfke kabardı. “Benim için mi? Benim için hiçbir şey yapmıyorsun Murat! Sadece alıyorsun, hiç vermiyorsun!” dedim. Masadan kalkıp çıktım. O gece eve yalnız döndüm.

Eve geldiğimde, annem aradı. Sesimi duyunca, “Kızım, ağlıyor musun?” dedi. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Annem uzun uzun sustu, sonra, “Elif, sevgi tek taraflı fedakarlık değildir. Kendini düşünmek bencillik değil,” dedi. O gece sabaha kadar düşündüm. Gerçekten de, kendimi kaybetmişim. Murat’ı mutlu etmek için, kendi mutluluğumdan vazgeçmişim.

Bir hafta boyunca Murat aramadı. Ben de aramadım. O arada kendime zaman ayırdım. Yıllardır gitmek istediğim tiyatroya tek başıma gittim. Bir kafede oturup kitap okudum. Kendimi yeniden keşfetmeye başladım. O hafta, ilk defa kendimi özgür hissettim.

Bir hafta sonra Murat aradı. “Konuşmamız lazım,” dedi. Buluştuk. Gözleri doluydu. “Elif, sensiz yapamıyorum. Ama iş bulmak için de çabalamıyorum, farkındayım. Sana yük olduğumu biliyorum. Ama korkuyorum, başarısız olmaktan korkuyorum,” dedi. O an Murat’a kızgınlığım biraz azaldı. Çünkü ilk defa duygularını açıkça ifade ediyordu. Ama yine de, ona şunu söyledim: “Murat, ben seni seviyorum. Ama kendimi de sevmek istiyorum. Bu ilişki böyle devam edemez. Senin de sorumluluk alman lazım. Benim sevgim, senin tembelliğini beslememeli.”

Murat başını öne eğdi. “Haklısın,” dedi. O günden sonra Murat iş aramaya başladı. Küçük bir iş buldu. Maaşı azdı ama en azından bir başlangıçtı. Ben de ona destek oldum, ama artık sınırlarımı çizdim. Her şeyin yükünü tek başıma taşımamaya karar verdim.

Aylar geçti. İlişkimiz yavaş yavaş dengelendi. Ama ben de değiştim. Artık kendi sınırlarımı biliyorum. Kendimi feda etmeden de sevebileceğimi öğrendim. Bazen hâlâ içimde bir korku oluyor; ya yine aynı döngüye girersek diye. Ama artık biliyorum ki, kendimi sevmek, başkasını sevmekten daha önemli.

Şimdi size soruyorum: Siz hiç, bir ilişkide kendinizi kaybettiniz mi? Sevgi uğruna, kendi mutluluğunuzdan vazgeçtiğiniz oldu mu?