En İyi Koca, Olmayan Kocadır

“Halina, yine mi yalnız oturuyorsun? İnsan biraz dışarı çıkar, komşularla konuşur!” Annemin sesi, mutfağın kapısından içeriye sızan soğuk hava gibi içimi ürpertti. Oysa ben, çayımın buharında kaybolmuş, pencereden dışarıya, gri bulutların arasından süzülen yağmura bakıyordum. Altı yıl oldu, altı koca yıl. Boşandığım günün sabahı hâlâ aklımda; eski kocam Mehmet’in arkasından kapıyı kapattığımda, evde bir sessizlik çökmüştü. O sessizlik, zamanla bana huzur gibi gelmişti, ama şimdi, kızım Elif’in de evlenip Giresun’a taşınmasından sonra, o sessizlik bir ağırlık oldu, omuzlarıma çöktü.

Elif, geçen yıl evlendi. Düğününde gözyaşlarımı saklamaya çalıştım, çünkü herkes mutlu olmamı bekliyordu. Oysa ben, kızımı kaybetmenin acısını yaşıyordum. O günden beri, Elif haftada bir arar, konuşmalarımız hep aynı: “Anne, her şey yolunda. Sen nasılsın?” Ben de her seferinde “İyiyim kızım, merak etme,” derim. Ama kimse gerçekten iyi olup olmadığımı sormuyor. Kimse, Halina’nın düzenini merak etmiyor.

Bir gün, marketten dönerken komşum Ayşe Hanım’la karşılaştım. “Halina, yalnızlık zor be kızım. Birini bulsan da hayatına baksan,” dedi. İçimden bir kahkaha attım. Sanki insan, yalnızlığını bir başkasıyla doldurabilirmiş gibi. Oysa ben, yıllarca Mehmet’in gölgesinde yaşadım. Onun istekleri, onun kuralları, onun sessiz öfkesi… Boşandıktan sonra ilk defa kendi sesimi duydum. Ama şimdi, o ses bile yankıdan ibaret.

Bir akşam, Elif aradı. “Anne, neden bu kadar sessizsin? Bir şey mi oldu?” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. “Kızım, bazen insanın konuşacak kimsesi olmaz. Sen de uzaktasın, ben de buradayım. Herkes kendi hayatına daldı,” dedim. Elif sustu. Sonra “Anne, ben de burada yalnızım bazen. Ama senin gibi güçlü olmayı öğreniyorum,” dedi. O an, annelikle yalnızlık arasındaki ince çizgiyi hissettim. Kızım kendi hayatını kurarken, ben de kendi hayatımın enkazında dolaşıyordum.

Bir gün, eski eşim Mehmet aradı. “Halina, Elif’in yanına gideceğim. Bir ihtiyacın var mı?” dedi. Sesi hâlâ aynıydı; mesafeli, soğuk. “Yok, sağ ol,” dedim. Telefonu kapattıktan sonra, yıllarca onun yanında neden bu kadar yalnız hissettiğimi düşündüm. Belki de en iyi koca, olmayan kocaydı. Çünkü kimse seni kırmaz, kimse seni yok saymaz, kimse seni unutmaz. Yalnızlık, bazen bir insanın varlığından daha huzurlu olabiliyor.

Bir sabah, annem yine geldi. “Halina, bak kızın gitti, kocan yok, bu evde tek başına ne yapıyorsun? Hayatını yeniden kurmalısın,” dedi. Annemin gözlerinde endişe vardı ama ben, onun endişesinin altında kendi korkularımı gördüm. “Anne, ben ne istiyorum, biliyor musun? Sadece huzur. Kimsenin bana ne yapmam gerektiğini söylemediği bir hayat,” dedim. Annem sustu, gözleri doldu. O da gençliğinde aynı yalnızlığı yaşamıştı belki de, ama hiç konuşmamıştı.

Bir akşam, televizyonun karşısında otururken, eski fotoğraflara bakmaya başladım. Elif’in çocukluğu, ailece gittiğimiz piknikler, Mehmet’in gülümsemesi… O an, geçmişin ağırlığı üzerime çöktü. Gözlerimden yaşlar süzüldü. “Neden hep ben yalnız kaldım?” diye sordum kendime. Oysa yıllarca ailem için, kızım için, kocam için yaşadım. Şimdi ise, kimse için yaşamak istemiyorum. Sadece kendim için yaşamak istiyorum.

Bir gün, Elif’ten bir mesaj geldi: “Anne, seni çok özledim. Keşke yanımda olsan.” O mesajı okurken, içimde bir sıcaklık hissettim. Belki de yalnızlık, sadece bir duygu değil, bir seçimdir. Kızımın yanında olabilirdim, ama kendi hayatımı kurmak istiyordum. Kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyordum. Belki de en iyi koca, olmayan kocaydı. Çünkü insan, kendiyle barışınca, kimseye ihtiyacı kalmıyor.

Bir akşam, Ayşe Hanım kapımı çaldı. “Halina, çay demledim, gel beraber içelim,” dedi. Gittim. Oturduk, konuştuk, dertleştik. O da yıllar önce eşini kaybetmişti. “Yalnızlık kötü değil kızım,” dedi. “Kendinle baş başa kalmak, insanı olgunlaştırıyor.” O an, yalnızlığın bana kattıklarını düşündüm. Güçlü olmayı, sabretmeyi, kendimi sevmeyi öğrendim.

Ama bazen, geceleri, evin sessizliğinde, kendi kendime konuşuyorum. “Halina, sen ne istiyorsun?” diye soruyorum. Cevabım hep aynı: “Huzur.” Belki de huzur, bir insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeydir. Ne bir koca, ne bir çocuk, ne de bir aile… Sadece huzur.

Şimdi, her sabah uyanınca, kendime bir kahve yapıyorum, pencereden dışarıya bakıyorum. Yağmurun sesini dinliyorum, kuşların cıvıltısını… Hayatın küçük güzelliklerini fark ediyorum. Belki de en iyi koca, olmayan kocadır. Çünkü insan, kendiyle barışınca, kimseye ihtiyacı kalmıyor. Peki sizce, insan gerçekten yalnız kalınca mı kendini bulur, yoksa başkalarının gölgesinde mi kaybolur?