“Bir Daha Arama Anne, Meşgulüm!” – O Günden Sonra Hayatım Değişti
“Bir daha arama anne, meşgulüm!” diye bağırdım telefona, sesim evin duvarlarında yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim ama öfkem, yorgunluğum ve hayatın üzerime yığdığı yükler o kadar ağırdı ki, annemin kırılan kalbini düşünemedim. Adım Elif Yılmaz. İstanbul’un kalabalığında, bir muhasebe ofisinde çalışıyorum. Hayatım, sabahın köründe başlayan, akşamın karanlığında biten bir döngüden ibaret. Annem, Ayşe Hanım, Bursa’da tek başına yaşıyor. Babamı yıllar önce kaybettik, abim ise Almanya’da. Annemle aramızda hep bir mesafe vardı ama son zamanlarda bu mesafe uçuruma dönüştü.
O gün, iş yerinde patronumun bitmek bilmeyen talepleri, müşterilerin şikayetleri ve yetişmeyen raporlar arasında boğuluyordum. Telefonum yine çaldı. Ekranda “Annem” yazıyordu. İçimden bir of çektim. Son haftalarda neredeyse her gün arıyordu. Bazen sadece hava durumundan, bazen komşusunun hastalığından, bazen de eski günlerden bahsediyordu. Ben ise her defasında kısa kesiyor, “İşim var anne, sonra konuşuruz,” diyordum. Ama o gün, sabrım taştı. “Anne, bir daha arama, meşgulüm!” dedim, sesim istemsizce yükseldi. Karşıdan bir sessizlik geldi, sonra ince bir sesle, “Tamam kızım, rahatsız etmeyeyim,” dedi ve kapattı.
O an içimde bir huzursuzluk oluştu ama hemen işime döndüm. Akşam eve geldiğimde, evin sessizliği üzerime çöktü. Annemden bir mesaj, bir arama bekledim. Gelmedi. Ertesi gün de aramadı. Sonraki gün de. Bir hafta geçti, annemden ses yoktu. İçimi bir korku sardı. Aramak istedim ama gururum engel oldu. “O arar nasılsa,” dedim. Ama aramadı.
Bir akşam, abimden bir mesaj geldi: “Elif, annemle konuştun mu? İki gündür ulaşamıyorum.” O an panikledim. Hemen annemi aradım, telefon kapalıydı. Ellerim titremeye başladı. Bursa’daki komşusu Fatma Teyze’yi aradım. “Elif kızım, annen iki gündür dışarı çıkmadı, kapıyı da açmıyor,” dedi. O an, ayaklarımın altından yer kaydı. Hemen bir otobüs bileti aldım, sabaha karşı Bursa’ya vardım.
Eve girdiğimde, annemi salonda, koltukta uyur halde buldum. Yanına koştum, nefes alıyordu ama çok halsizdi. Gözlerini açtı, beni görünce hafifçe gülümsedi. “Kızım, geldin mi?” dedi. O an gözlerim doldu. “Anne, neden bana haber vermedin? Neden aramadın?” diye sordum. Gözleri doldu, “Sen meşgulsün diye rahatsız etmek istemedim,” dedi. İçimde bir şeyler yıkıldı. O an, annemin ne kadar yalnız olduğunu, ona ne kadar ihtiyacı olduğunu anladım. Yıllardır kendi hayatımın telaşında, annemi ihmal ettiğimi fark ettim.
O gün annemi hastaneye götürdüm. Hafif bir tansiyon düşüklüğü geçirmiş, çok şükür ciddi bir şey yoktu. Ama annemin gözlerindeki kırgınlık, kalbimde bir yara açtı. Eve döndüğümüzde, annem bana çocukluğumdan bahsetti. “Sen küçükken, gece korktuğunda yanıma gelirdin. Şimdi ben korkuyorum Elif, yalnızlıktan korkuyorum,” dedi. O an, gözyaşlarımı tutamadım. “Anne, özür dilerim. Seni ihmal ettim. Hayatın koşturmacasında seni unuttum,” dedim. Annem elimi tuttu, “Ben seni hiç unutmadım kızım. Senin bir sesin, bir halin bana yetiyor,” dedi.
İstanbul’a döndüğümde, hayatım değişmişti. Artık her gün annemi arıyor, ona vakit ayırıyordum. İş yerinde de, evde de, annemin sesini duymadan huzur bulamıyordum. Ama içimde hep bir pişmanlık vardı. O gün, o cümleyi kurmasaydım, annem bu kadar üzülür müydü? Onun yalnızlığına, sessizliğine ben sebep oldum. Şimdi, annemin her aramasında, “İyi ki aradın anne,” diyorum. Çünkü biliyorum ki, bir gün o telefon hiç çalmayacak.
Hayatın koşturmacasında, en değerli varlığımızı, annemizi ihmal ediyoruz. Bir gün, o ses kesildiğinde, geriye sadece pişmanlık kalıyor. Siz hiç annenize “Meşgulüm, arama!” dediniz mi? O cümleyi geri almak ister miydiniz?