Gelinim Kimseyi İstemiyor, Kendi Çocuğunu Bile – Aile Değerini Bilmeyen Bir Kadının Hikayesi

“Bunu neden yapıyorsun Elif? Çocuğun ağlıyor, duymuyor musun?” diye seslendim, mutfağın kapısında elimde bir tabakla. Elif, salonda koltuğa oturmuş, telefonuna gömülmüş, sanki evde başka kimse yokmuş gibi davranıyordu. Torunum Defne’nin ağlaması evin her köşesini dolduruyordu ama Elif’in yüzünde bir kıpırtı bile yoktu. O an içimde bir şeyler koptu. Oğlum Murat’la evlendiklerinden beri, Elif’in bu soğukluğuna alışmaya çalışıyordum ama artık sabrım tükenmişti.

Oğlumun düğününden önce, Elif’i tanıdığımda, sessizliğini utangaçlığına yormuştum. “Belki alışınca açılır,” demiştim kendi kendime. Ama zaman geçtikçe, Elif’in kimseye yaklaşmadığını, hatta Murat’a bile mesafeli davrandığını fark ettim. Aile sofralarımızda hep bir köşede oturur, konuşulanlara katılmaz, gözlerini yere dikerdi. Annem, “Kızcağız çekingen, zamanla alışır,” derdi. Ama ben, bir anne olarak, oğlumun mutsuzluğunu gözlerinden okuyordum.

Bir gün Murat’ı mutfakta yakaladım. Yüzü solgundu, gözleri uykusuzluktan kan çanağına dönmüştü. “Anne, Elif’le konuşur musun? Çok uzak bana. Ne yapsam olmuyor,” dedi. O an oğlumun çaresizliğini gördüm. “Oğlum, belki de zamana ihtiyacı vardır,” dedim ama içimden de Elif’e karşı öfkem büyüyordu. Bir anne olarak, oğlumun acı çekmesine dayanamıyordum.

Torunum Defne doğduğunda, belki her şey değişir, Elif anneliğin sıcaklığını hisseder diye umutlandım. Ama Defne doğduktan sonra işler daha da kötüye gitti. Elif, bebeği sadece ihtiyaçlarını karşılamak için kucağına alıyor, onunla hiç konuşmuyor, göz göze bile gelmiyordu. Defne’nin ağlamaları evin duvarlarını titretiyordu. Ben ise, elimden geldiğince torunuma sarılıyor, ona ninniler söylüyordum. Ama Elif’in soğukluğu, evin havasını buz gibi yapıyordu.

Bir akşam, Murat işten geç geldi. Yorgun, bitkin bir haldeydi. Elif ise yine koltuğa gömülmüş, Defne’yi bana bırakmıştı. Murat, “Elif, biraz ilgilensen ya Defne’yle. Annem de yoruluyor,” dedi. Elif başını kaldırmadan, “Ben ilgileniyorum zaten. Herkesin bir sınırı var,” diye cevap verdi. O an Murat’ın gözlerindeki hayal kırıklığını gördüm. İçim parçalandı. Oğlumun evliliği gözümün önünde çöküyordu.

Bir gün, Elif’in annesiyle konuşmak istedim. Belki kızına ulaşabilirdi. Telefonda, “Elif küçükken de içine kapanıktı, ama bu kadar değildi,” dedi. “Belki bir psikoloğa götürseniz iyi olur,” diye ekledi. Murat’a bu fikri açtım. “Anne, Elif kabul etmez. Onun için her şey normal,” dedi. O an çaresizliğimi daha da derinden hissettim.

Bir sabah, Defne hastalandı. Ateşi yükseldi, nefes almakta zorlanıyordu. Elif, panik yapmak yerine, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Ben hemen Defne’yi kucağıma aldım, Murat’ı aradım. “Hemen hastaneye götürün!” dedi telefonda. Elif ise, “Belki de sadece diş çıkarıyordur,” diyerek umursamazca koltuğa geri döndü. O an Elif’e karşı öfkem doruğa çıktı. “Sen nasıl bir annesin? Çocuğun hasta, sen hâlâ telefonunla meşgulsün!” diye bağırdım. Elif bana soğuk bir bakış fırlattı, “Benim yöntemim bu. Herkesin anneliği kendine,” dedi. O an, bu evde iki yabancı gibi yaşadığımızı anladım.

Defne’yi hastaneye götürdük. Doktor, “Biraz daha geç kalsaydınız, ciddi sorunlar olabilirdi,” dedi. O an Murat’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. Elif ise, doktorun sözlerini duymamış gibi, hastane koridorunda sessizce oturuyordu. Eve döndüğümüzde, Murat Elif’le konuşmaya çalıştı. “Elif, lütfen biraz daha ilgili ol. Defne senin kızın!” dedi. Elif ise, “Benim yöntemim bu. Zorla mı seveceğim?” diye karşılık verdi. O an Murat’ın kalbinin kırıldığını hissettim.

Günler geçtikçe, evdeki hava daha da ağırlaştı. Ben, torunuma annelik yapmaya çalışırken, Elif’in soğukluğu her geçen gün daha da belirginleşiyordu. Komşular, “Gelin hanım biraz tuhaf değil mi?” diye fısıldaşıyordu. Ben ise, ailemizin dağılmasından korkuyordum. Oğlumun mutluluğu için elimden geleni yapmaya çalışıyordum ama Elif’in duvarlarını aşamıyordum.

Bir akşam, Murat eve geç geldi. Yorgun, bitkin bir haldeydi. Elif ise yine koltuğa gömülmüş, Defne’yi bana bırakmıştı. Murat, “Elif, biraz ilgilensen ya Defne’yle. Annem de yoruluyor,” dedi. Elif başını kaldırmadan, “Ben ilgileniyorum zaten. Herkesin bir sınırı var,” diye cevap verdi. O an Murat’ın gözlerindeki hayal kırıklığını gördüm. İçim parçalandı. Oğlumun evliliği gözümün önünde çöküyordu.

Bir gün, Elif’in annesiyle konuşmak istedim. Belki kızına ulaşabilirdi. Telefonda, “Elif küçükken de içine kapanıktı, ama bu kadar değildi,” dedi. “Belki bir psikoloğa götürseniz iyi olur,” diye ekledi. Murat’a bu fikri açtım. “Anne, Elif kabul etmez. Onun için her şey normal,” dedi. O an çaresizliğimi daha da derinden hissettim.

Bir sabah, Defne hastalandı. Ateşi yükseldi, nefes almakta zorlanıyordu. Elif, panik yapmak yerine, sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Ben hemen Defne’yi kucağıma aldım, Murat’ı aradım. “Hemen hastaneye götürün!” dedi telefonda. Elif ise, “Belki de sadece diş çıkarıyordur,” diyerek umursamazca koltuğa geri döndü. O an Elif’e karşı öfkem doruğa çıktı. “Sen nasıl bir annesin? Çocuğun hasta, sen hâlâ telefonunla meşgulsün!” diye bağırdım. Elif bana soğuk bir bakış fırlattı, “Benim yöntemim bu. Herkesin anneliği kendine,” dedi. O an, bu evde iki yabancı gibi yaşadığımızı anladım.

Defne’yi hastaneye götürdük. Doktor, “Biraz daha geç kalsaydınız, ciddi sorunlar olabilirdi,” dedi. O an Murat’ın gözlerinden yaşlar süzüldü. Elif ise, doktorun sözlerini duymamış gibi, hastane koridorunda sessizce oturuyordu. Eve döndüğümüzde, Murat Elif’le konuşmaya çalıştı. “Elif, lütfen biraz daha ilgili ol. Defne senin kızın!” dedi. Elif ise, “Benim yöntemim bu. Zorla mı seveceğim?” diye karşılık verdi. O an Murat’ın kalbinin kırıldığını hissettim.

Günler geçtikçe, evdeki hava daha da ağırlaştı. Ben, torunuma annelik yapmaya çalışırken, Elif’in soğukluğu her geçen gün daha da belirginleşiyordu. Komşular, “Gelin hanım biraz tuhaf değil mi?” diye fısıldaşıyordu. Ben ise, ailemizin dağılmasından korkuyordum. Oğlumun mutluluğu için elimden geleni yapmaya çalışıyordum ama Elif’in duvarlarını aşamıyordum.

Bir gece, Murat’ı ağlarken buldum. “Anne, ben ne yapacağım? Elif’le konuşamıyorum. Defne’yi düşünüyorum, annesiz büyümesini istemiyorum,” dedi. O an oğlumun acısını iliklerime kadar hissettim. “Oğlum, belki de Elif’in bir yardıma ihtiyacı var. Belki de biz ona ulaşamıyoruz,” dedim. Ama içimde bir ses, bu evliliğin sonunun geldiğini söylüyordu.

Bir sabah, Elif eşyalarını topladı. “Ben gidiyorum. Bir süre yalnız kalmak istiyorum,” dedi. Murat, “Defne’yi bırakıp nereye gidiyorsun?” diye sordu. Elif, “Ben anne olmayı beceremiyorum. Belki de hiç istemedim,” dedi. O an evde bir sessizlik oldu. Defne, kucağımda sessizce bana bakıyordu. Elif kapıyı çekip gittiğinde, Murat yere çöktü, elleriyle yüzünü kapattı. Ben ise, torunuma sarıldım, gözyaşlarımı tutamadım.

Şimdi, Defne’ye ben bakıyorum. Murat işe gidiyor, akşamları eve yorgun dönüyor. Elif’ten haber yok. Komşular, “Gelin hanım dönecek mi?” diye soruyor. Ben ise, her gece dua ediyorum. Belki bir gün Elif geri döner, ailesinin değerini anlar. Ama ya dönmezse? O zaman Defne’ye hem anne, hem babaanne olmaya devam edeceğim.

Bazen kendi kendime soruyorum: Bir insan, kendi çocuğuna bile nasıl bu kadar uzak olabilir? Aile olmak, sadece aynı evde yaşamak mı? Siz olsanız ne yapardınız?