Bir Püre, Bir Tavuk ve Olmayan Bir Boşanma: Agata’nın Ankara Bloklarında Geçen Gecesi

“Yeter artık, bu evde huzur kalmadı!” diye bağırdı annem, mutfağın kapısında dikilmiş bana bakarken. Elimde patates eziciyle kalakaldım. O an, Ankara’nın soğuk bir Ekim akşamıydı ve dışarıda blokların arasında rüzgar uğulduyordu. Oğlum Emir, masanın altında sessizce arabalarıyla oynuyordu. Kocam Erhan ise, yine eve geç kalmıştı. Telefonu defalarca aramama rağmen açmamıştı. İçimde bir yerlerde, bu gecenin sıradan bir akşam olmayacağını hissediyordum.

Patates püresini karıştırırken, annemin gözlerindeki öfkeyi ve yorgunluğu görmemek imkansızdı. “Agata, seninle konuşmamız lazım,” dedi, sesi titriyordu. “Anne, lütfen şimdi değil,” dedim, ama o ısrarcıydı. “Bak kızım, bu şekilde devam edemezsin. Erhan seni düşünmüyor, oğlunu düşünmüyor. Her akşam aynı şey!”

İçimden bir fırtına koptu. Annemin haklı olduğunu biliyordum ama bunu duymak istemiyordum. O sırada kapı zili çaldı. Emir hemen fırladı, “Babam geldi!” diye bağırdı. Erhan kapıdan içeri girdiğinde, yüzünde yorgun ama gergin bir ifade vardı. “Ne oldu yine?” dedi, annemin bakışlarını görünce. Annem, “Seninle sonra konuşacağız,” diyerek salona geçti. Erhan bana döndü, “Yine neyin var?” dedi. O an, içimde biriken her şey patlamak üzereydi.

“Erhan, bu böyle gitmiyor. Her akşam eve geç geliyorsun, oğlun seni özlüyor, ben yalnız hissediyorum,” dedim. O ise gözlerini kaçırdı. “İşim vardı, ne yapayım?” dedi. “Her zaman işin var. Peki ya biz?” diye sordum. O an Emir, elinde oyuncak arabasıyla yanımıza geldi. “Baba, benimle oynar mısın?” dedi. Erhan, “Sonra oğlum, çok yorgunum,” dedi ve salona geçti.

O akşam yemeğinde, masada derin bir sessizlik vardı. Annem, Erhan’a bakmadan yemeğini yedi. Emir, tabağındaki tavuğu didikledi. Ben ise, içimdeki boşluğu dolduracak bir cevap arıyordum. Birden annem, “Agata, seninle konuşmam lazım,” dedi tekrar. Erhan, “Ne konuşacaksanız konuşun, ben karışmıyorum,” dedi ve televizyonun sesini açtı.

Annem beni mutfağa çekti. “Bak kızım, ben yıllarca babanla aynı şeyleri yaşadım. Hep sustum, hep bekledim. Ama sonunda ne oldu? O gitti, ben kaldım. Sen de aynı hatayı yapma. Erhan değişmeyecek. Senin bir karar vermen lazım,” dedi. Gözlerim doldu. “Anne, Emir için katlanıyorum. Onun bir babası olsun istiyorum,” dedim. Annem başını salladı. “Ama sen mutsuzsan, oğlun da mutsuz olur. Bunu unutma.”

O gece, Emir’i yatırdıktan sonra salonda tek başıma oturdum. Erhan, telefonunda bir şeyler izliyordu. Ona baktım, yıllar önce aşık olduğum adamdan eser yoktu. “Erhan, bizim konuşmamız lazım,” dedim. O ise, “Yarın konuşalım, çok yorgunum,” dedi. O an, içimde bir şeyler koptu. Gözlerimden yaşlar süzüldü. Annemin dediği gibi, yıllarca beklemiş, susmuş, umut etmiştim. Ama artık yolun sonuna gelmiş gibiydim.

Gece yarısı, mutfağa su almaya gittiğimde annemi ağlarken buldum. “Anne, ne oldu?” dedim. “Kızım, ben de hata yaptım. Babana yıllarca katlandım, sırf senin için. Ama o gece, her şey değişti. Sana anlatmadığım bir şey var,” dedi. Şaşkınlıkla ona baktım. “Ne demek istiyorsun?” dedim. Annem gözlerini sildi. “Baban aslında bizi hiç terk etmedi. O gece, ben onu gönderdim. Çünkü artık dayanamıyordum. Ama sana hep onun gittiğini söyledim. Bunu bilmeni istedim, çünkü senin de kendi hayatını yaşamanı istiyorum,” dedi. O an, yıllardır taşıdığım yükün aslında bana ait olmadığını fark ettim.

Sabah olduğunda, Erhan işe gitmek için hazırlanırken bana baktı. “Dün gece çok sessizdin. Bir şey mi oldu?” dedi. Ona uzun uzun baktım. “Erhan, ben artık böyle devam edemem. Ya değişirsin, ya da yollarımızı ayırırız,” dedim. O ise, “Boşanmak mı istiyorsun?” dedi. O an, içimde bir korku ve rahatlama aynı anda hissettim. “Bilmiyorum, ama böyle devam edemem,” dedim. Erhan bir şey demeden kapıyı çekip çıktı.

O gün boyunca, annemle uzun uzun konuştuk. Geçmişin yükünü, evliliğimin çıkmazlarını, Emir’in geleceğini düşündüm. Akşam olduğunda, Erhan eve geldi. Sessizce yanıma oturdu. “Agata, ben de mutsuzum. Ama ne yapacağımı bilmiyorum,” dedi. O an, gözlerim doldu. “Belki de birlikte bir yol bulabiliriz,” dedim. O gece, ilk defa uzun uzun konuştuk. Geçmişimizi, hatalarımızı, korkularımızı paylaştık.

Ama hiçbir şey bir gecede değişmedi. Erhan, ertesi gün yine geç geldi. Annem, yine huzursuzdu. Emir, yine babasını bekledi. Ama ben, artık susmuyordum. Her gün, kendim için küçük bir adım atıyordum. Annemin yıllarca sakladığı sır, bana güç vermişti. Artık kendi hayatımın sorumluluğunu alıyordum.

Şimdi, bu satırları yazarken hâlâ cevaplanmamış sorularım var. Evliliğim kurtulacak mı, yoksa annemin yolundan mı gideceğim? Emir için en doğru olan ne? Bazen geçmişin gölgesinde yaşamak, geleceği aydınlatmaya yetmiyor. Siz olsanız, benim yerimde ne yapardınız? Herkesin bir sırrı, bir yükü var. Peki, siz kendi yükünüzü taşımaya devam eder miydiniz, yoksa bırakıp gitmeyi mi seçerdiniz?